İnternet odağından uzaklaşmadan, sektördeki gelişmeler, kullanmaktan keyif aldığım servisler ve edindiğim deneyimler çerçevesinde yazdığım kişisel blogumu keyifle okursunuz umarım...

RSS Linkedin Xing Facebook Friendfeed Hakkimda Twitter
Social Media World Forum


HayHuy tutar mı?

hayhuylogoBugün cevabını merak ettiğim soru bu oldu. Blogumu yayına almışken ve test aşamasında olan yeni bir servisi kullanıp  değerlendirme şansı elimdeyken bir şeyler karalamak istedim. HayHuy‘un bana hitap etmesinin de etkisi yadsınamaz.

Aslında bir süre önce Özgür ve Ender‘den, yani Soda Medya Interactive‘den isimsiz yeni projelerinin konseptini dinlemiş ve bu konuda biraz kafa yormuştum, fakat birkaç gün önce gönderdikleri beta test imkanı ile bu yeni projenin adını öğrenmek, siteyi kullanmak, ve bu konuyu daha somut bir şekilde tartmak mümkün oldu.

Bu analizi istatistiksel veriler üzerinden yapmayacağım, sitenin konsepti ve hedef kitlesi üzerine kafa yorup, çalışma sistematiğini değerlendirip yüzeysel bir şekilde üzerinden geçeceğim. Hatta sizden de bu konuda yorum yapmanızı isteyeceğim.

Öncelikle sitenin üzerine oturtulduğu fikir bana çok çekici geldi. İlk anlatıldığında da çekici bulmuştum, siteyi kullanırken de oldukça fazla keyif aldım. Sitenin (muhtemelen şimdilik) basit işleyişi şu mantığa dayanıyor: Karşımıza çıkan soruları cevaplıyoruz, böylece kendimizi ifade ediyoruz, nasıl bir insan olduğumuzu gösteriyoruz; bir süre sonra elimizde karakterimiz hakkında az çok bir bilgi yığını birikiyor, ve bununla bize benzer başka üyelere ulaşabiliyoruz. Senelerdir dergilerde & gazetelerde de merakla test çözmez miyiz sonucunda ne çıkacağız diye? İşte Hayhuy ile bunu yapıyoruz, bir de diğer üyelerle bu fikir üzerinden etkileşime girebiliyoruz.

hayhuyBu ilk kısım güzel, ben de oturdum sitede soru üstüne soru okudum, hoşuma gidenleri yanıtladım. Başkalarının verdiği yanıtlara baktım, konular hakkında yorumlar yazdım. Hatta bir de isteklendim “Ben de bir şeyler sormalıyım, insanlar benim sorularımı cevaplasın.” diye. Bu kilit bir faktör olabilir. Gerçi bunu yapmak istediğimde karşımda bir filtreleme sistemi bulamadığım için “Şimdi soracağım soru daha önce de sorulmuş olabilir” diye düşünmeden edemedim.

Şimdi siteyi kullanım tecrübemi düşünüp daha da güzelleştirmek için neler eklenebilir diye düşündüğümde aklıma bu kısım geliyor, mevcut soruları kategorilendirmek ve filtreleyebilmek. Uzun iş olabilir belki ama soruları bir etiket sistemi ile kategorilendirmek harika olacaktır. Kullanıcılar spor ile ilgiliyse spor’u, kültür-sanat üzerinden kendilerini ifade etmek istiyorlarsa ilgili etiketleri tıklayıp o konseptte sorulara yanıt verebilmeliler. Sorular hatta cevaplar içerisinde ayrıntılı bir arama sistemi de geliştirilmeli mutlaka. Kullanıcılar tembeldir, sırayla karşılarına gelecek 10 soruyu teker teker atlayıp onları ifade edecek 11. soruyu beklemek yerine arama motorunu kullanıp işlerini hızlı halletmek isterler.

Bu şekilde bir ilerleme ile zaten keyifli bir fikri olan sitenin daha da güzel hale geleceğini düşünüyorum. Beni asıl düşündüren konu ise sitenin para kazanması için harcanacak çaba. Ne tür bir tanıtım yolu izleneceğini merak ediyorum. Kullanıcılar ücretsiz olarak sosyalleşebildikleri diğer mecraları neden tercih etmesinler? Karşılarında gerçekten karakter olarak benzeyen birisi olma ihtimali onlara üyelik için ücret ödettirmeyi başarabilecek mi? Sitenin adamakıllı kazanmaya başlaması için oldukça büyük bir kitleye ulaşması gerekecek mi? Proje ticari bir sektöre veya belli bir kullanıcı profiline hitap etmediğine göre çok yoğun bir trafik almadan önce reklam alma imkanı az olacaktır, somut olarak ihtiyaç duyulan bir servis de sunmadığına göre sosyal ağlar ve arkadaş/sevgili arama siteleri ile rekabet etmek durumunda kalacaktır.

Bu konuda kilit bazı özellikler kullanılabilir, örneğin Özgür’ün bana site üzerinden cevaplamam için yolladığı bir soru, yani “huylandırma” beni heyecanlandırdı, ve soruyu cevaplamadan önce adamakıllı düşündüm. Bu tür ekstra etkileşim yöntemleri sunmak yararlı olabilir görünüyor.

Sitenin genel stratejisi nasıl devam edecek, ve internet kullanıcısından ne kadar ilgi görecek, merakla takip edeceğim. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? HayHuy’u sevdiniz mi, sizce başarılı olur mu? Ne olursa başarılı sayarsınız?

likemindSonunda!
Uzun zamandır internetle içli dışlı olmama rağmen kişisel veya konsept bir blog yazmak için ilk adımı bir türlü atamamıştım. Bu tür bir girişimde iki defa bulunup vazgeçtiğimi net olarak hatırlıyorum: Birincisi, Türkiye’de internetin yaygınlaşmaya başladığı zamanlar olan 90′ların sonu olup Hasan Yalçınkaya‘nin chatkapi adlı sitesinden ilk Türkçe blogu tutmaya başladığı zamandı. 15-20 dk kadar bir blog kurmaya çalışıp, sonrasında pes etmiş, devam etmemiştim. 2006 gibi ise artık iş tecrübesi, hatta bir de kendi projesi olan bir “internetçi” olarak “neden web sitelerini tanıtan bir blog yok?” diye düşünüyordum, Arda Kutsal‘in webrazzi’deki sosyomat’ı tanıtan ilk yazısını görmüş, “güzel olmuş, ben de bir şeyler yazmalıyım” diye düşünmüştüm. Sonrasında ise muhtemelen”en iyisi ortakantin’le ilgileneyim” deyip devamını getirmemiştim. Artık vakit geldi, peki ya neden bunca sene yazmadım da, bugün?

Blog yazmak, özellikle de düzenli olarak yazmak zor bir iş, düzenli olarak uğraştığınız başka bir işiniz varsa daha da zor,  enerji ve emek istiyor. İnsanlara faydalı olmak, okunabilecek bir şeyler sunmak gerekiyor. En önemlisi de, yazılarınızı sunacak bir kitle gerekiyor, yazdıklarınızı birilerinin okuyacağını bilmeniz lazım ki yazmak için motivasyonunuz olsun.Bunca zamandır Türkiye’de internetin gelişimini yakından takip etmiştim, nedense itiraf.com‘u okurken Ersan Özer ile bir çay içeyim dememiştim. Harıl harıl internetle ilgili kitaplar ararken Burak Büyükdemir‘in “Kümesteki Kartal”ını bulup bir çırpıda okumuştum, ama Burak Hoca’ya bir e-posta yollayıp bir yorum göndermek aklıma bile gelmemişti. Bana sorarsanız Türkiye internetinde kımıldanmalar oluyordu fakat, ortada adamakıllı bir mecra, bu işe ilgi duyan kişileri sektöre dahil edecek, iletişimi sağlayacak katalizörler eksikti. 2007 senesinde ben Almanya’ya yerleşirken de benzer bir durum devam ediyordu. Türkiye’de olmayan mecra, pazar, yatırımlar Avrupa’da vardı evet, fakat bu farkı oluşturan neydi? Uluslararası tecrübe edinmek ve kendimi geliştirmek misyonuyla yurt dışına çıkarken sonradan gördüm ki Türkiye’de sektör iyice kaynaşmaya başlamıştı.

Bana sorarsanız 2008 senesi boyunca düzenlenen etkinlikler inanılmaz faydalı oldu ve bunların başında da etohum geliyor. İnternet üzerinde iş üretenleri vitrine çıkartan, bir araya getiren etkisini görmemek mümkün değil. Aynı şekilde, başlıkta birlikte andığım FriendFeed de farklı bir yolla olsa da büyük bir açığı kapatarak internet üzerinde aktif olan kitleyi bir araya toplayıp sektördeki kişilerin ürettiklerini çok hızlı bir şekilde birbirlerine ulaştırmalarını ve iletişimde kalmalarını sağladı. Twitter bizde küresel olarak yarattığı etkiyi yaratmamıştı, FriendFeed ise çok daha fazla sevildi: Vitrine çıkanların altına yorum yazabilmek, “like” verebilmek gibi özellikler etkili şüphesiz. Muhabbeti seviyoruz.

Bu aralar sektörden birçok insanla tanışıyorum, herkesin hikayesini dinlemeye ve yaptıkları işleri takip etmeye çalışıyorum. Bu blog da Türkiye internetine bir şeyler katmak, sektörde olup bitenlere ve ortaya konan işlere kendimce yorumlar eklemek ve deneyimlerimi paylaşmak için yararlı olacak diye umuyorum. Ne de olsa artık birçok yakışıklı sektörel etkinliğimiz, ve de yazdıklarımızı etrafımıza kolayca okutabilmemizi sağlayan harika araçlarımız var. İlgi çekeceğini düşündüğüm şimdilik tasarı halinde olan birkaç yazıyı derleyip yayına sokmak için sabırsızlanıyorum, umarım blogumu takip edersiniz. Hayırlı olsun!