İnternet odağından uzaklaşmadan, sektördeki gelişmeler, kullanmaktan keyif aldığım servisler ve edindiğim deneyimler çerçevesinde yazdığım kişisel blogumu keyifle okursunuz umarım...

RSS Linkedin Xing Facebook Friendfeed Hakkimda Twitter
Social Media World Forum


altinorumcekİki gün önce Altın Örümcek Web Ödülleri’nde lokalizasyon (yabancı bir ürünün yerli pazara göre uyarlanması) kategorisinde 2008 senesinin en iyi web sitesi olarak yerelleştirme operasyonunun yönetimini üstlenmiş olduğum sevenload seçildi. Altın Örümcek organizasyonu hakkında birçok farklı eleştiriler getirenler var, ben bu ödülü bir prestij ve yoğun çalışmalarımızın takdir edilmesi olarak görüyorum, birinci seçildiğimizde sevindim açıkçası, üstelik HSBC ve Fiat gibi Türkiye operasyonlarının arkasında büyük dijital ajanslar bulunan küresel markaların önüne geçerek başardık bunu. Bu takdiri de en çok üstüme ben alındım, çünkü com.tr sayfasının launch edilmesinden yerli kanalların oluşturulmasına, web tv anlaşmalarından tasarım ekibinin yön etilmesine, ve hatta Almanca-Türkçe çevirilerin kontrol edilip düzenlenmesine kadar işler benim kontrolümden geçti.

lokalizasyonGeçen sene yaz sonunda Aachen’dan Köln’e taşınıp sevenload merkez ofisinde Türkiye operasyonu için çalışmaya başladığımda aklımdaki ilk şey ürünü Türkiye’ye uygun hale nasıl getireceğimizdi. Çünkü bir ürün teknik altyapı veya arabirim olarak ne kadar kaliteli olursa olsun yerel pazardaki kullanıcıya hitap etmiyorsa orada etkili bir komünite oluşturmak mümkün olmuyor. Bunun için ilk olarak var olan ürünün kullanıcı ile nasıl iletişim kurduğunu kontrol etmek gerekiyordu, öncelikli olarak en küçük hata mesajlarına kadar sitenin dilini tamamen yeniledik. Bunun dışında, Türk kullanıcısına hitap edecek video yayınlarını, en çok talep görenleri en önde sunacak şekilde düzenleyip minimum zamanda maksimum farklı zevke hitap edebilecek şekilde birçok farklı web tv anlaşması yaptık. Kendi komünitesine sahip online mecrada var olan ya da olmayan birçok prodüksiyona sevenload üzerinden özel birer kanal açıp kullanıcılarımıza yayınladık.

Bu süreçte yayına aldığımız kanalların prodüksiyon sahibini kendi dilinden anlatmasına, ilk izlenim, tasarım ve içerik olarak, hatta metin yazımına kadar bütün ayrıntıları ile yetkin bir şekilde hazırlanmasına dikkat ettim.

İlk aklıma gelenler bunlar oldu, çalışmalarımızı beğenen ve bizi birinciliğe layık görenlere teşekkür ederim. Altın Örümcek ödüllerinin tam listesine ulaşmak için buraya tıklayın.

sultanasoundİnternet üzerinde “halkla ilişkiler” kurmaya çalışan ünlülerin sayısı her geçen gün artıyor. Hatta bu ay Digital Age‘in de kapak konusu buydu. Halkla ilişkiler diyorum çünkü çoğunun yazdıkları mesajlardan takip ettikleri kişilere kadar promosyon amaçlı davrandıkları belli oluyor. Seçimler sırasında Sarıgül ve Kılıçdaroğlu’nun Twitter kullanmalarından fakat bunu pek de beceremediklerinden bahsetmiştim. Aynı sorunu sanatçılar da yaşıyor. İnternette daha fazla yer almaya başlamaları güzel, fakat nasıl iletişim kuracaklarını birilerinden öğrenmeleri gerekiyor. Hayranlarıyla bire bir paylaşımda bulunmadıkları, onlara hitap etmedikleri sürece kimse onları takip etmeyecektir, bunu iyi bilmeleri lazım.

Sertab Erener bu işi çok güzel başarıyor, arkasında Özgür Alaz‘ın olduğunu biliyorum. Özgür sağolsun konuyla ilgili sorularıma samimiyetle yanıt verdi, o da benim gibi düşünüyor: Sertab’ın bu işi çok yatkın olmasından, yenilikçi bir karakteri olmasından başka, takipçileriyle bire bir iletişim kurması, özel hayatından parçalar göstermesi, yaptığı işten kesitler sunması ona sıkı bir takipçi kitlesi kazandırdı internet üzerinde. Ek olarak enteresan bir bilgi: Sırf Sertab’ı takip etmek için Twitter’a üye olan azımsanmayacak bir kitle varmış.

Bunlar nereden mi aklıma geldi? Sultana beni (?) Twitter’da takibe almış. Kendi kitlesini Twitter’a taşısa daha başarılı olur bence. Fan gruplarından kişisel web sayfasına kadar birçok yerden bu iletişimi sağlayabilir.

Son olarak, ben de bu işe heves ettim, ve bir sorum var. Sizce Türkiye’den hangi ünlü FriendFeed’de, Twitter’da yer alsa güzel olurdu?

iumk_girisimcilik-ve-inovasÖnümüzdeki hafta pazartesi ve salı günleri boyunca (25 & 26 Mayıs) İstanbul Üniversitesi‘nde Avcılar yerleşkesinde İÜMK (İstanbul Üniversitesi Mühendislik Kulüpleri Platformu) organizasyonuyla Girişimcilik ve İnovasyon Zirvesi düzenleniyor. Etkinliğin ikinci gününde, saat 11:30′dan itibaren internet girişimciliği üzerine konuşacağız. Panele benimle birlikte taze girişimleri Kariyergenç‘i bir ay önce hayata geçiren Nurettin Özdoğan ve bluetooth teknolojisini kullanarak yaptıkları yenilikçi projelerle tanınan Vodera‘dan Ömer Ekinci katılacak.

Etkinlik hakkında ayrıntılı bilgi almak ve panellerin tüm programını görmek için buraya tıklayıp pdf dosyasını indirebilirsiniz. Farklı odaklara sahip isimlerle düzenlenen paneller ilginizi mutlaka çekecektir. Salı günü saat 11:30′da görüşmek üzere.

water-filterSık kullandığımız sosyal ağlara üye olan kişi sayısı arttıkça ve “arkadaş” listemiz büyüdükçe önümüze incelememiz için sunulan bilgi yığını da şişiyor. Ağımızdaki herkesin bu siteleri bizim kullanılmasını istediğimiz şekilde kullanması imkansız, kimisi eğlence amaçlı kullanırken kimisi o anda ne yaptığını yazıyor, yaptığı işi duyurmak için kullanan profesyonellerin sayısı da az değil.

İnsan psikolojisi değişkenlik gösteriyor, en azından ben gündüz vakitleri interneti yoğun olarak iş amaçlı kullanırken ve internet sektöründen çevremdeki insanların yaptığı profesyonel paylaşımları takip ederken akşam üstü olduğunda daha çok yakın arkadaşlarımın neler yaptığını, önümüzdeki günlerde hangi konser veya aktivite olduğunu incelemeyi yeğliyorum.

En popüler sosyal medya araçlarından Facebook ve Friendfeed son arayüz güncellemelerinde filtreleme araçlarını ön plana çıkardı. Facebook arkadaş listenizi çoklu gruplara ayırıp güncellemeleri de bu filtrele göre takip edebiliyorsunuz, keza Friendfeed için de odalar ve gruplar oluşturabiliyorsunuz. Örneğin benim facebook’ta bir yakın arkadaşlarımı içeren grubum, bir tane profesyonelleri/iş arkadaşlarını içeren grubum, bir tane de sıksıkla aktivitelere/konserlere katılan hipster (!) grubum var. Böylece o sırada hangi kanaldan bilgi toplamak istiyorsam o kısmın paylaşımlarına kısa sürede ulaşıyorum, aradan cımbızla toplamam gerekmiyor. Biraz vaktinizi ayırıp bu filtrelemeleri yapmanızı tavsiye ederim.

Twitter için de üçüncü parti uygulamaları kullanarak filtreleme yapabiliyorsunuz. Ben bunun için TweetDeck kullandım. Yakında Twitter’ın da filtreleme araçlarını bünyesine, en azından web arayüzüne katacağını tahmin ediyorum.

Sosyal medya filtrelemesi ile ilgili çeşitli araçlar edinmek ve ayrıntılı bir yazı okumak isterseniz şuraya göz atabilirsiniz.

bizibozmazBugün (birkaç saat önce) bizibozmaz.com‘un açılış (aslında bir ay önce açılmışlar fakat partiyi bugün verdiler) partisine katıldım. Bu proje özellikle ilgimi çekiyordu çünkü kurucu ekibinde FHM, Four Four Two gibi dergilerde yayın yönetmenliği ve birçok popüler gazetede köşe yazarlığı yapmış Mansur Forutan bulunuyordu. Bu konuda geleneksel medyadan gelen popüler bir simanın blogculuğa merak salması en çok ilgimi çeken unsur.

Bizibozmaz kendini şöyle tanımlıyor: “Bizibozmaz; bir popüler ve şehir kültürü blog’udur, gerçek ve dijital evrende görüp beğendiklerimizi işleyip sizlerle paylaşır, sanattan tasarıma, teknolojiden dijitale, müzikten afişe, grafikten popüler bilime, popüler tarihten spora, oyundan etkinliğe kadar yaratıcılık ihtiva eden ne varsa gözünüzün içine sokar.”

Mansur Forutan’den partide proje ile ilgili bilgi alma fırsatı buldum. Gazetecilikten blogculuğa geçişinde onu etkileyen faktörler neler olmuştu? bunları sordum. Samimi yanıtlar verdi: Geleneksel medyada kendini ifade konusunda sınırlar bulunduğunu, internet üzerinde sınırsızca hareket edilebildiğini ve istediğiniz her konuda istediğiniz kadar yazıp çizebileceğinizi ve bunun çekiciliğini anlattı. Bunun dışında, düşük maliyetlerin sağladığı kolaylıklardan ve küçük bir ekip ile kendilerine ait bir proje ortaya koyabilmenin hazzından bahsetti. İnternet üzerinden zengin medya imkanlarını kullanıp animasyon, video ve kısa zamanda çok bilgi ve bağlantı sağlayabilme imkanı da hoşuna gitmişti. Blog yazmaya onu iten faktörün son zamanlarda bloglardan çok bahsedilmesi ve blogların daha çok dikkat çekmeye başlaması olduğunu söyledi. İlgi çekici bulduğum bir nokta da geleneksel medya çalışanlarını interaktif mecrada çalışanlardan daha disiplinli bulduğunu söylemesiydi.

Bu kadar çok dalda aynı anda yazılıp çizilen bir blogun pazarlamasında konumlandırma sıkıntıları olabileceğini düşünüyorum. Fakat sıkı bağlantıları ve çevresi bulunan bir medyacının uzun vadede bu blogu bir markaya dönüştürme ve bundan ticari başarı sağlama imkanı bulunuyor. En azından profesyonel olarak yazmakla uğraşan bir ekibin internet üzerinden bu tür bir girişimde bulunması internetin her geçen gün daha çok ciddiye alınan bir platform olduğunu göze çarpıyor. Bu açıdan bu girişimin medyacılar arasında yenilikçi bir hareketi tetikleyeceğini umuyorum.

Ek: Partide Ahmet Hakan ve birkaç tanınmış gazeteci daha vardı. Kendisini örnek göstererek yazmış olduğum blog yazısı onlara ulaştı mı merak ettim, ek olarak onları bir internet sitesinin partisinde görmek hoşuma gitti. Duyduğuma göre bizibozmaz.com’a yazılarıyla katkıda bulunmuşlar. Bu arada parti dediğime bakmayın, Taksim’de bir cafede tanışma ve sohbet toplantısı tadında bir buluşmaydı, masalarda dans eden kızlar yoktu.

jsBir arkadaşım facebook’ta bir video paylaşmış: 25 things I hate about facebok. Tıkladım, izledim, tahmin ettiğim gibi facebook’u kullanan insanların muzdarip olduğu dertleri anlatan, eğlenceli bir parodiydi. Dilden dile dolaşım etkisini yaratmak için çekilmişti. Videoyu Julian Smith adında 1987 doğumlu birisi hazırlamış, sonuna da Juliansmith.tv adresini eklemişti. Videonun sonunda uzun uzun adres gözükünce ben de merak ettim ve sitesine bir göz attım.

Julian şöyle söylüyor: “Gerçek bir işim yok, bütün gün film çekiyorum ve müzik üretiyorum.” Dikkatimi çeken şey Julian’ın internet üzerinden kurduğu iletişimi çok başarılı bir şekilde planlaması oldu. Biyografisinde, yaptığı işler ile ilgili bilgi verdiği her kişisel sayfasında bu işleri izleyicilerin zevki için yaptığını vurgulamış, paylaştığı her videoda izleyicilere küçük oyunlar sunarak videoları arkadaşlarına da göndermelerini rica etmiş, Youtube albümüne abone olanların onun suratında kocaman bir gülümsemeye dönüştüğünü özellikle belirtmiş.

julianyoutube
Julian’ın ayrıca Twitter, MySpace, Flickr ve tabii Facebook hesapları da var. İnternet üzerinden bire bir kendisinin iletişim kurduğunun da altını çizmiş. Bu uğraşıları meyvesini vermiş ve Facebook merkez ofisine davet edilip orada “Facebook’un yeni arayüzünü anlatan” bir parodi çekmiş. Bunun dışında Tyra Banks Show, Britain’s Got Talent gibi büyük izleyici kitlesine hitap eden programlarda konuk edilmiş. Web sitesini incelediğinizde de Arjantin’den Bahama Adaları’na kadar büyük bir hayran kitlesinin kendisini takip ettiğini görüyorsunuz. Bunu internet sayesinde başarmış olduğu ortada, ve bu bence harika bir şey.

Julian kendi filmlerini çekiyor, klipler hazırlıyor, ve şu anda başarılı bir şekilde kişisel markasını parlatıyor. Ülkemizde interneti bu şekilde etkili kullanan genç sanatçılar, yönetmenler aklınıza geliyor mu? Düşündüm fakat parmakla gösterecek birisini bulamadım açıkçası. Julian’ın yıldızının ise gün geçtikçe daha çok parlayacağını ve ilerde büyük projelerle karşımıza çıkacağını düşünüyorum. Buraya not düştüm.

sean-parkerSean Bw Parker, bugün Twitter’dan beni takibe almış. One-line-bio’sunda yazan “singer-songwriter” ve konum bilgisi olarak da “İstanbul”u görünce ilgimi çekti ve önce şarkılarını dinledim, sonra kendisi hakkında ufak bir araştırma yaptım. MySpace profilinden alıntılıyorum:

“Uzun zamandır İstanbul, özellikle de Anadolu Yakası, dünyanın birçok yerinden insanların ikamet etmeye başladığı bir görünüm aldı. Diğer yandan Kadıköy’ün Rock müzik ekseninde bulunduğu konum, meşhur “Kadıköy Sound”, “Akmar Pasajı” veya “Kaybedenler Kulübü” düşünüldüğünde hiç de yabana atılamaz. Artık bu soundun gücünden mi diyeceğiz yoksa tesadüf mü bilemiyorum ama bir İngiliz müzisyen bu soundun en aktif en önemli parçası olmaya başladı son zamanlarda: Sean BW Parker. Bunu vurguluyor olmamdaki temel nedenlerden biri, Sean’in Kadıköy Sound’dan hiç de uzakta olmayan bir tarza sahip olması. Kendine özgü funky ritimlerin yanında alt yapısında blues ve cazın da yer aldığı alternative rock müziği. Facebook ve MySpace’in gücünü sonuna kadar kullanan Sean ciddi bir dinleyici kitlesi oluşturmuş görünüyor. Zira kurduğu Sean Parker Band ile kendisini başta Kadıköy Shaft Bar olmak üzere, Kemancı, Studio Live gibi mekanlarda sık sık görmeniz mümkün. “A Gun To The Temple” albümünü 2008 yılı içinde kaydeden topluluk bu kayıdı internetten paylaşmakta da bir beis görmemiş. Albümde Sean BW Parker, gitar ve vokallerde yer alırken, Thomas Patron ikinci gitarda, Muratcan Akçay da davullarda yerini almış. Yapıta ayrıca, Matthew Lemon, Barış Büren, Sertaç Güler ve Bob Lanz da katkıda bulunmuşlar. Tüm şarkı sözleri, besteler ve prodüksiyon ise Sean BW Parker’a ait. Albümü grubun MySpace sayfasından veya ilike.com‘dan dinlemek mümkün. Sean ilk başta bol R.E.M. etkili “Above The Warzone” ile dikkat çekmeyi başarıyor. “Spirits” ve “Cascade” İngiliz yenilikçi rock müziğinin bariz bir biçimde Sean ile vücut bulmuş hali. ”Flesh Machine” , ”Whoes”, “Falling From High”, “Shades Of Grace” ise Kadıköy Sound’un bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde karşımıza çıktığı melankolik balladlar. “A More Defansive Attack”, ska bölümleriyle oldukça keyifli bir şarkı. ”Spit It Out” albümün hareketli şarkılarından. ‘Spit it out, spit it out…’ naralarıyla bizi dans pistine savuruyor. Duygusal melodiler, derinden gelen karizmatik ve melankolik vokaller ve tüm bunlara rağmen eğlenmeyi unutmayan kaygısız bir ruh hali. Parker hepsini bir arada başarıyla sunuyor bizlere. Albümün öne çıkanları; ”Above The Warzone”, ”Spirits”, ”Falling From High”, ”A More Defansive Attack” ve ”Spit It Out” olarak sıralanabilir. Dedim ya albümünü karşılıksız paylaşıyor bu gizemli İngiliz.”

2004 senesinde İstanbul’a geçici bir süreliğine gelen Sean, burayı çok sevmiş ve şehre uzun süreliğine yerleşmeye karar vermiş. O zamandan beri de kurduğu grubu ile birçok farklı mekanda ve festivalde sahne almış. İnterneti de aktif bir şekilde kullanıyor: Çeşitli dergilerde çıkan röportajlarını, konser fotoğraflarını MySpace profilinden paylaşmış. Profilinde blog da tutuyor. Twitter hesabından Taksim’de saldırıya uğradığından birçok konudaki farklı düşüncelerine kadar çeşitli bilgilerine ulaşabiliyorsunuz. Hesabını ilk açtığında daha çok tanıtım için kullandığı görülüyor fakat daha sonraları kişisel bilgilerini ve düşüncelerini de paylaşmaya başlamış ve onu takip etmek daha keyifli bir hal almış. Facebook profilini (Sean Parker yazınca çıkıyor-tam 12 tane de ortak arkadaşımız varmış! Genelde müzikle ilgili kişilerle arkadaş) ve grubunu da es geçmemek lazım tabii ki.

Kısacası: Twitter’ın bu özelliği çok hoşuma gidiyor. Çok küçük detaylar üzerinden yeni insanlar keşfetmenizi ve onları takip edebilmenizi sağlıyor. Sean Parker’ı bir konserde canlı olarak izlediğimde daha da keyif alacağıma eminim.

marketing-turkiye-ortakantinBugün Marketing Türkiye dergisini aldığımda 2005 senesinde henüz üniversitedeyken kurduğumuz ortakantin.com‘un tam sayfa tanıtım ilanıyla karşılaştım. Projemizin kurumsal ilişkileriyle ilgilenen Netbook Interactive‘in yaş günü sebebiyle dergide bazı tanıtım ilanlarının yayınlanacağını biliyordum ama böyle güzel ve kapsamlı bir şekilde hazırlanmış bir ilan beklememiştim. Açıkçası çok hoşuma gitti ve keyiflendim bu durumdan, ülkenin en önemli iş dergilerinden birisinde sıfırdan kodlayarak ortaya çıkardığımız ve hiçbir yatırım veya sermaye desteği olmadan büyüttüğümüz ürünümüz tam sayfa yer alıyordu.

Şunu düşündüm: İnternet projelerimin tanıtımı için şu ana kadar bütçe ayırırken her zaman başka internet siteleri üzerinden tanıtım yaptım. Zaten bilgisayar başında bulunan ve internet kullanan birisinin tek bir tıklama ile siteme ulaşacağına ve eğer hedef kitlemize uyuyorsa, site de ilgisini çekerse üye olup siteyi kullanmayı başlayacağını umdum. Google reklamları, facebook ve benzeri düşük bütçe ile yaygın tanıtım imkanı sağlayan sosyal ağlar ve kendi bağlantılarım ile sağladığım karşılıklı banner değişim kampanyaları bunlar arasında sayılabilir. Düşük bir tanıtım bütçesi ile verimli bir yeni kullanıcı kitlesine ulaşmak son derece mantıklı. Fakat her ne olursa olsun yazılı basında yer almak son derece prestijli bir durum. Elinizdeki projenin belli bir olgunluğa ve değere ulaştığını gösteriyor. Yazılı basın sektörel kitleye ulaşıyor, ve orada yer almak belli bir bütçe gerektiriyor.

Sonra Türkiye internet sektörünün yazılı basındaki varlığını düşündüm: Yaklaşık on sene önce gazetelerin hafta sonu eklerinde ve Yurtsan Atakan, Serdar Kuzuloğlu gibi gazetecilerin köşelerinde yer alıyordu internet. Birkaç internet dergisi yayımlandı, tutmadı. Gazeteler internet için özel ekler yayımladılar bir süre. Şu anda bakıyorum; Digital Age dergisi ve Marketing Türkiye IP eki var. Bu dergileri karıştırdığımda birçok interaktif ajans, yazılım ve tasarım firması görüyorum. Büyüklü küçüklü birçok internet sitesi reklamverenlere sunuluyor.

Henüz kıvama geldiğine inanmıyorum, bu yayınlar ne kadar uzun soluklu olacak merak ediyorum, ama internete yönelik yayınları elime alıp mürekkep kokusunu içime çektiğimde heyecanlanıyorum hala.