İnternet odağından uzaklaşmadan, sektördeki gelişmeler, kullanmaktan keyif aldığım servisler ve edindiğim deneyimler çerçevesinde yazdığım kişisel blogumu keyifle okursunuz umarım...

RSS Linkedin Xing Facebook Hakkimda Twitter

Takip etme ve takip edilme algoritmam

social-media-addiction1-255x300Özer (wrzl) blogunda twitter/friendfeed ve benzeri araçlar üzerinden sosyalleşmek ve takip edilmek üzerine güzel bir yazı yazmış. Ben de bu konuda bir şeyler karalamak istiyordum, güzel bir fırsat oldu. Birkaç yakın arkadaşıma daha önce bahsetmiş olduğum takip etme ve edilme algoritmamı (!) açıklıyorum:

Bence internet üzerinden sosyalleşme araçları ikinci dereceden iletişim araçları olduğu için yüz yüze iletişim kurmuş olduğum herkes beni internet üzerinden takip etme hakkına sahip. Ve yüz yüze tanışmış olduğum birisi beni takibe alırsa onu ben de mutlaka takip listeme ekliyorum. Paylaştıkları ilgimi çekmiyorsa eğer ana listeme almıyorum, ikinci listeme ekliyorum. Fakat mutlaka ekliyorum, çünkü bunu “seni tanıyorum ve varlığının farkındayım, bana doğrudan mesaj atabilirsin, ve internet üzerinden ulaşabilirsin” şeklinde bir mesaj olarak görüyorum. Ayrıca arada bir takip listemi kontrol edip etrafımdaki insanların neler yaptığına bir bakıyorum. Eğer sizinle tanışmışsak ve sizi takip listeme eklememişsem o an denk gelmemiş olabilir. Veya fotoğrafınızdan, isminizden çıkartamamış olabilirim :)

Birisi ile yüz yüze tanışıyorsak, ve onu takip etmeme rağmen beni takip listesine almıyorsa, bu hareketi pek samimi bulmuyorum. Bir psikolog belki bu konuda daha yetkin bir açıklama yapabilir, bir çeşit ego problemi midir acaba bu? Benim naçizane fikrim bu yönde. Paylaştıklarımı beğenmiyorsan bile nezaketen eklersin, ikinci listeye koyarsın beni. Yanlış mı düşünüyorum? Arada bir listemi kontrol edip tanıştığım ve takibe aldığım, fakat beni takip etmek istemeyenleri listemden çıkartıyorum.

Bunun dışında internet üzerinde güzel paylaşımlarda bulunan kişileri tanımasam da listeme ekliyorum. Güncel etkinlikler, müzik, sanat, ve internet sektörüyle ilgili paylaşımlar ilgimi çekiyor.

Ben de kendi özel hayatım, katıldığım etkinlikler, seyahatlerim, internet ve iş dünyasıyla ilgili ilgimi çekenler, ve kişisel projelerimi paylaşıyorum.

Sizin takip etme-edilme kriterleriniz neler?

Birkaç gün önce tozlu dolaplardan çıkarttığım internet dergilerini şöyle bir karıştırmıştım. 1997 1999 seneleri arasında yayımlanan ve atmayıp saklamış olduğum bu dergilerden 12 tane enteresan reklamı/makaleyi fotoğrafladım, ve bazılarını FriendFeed hesabım üzerinden paylaştım. Kalan fotoğrafları da ekleyip tamamını tek bir yazıda derlemek istedim, aşağıda onlarca derginin içerisinden dikkatimi en çok çekmiş olan 12 fotoğrafı bulabilirsiniz. Kaynak olarak kullandığım yayınlar: AD .Net, Netshow, Aktüel dergisi İnternet eki, Milliyet Bilgisayar&İnternet eki, Star gazetesi internet eki “Startek”. Paylaştığım yazılardan bir tanesi M.Serdar Kuzuloğlu‘na, bir diğeri de Erdal Kaplanseren‘e ait. Benim aynı zamanlarda Netshow dergisine yazdığım bazı yazıları da blogumun arşiv bölümünde bulabilirsiniz.

IMG_0198IMG_0199IMG_0201IMG_0204

“Türkçe ilk portal” Mynet’in duyurusu, Doruknet’ten web&mail (!) hosting fiyatları, Turkcell’in web mesaj servisini yayına alması ve Hürriyet.com.tr’nin insan kaynakları platformu olarak kullanılması ilk dört örneğimiz.

IMG_0206IMG_0208IMG_0210IMG_0212

İkinci dört görüntü Türkiye internetinin belki de ilk fenomen sitesi zuxxi.com üzerine bir makale, Erdal Kaplanseren’den henüz zararları fark edilmediğinden (!) yasaklanmamış kumar siteleri üzerine bir tanıtım yazısı, zamanında büyük yatırımlar yapılmış olan Netbul.com reklamı, ve Serdar Kuzuloğlu’ndan HTML Öğreniyoruz köşesi.

IMG_0202IMG_0205IMG_0207IMG_0200

Yeni eklediğim görseller ise Veezy tanıtım ilanı, Milliyet.com.tr açılış duyurusu, Yahoo! hükümdarlığı nereye kadar? (son birkaç sene öncesine kadarmış sanırım, o zamanlar Google da patlamamış henüz) yazısı ve 200.000 (!) aylık sayfa gösterimi duyurusu.

Umarım hoşunuza giderler.

200135681-0013 G başlamadan yazayım dedim, yakında bu yazıda anlattıklarım o kadar da önemli gelmeyebilir. Gerçi Wi-Fi ile 3G’yi bir tutmamak lazım. Neyse, başlıkta yazdığım konularda birkaç maruzatım olacak:

Starbucks’ların sevdiğim iki özelliği var; bir tanesi ücretsiz internet bağlantısı, diğeri de oturduğunuzda kimsenin sizden zorla sipariş almaması. Birisini beklerken, boş vaktim olduğunda civarda bir Starbucks varsa oturuyorum, yanımda notebookum varsa onunla, yoksa iPhone ile internet kullanıyorum. İşim varsa işimi kaçırmıyorum, en azından üç beş satır bir şeyler okuyorum. Cebimden de beş kuruş çıkmıyor. Bu süreçte canım isterse bir kahve veya sandviç de satın alıyorum tabii ki. Bu da Starbucks’ın kazancı oluyor.

Almanya’da yaşarken özellikle ufak şehirlerde “internet bağlantısı bulunan” cafe aradığımı ve kolay kolay bulamadığımı biliyorum. Yurt dışında kaldığım otellerde de internet bağlantısını kullanmak genelde fahiş fiyatlara satılıyordu.En büyük hayal kırıklığını ise 2006 senesinde ilk defa Almanya’da yüksek hızlı trene bindiğimde yaşamıştım: 90 euroluk fahiş fiyatına rağmen Köln-Berlin arası bindiğim ICE treninde internet bağlantısı yoktu. (Geçen sene bu hizmeti sunmaya başladılar.)

Türkiye’de ise genelde çok ucuz fiyata hatta çoğunlukla bedavaya internet kullanabiliyorsunuz birçok mekanda. En azından bu durum İstanbul için geçerli. Bu şehrin sevdiğim özelliklerinden bir tanesi. Hatta şehrin en sevdiğim internet bağlantısı (!) da Beyoğlu Belediyesi’nin İstiklal Caddesi üzerinde sunduğu bağlantı. İstiklal’de bir köşe başında beklerken bile e-maillerimi kontrol edebiliyorum. İzmit-İstanbul arası ayda yılda bir bindiğim otobüslerde de mobil internet bağlantısı mevcut. Bir saatlik yolculuk şıp diye geçiyor. Bu sayede İzmit’e gidip ailemi ziyaret etme sayımın arttığını bile söyleyebilirim. Ücretsiz internet-> sıkıcı olmayan yolculuk-> memnun müşteri -> daha çok bilet satışı.

Bunlar çok küçük ayrıntılar, fakat internet artık hayatımızda o kadar büyük bir yer kaplıyor ki “ummadığın yerde Wi-Fi bağlantısına rastlamak” büyük bir keyfe dönüşüyor.

largetwinbladeBirkaç gün önce İstinye Park‘ta dolanırken yolum bir oyuncak/hobi mağazasına düştü. Gözüm uzaktan kumandalı oyuncaklara takıldı, bir helikopter modelini gözüme kestirdim. Mağaza görevlisine “helikopterin adamakıllı bir şekilde uçup uçmadığını” sordum, tahmin edebileceğiniz gibi görevliden tatmin edici bir cevap alamadım. Kutularda duran helikopterlerden birini açıp denemek istedim fakat buna da izin verilmedi. Oyuncağın fiyatı 100 liradan yüksekti, ve denemeden satın almak istemedim açıkçası.

Bu sırada imdadıma cebimdeki iPhone yetişti. Mobil internet üzerinden YouTube’a girdim ve oyuncağın ismini yazıp arattım. Çıkan sonuçlar arasından birkaç videoyu izledim. Satın almak istediğim oyuncak helikopteri uçuranlar videoya kaydedip YouTube’a yüklemişler. Videolar hoşuma gittiği için de oyuncağı satın aldım. Eğer elimde böyle bir imkan olmasaydı alışveriş yapmama ihtimalim çok yüksekti.

Ülkemizde 3G kullanımı yakın zamanda başlayacak, mobil internetin önemi artacak. Birçok alışveriş merkezi ve mağaza zinciri için kullanışlı uygulamalar geliştirilmeli ve son kullanıcıya sunulmalı. Alışveriş yapan insanların farklı karakteristikleri göz önüne alınmalı ve yenilikçi çalışmalar yapılmalı. Çeşitli ürünlerin kullanıcı yorumlarından fiyat karşılaştırmasına ve video kayıtlarına kadar birçok yararlı bilgi mobil internet sayesinde son kullanıcıya sunulmalı.

altinorumcekİki gün önce Altın Örümcek Web Ödülleri’nde lokalizasyon (yabancı bir ürünün yerli pazara göre uyarlanması) kategorisinde 2008 senesinin en iyi web sitesi olarak yerelleştirme operasyonunun yönetimini üstlenmiş olduğum sevenload seçildi. Altın Örümcek organizasyonu hakkında birçok farklı eleştiriler getirenler var, ben bu ödülü bir prestij ve yoğun çalışmalarımızın takdir edilmesi olarak görüyorum, birinci seçildiğimizde sevindim açıkçası, üstelik HSBC ve Fiat gibi Türkiye operasyonlarının arkasında büyük dijital ajanslar bulunan küresel markaların önüne geçerek başardık bunu. Bu takdiri de en çok üstüme ben alındım, çünkü com.tr sayfasının launch edilmesinden yerli kanalların oluşturulmasına, web tv anlaşmalarından tasarım ekibinin yön etilmesine, ve hatta Almanca-Türkçe çevirilerin kontrol edilip düzenlenmesine kadar işler benim kontrolümden geçti.

lokalizasyonGeçen sene yaz sonunda Aachen’dan Köln’e taşınıp sevenload merkez ofisinde Türkiye operasyonu için çalışmaya başladığımda aklımdaki ilk şey ürünü Türkiye’ye uygun hale nasıl getireceğimizdi. Çünkü bir ürün teknik altyapı veya arabirim olarak ne kadar kaliteli olursa olsun yerel pazardaki kullanıcıya hitap etmiyorsa orada etkili bir komünite oluşturmak mümkün olmuyor. Bunun için ilk olarak var olan ürünün kullanıcı ile nasıl iletişim kurduğunu kontrol etmek gerekiyordu, öncelikli olarak en küçük hata mesajlarına kadar sitenin dilini tamamen yeniledik. Bunun dışında, Türk kullanıcısına hitap edecek video yayınlarını, en çok talep görenleri en önde sunacak şekilde düzenleyip minimum zamanda maksimum farklı zevke hitap edebilecek şekilde birçok farklı web tv anlaşması yaptık. Kendi komünitesine sahip online mecrada var olan ya da olmayan birçok prodüksiyona sevenload üzerinden özel birer kanal açıp kullanıcılarımıza yayınladık.

Bu süreçte yayına aldığımız kanalların prodüksiyon sahibini kendi dilinden anlatmasına, ilk izlenim, tasarım ve içerik olarak, hatta metin yazımına kadar bütün ayrıntıları ile yetkin bir şekilde hazırlanmasına dikkat ettim.

İlk aklıma gelenler bunlar oldu, çalışmalarımızı beğenen ve bizi birinciliğe layık görenlere teşekkür ederim. Altın Örümcek ödüllerinin tam listesine ulaşmak için buraya tıklayın.

sultanasoundİnternet üzerinde “halkla ilişkiler” kurmaya çalışan ünlülerin sayısı her geçen gün artıyor. Hatta bu ay Digital Age‘in de kapak konusu buydu. Halkla ilişkiler diyorum çünkü çoğunun yazdıkları mesajlardan takip ettikleri kişilere kadar promosyon amaçlı davrandıkları belli oluyor. Seçimler sırasında Sarıgül ve Kılıçdaroğlu’nun Twitter kullanmalarından fakat bunu pek de beceremediklerinden bahsetmiştim. Aynı sorunu sanatçılar da yaşıyor. İnternette daha fazla yer almaya başlamaları güzel, fakat nasıl iletişim kuracaklarını birilerinden öğrenmeleri gerekiyor. Hayranlarıyla bire bir paylaşımda bulunmadıkları, onlara hitap etmedikleri sürece kimse onları takip etmeyecektir, bunu iyi bilmeleri lazım.

Sertab Erener bu işi çok güzel başarıyor, arkasında Özgür Alaz‘ın olduğunu biliyorum. Özgür sağolsun konuyla ilgili sorularıma samimiyetle yanıt verdi, o da benim gibi düşünüyor: Sertab’ın bu işi çok yatkın olmasından, yenilikçi bir karakteri olmasından başka, takipçileriyle bire bir iletişim kurması, özel hayatından parçalar göstermesi, yaptığı işten kesitler sunması ona sıkı bir takipçi kitlesi kazandırdı internet üzerinde. Ek olarak enteresan bir bilgi: Sırf Sertab’ı takip etmek için Twitter’a üye olan azımsanmayacak bir kitle varmış.

Bunlar nereden mi aklıma geldi? Sultana beni (?) Twitter’da takibe almış. Kendi kitlesini Twitter’a taşısa daha başarılı olur bence. Fan gruplarından kişisel web sayfasına kadar birçok yerden bu iletişimi sağlayabilir.

Son olarak, ben de bu işe heves ettim, ve bir sorum var. Sizce Türkiye’den hangi ünlü FriendFeed’de, Twitter’da yer alsa güzel olurdu?

iumk_girisimcilik-ve-inovasÖnümüzdeki hafta pazartesi ve salı günleri boyunca (25 & 26 Mayıs) İstanbul Üniversitesi‘nde Avcılar yerleşkesinde İÜMK (İstanbul Üniversitesi Mühendislik Kulüpleri Platformu) organizasyonuyla Girişimcilik ve İnovasyon Zirvesi düzenleniyor. Etkinliğin ikinci gününde, saat 11:30′dan itibaren internet girişimciliği üzerine konuşacağız. Panele benimle birlikte taze girişimleri Kariyergenç‘i bir ay önce hayata geçiren Nurettin Özdoğan ve bluetooth teknolojisini kullanarak yaptıkları yenilikçi projelerle tanınan Vodera‘dan Ömer Ekinci katılacak.

Etkinlik hakkında ayrıntılı bilgi almak ve panellerin tüm programını görmek için buraya tıklayıp pdf dosyasını indirebilirsiniz. Farklı odaklara sahip isimlerle düzenlenen paneller ilginizi mutlaka çekecektir. Salı günü saat 11:30′da görüşmek üzere.

water-filterSık kullandığımız sosyal ağlara üye olan kişi sayısı arttıkça ve “arkadaş” listemiz büyüdükçe önümüze incelememiz için sunulan bilgi yığını da şişiyor. Ağımızdaki herkesin bu siteleri bizim kullanılmasını istediğimiz şekilde kullanması imkansız, kimisi eğlence amaçlı kullanırken kimisi o anda ne yaptığını yazıyor, yaptığı işi duyurmak için kullanan profesyonellerin sayısı da az değil.

İnsan psikolojisi değişkenlik gösteriyor, en azından ben gündüz vakitleri interneti yoğun olarak iş amaçlı kullanırken ve internet sektöründen çevremdeki insanların yaptığı profesyonel paylaşımları takip ederken akşam üstü olduğunda daha çok yakın arkadaşlarımın neler yaptığını, önümüzdeki günlerde hangi konser veya aktivite olduğunu incelemeyi yeğliyorum.

En popüler sosyal medya araçlarından Facebook ve Friendfeed son arayüz güncellemelerinde filtreleme araçlarını ön plana çıkardı. Facebook arkadaş listenizi çoklu gruplara ayırıp güncellemeleri de bu filtrele göre takip edebiliyorsunuz, keza Friendfeed için de odalar ve gruplar oluşturabiliyorsunuz. Örneğin benim facebook’ta bir yakın arkadaşlarımı içeren grubum, bir tane profesyonelleri/iş arkadaşlarını içeren grubum, bir tane de sıksıkla aktivitelere/konserlere katılan hipster (!) grubum var. Böylece o sırada hangi kanaldan bilgi toplamak istiyorsam o kısmın paylaşımlarına kısa sürede ulaşıyorum, aradan cımbızla toplamam gerekmiyor. Biraz vaktinizi ayırıp bu filtrelemeleri yapmanızı tavsiye ederim.

Twitter için de üçüncü parti uygulamaları kullanarak filtreleme yapabiliyorsunuz. Ben bunun için TweetDeck kullandım. Yakında Twitter’ın da filtreleme araçlarını bünyesine, en azından web arayüzüne katacağını tahmin ediyorum.

Sosyal medya filtrelemesi ile ilgili çeşitli araçlar edinmek ve ayrıntılı bir yazı okumak isterseniz şuraya göz atabilirsiniz.