İnternet odağından uzaklaşmadan, sektördeki gelişmeler, kullanmaktan keyif aldığım servisler ve edindiğim deneyimler çerçevesinde yazdığım kişisel blogumu keyifle okursunuz umarım...

RSS Linkedin Xing Facebook Hakkimda Twitter

Sofya’dayım, Webit başlıyor

national-palace-of-cultureBir süre önce Webrazzi’ye Webit’i duyuran bir yazı yazmıştım. Sonunda etkinlik zamanı geldi, ben de ufak bir Sofya seyahati organize ettim, hem Webit’e katılmak hem de yeni projeler, ekipler tanımak için. Bugün sabah erken saatlerde Sofya’ya vardım. Uçuş 1 saat sürdü. Otele yerleştim, sonra ufak bir gezintiye çıktım ve şu anda Webit’in düzenleneceği “National Palace of Culture” binasını tam karşıdan gören bir Starbucks’ta oturup kablosuz internetten faydalanıyorum.

Havaalanından otele taksi ile giderken yolda birçok Webit tabelası gördüm, facebook’tan google’a kadar firmaların logoları ile Webit logoları birlikte kullanılarak tanıtım yapılmış. Çok hoşuma gitti açıkçası, sadece 1 milyon küsür nüfuslu bir Bulgar şehrinde kentin en büyük ve ihtişamlı yapılarından bir tanesi bir Web fuarı için ayrılmış.

Webit yarın sabah başlıyor ve iki gün sürecek. İzlenimlerimi sıcağı sıcağına Webrazzi üzerinden aktarmaya çalışacağım. Bir de Marketing Türkiye IP eki için özel bir yazı yazacağım.

Favit ekibinden Besim Dönmez beni almaya geliyor. Tanışacağız ve sohbet edeceğiz. Favit Sofya’da yerleşik bir Türk internet firması. Sofya şu anda güneşli, hava çok güzel. İstanbul’dan daha güzel hatta, güneş gözlüklerimi taktım.

En çok merak ettiğim konular: Doğu Avrupa web scene ne durumda, başarılı startuplar var mı (Takip ettiğim kadarıyla Seedcamp’lerde yatırım alan bazı startup’lar arasında Bulgaristan’dan ekipler de vardı) Bir de Türkiye’den katılımcılar ne anlatacaklar.

Ayrıntıları iletmeye devam edeceğim.

etohumYazmak için geç mi oldu bilmiyorum, belki de son güne kalması daha iyi olmuştur, yazıyı görenler müsaitse bu akşam iş çıkışında bir uğrarlar muhtemelen: Bu akşam bir etohum organizasyonu var ve konuklardan bir tanesi de benim. Volkan Biçer ve Serhat Gürcü ile birlikte Ortakantin & YouthRep ortaklığının nasıl oluştuğu, sitenin geçmişi ve geleceğe yönelik planlarımız hakkında bilgi vereceğiz. Sizi de bekleriz.

Organizasyon hakkında ayrıntılı bilgi için facebook sayfasına buradan bakabilirsiniz.

Tarih: 24 Eylül 2009, Perşembe
Saat: 17:30 – 19:30
Yer: Bersay İletişim Enstitüsü BİE Kasap Sokak Hilmi Hak Han, No 22 Esentepe, İstanbul

ofansif logoBirkaç ay önce sessiz sedasız bir şekilde hayata geçmiş olan futbol sosyal ağı & platformu Ofansif, Türkiye internetinde son zamanlarda beni heyecanlandıran birkaç projeden bir tanesi oldu. Uzun zamandır söylüyordum, bu kadar fazla futbolseverin yaşadığı bir ülkede neden taraftarlara yönelik bir sosyal ağ yok? diye. Vakit bulsam kendim bir şekilde futbol/spor bazlı bir projenin içerisinde olmak istiyordum. Çok yüksek bütçelere sahip olan futbol takımlarına bir şekilde ucu dokunacak olan bir projenin sonsuz ticari potansiyeli ve açılımı olduğuna inanıyorum. Sonunda birileri sesimi duydu sanırım.

Siteyi keşfettikten sonra biraz inceledim ve arkasında yetkin bir ekip olduğunu tahmin ettim. Güncel maç verilerinin kullanımından arkada komple bir futbolcu/takım veritabanı olmasına ve sistemin yazılışından farklı servislerle entegrasyonlara kadar çok ayrıntılı ve profesyonel bir iş çıkartılmıştı. Dün akşam Ofansif’in kurucuları ile tanışma ve sohbet etme şansına sahip oldum. (Murat Kahraman‘a çok teşekkürler.) Ve projenin çıkış öyküsünü, geleceğe yönelik planlarını dinledim.

Ofansif ekibinin kafasındaki format “mainstream” bir futbol platformu ve sosyal ağından çok öte: Taraftarlara hitap eden, futbol kültürünü geliştiren, futbolseverlerin kendilerini göstermelerini ve ifade etmelerini sağlayacak bir oluşum yaratmak istiyorlar. Site için halihazırda yayın yapan futbol konseptli haber siteleri ve futbolla bağlantılı yazılı/online yayınlarda bulunmayan özellikler geliştiriliyor. İstanbul dışı futbol takımlarının taraftarlarına kendilerini ifade olanağı sağlamak da misyonları içerisinde heyecan duydukları ayrıntılardan bir tanesi.

Zamanla çok ses getireceğini ve hem kullanım tecrübesi & yaygınlığı hem de ticari anlamda bir başarı hikayesi olacağını düşündüğüm bu siteye henüz göz atmadıysanız sizi buraya alalım.

ortakantin-yourthrep-logosYaklaşık bir hafta önce ilk olarak webrazzi’de çıkan haberi okumuşsunuzdur muhtemelen, 2005 senesinde üniversitede okurken yakın arkadaşım Volkan Biçer ile birlikte kurduğumuz ve ilerleyen zaman ile birlikte şirketleştirip profesyonel bir işletme haline getirdiğimiz üniversiteli sosyal ağı ortakantin‘e dünya çapında markalara gençlik iletişimi hizmeti veren Youth Republic ortak oldu. Bu ortaklık hakkında geçtiğimiz hafta boyunca birçok şey yazıldı & çizildi, farklı mecralarda da bu konuda haberler çıkmaya devam edecek, şimdiye kadar eksik olan kısım ise bu beraberliğin kimlerin katkısıyla ve ne şekilde oluştuğu idi.

Bu aralar ikinci dönemi başlayan etohum organizasyonunda girişimciler ve yatırımcılar aynı ortamda buluşma fırsatı buluyor. Biz bir etohum şirketi değildik ve sahneye çıkıp büyük kitlelere projemizi anlatmadık. Fakat elimizdeki projenin belli bir bilinirliği ve ticari değeri bulunuyordu. İlk paragrafta yazdığım üzere ortakantin de YouthRep de belli bir kitleye yönelik çalışmalar sürdürüyorlar ve bu ortaklığın bir sinerji doğuracağı kesin. Bu aşamada bizi etohum organizasyonu sektörde iyice bilinir bir konuma getirdi ve Burak Büyükdemir hocamızın da yardımıyla Youth Republic’in sahipleriyle tanışma ve görüşme fırsatı bulduk. Burak Hoca’ma (ben ona böyle hitap ediyorum, benim annem babam da emekli öğretmendir) buradan bir kez daha teşekkür etmek istiyorum.

etohumKişisel bir blog tutmaya karar vermemde etohum’un katkısı olduğunu blogumun henüz ilk yazısında belirtmiştim. Bu yazı ile bir hatırlatma yapmış olayım, bu linkini verdiğim yazıyı yazdığımda henüz ortada ortaklık adına bir sözcük bile konuşulmamıştı. Fakat elinizde adamakıllı bir projeniz varsa, çalışıyorsanız, üretiyorsanız, ve yeni bağlantılar için imkanınız da varsa işinizi büyütmek kolaylaşıyor. İşinizi iyi yapmak, kime fayda sağlayabileceğinizi bilmek, ve onlara ulaşabilmek çok önemli.

couchsurfingBirkaç saat önce elime ulaşan e-posta’da internet & seyahat severler ve özellikle de biz İstanbul’lular için heyecan verici bir haber vardı ve hemen paylaşmak istedim.  Eski bir yazımda bahsetmiş olduğum “Hayatımı değiştiren iki internet sitesi”nden bir tanesi olan Couchsurfing, tam bir seneliğine İstanbul’a taşınıyor! Bu ne demek: İstanbul’da bir ekip kurulacak, bir sene boyunca dünyanın dört bir yanından gezginler CS İstanbul kolektifine gelip kalacaklar, şehrimizi gezecekler, burada birçok etkinlik düzenleyecekler, ve bunların hepsini internet kullanarak, couchsurfing.com üzerinden organize edecekler.

Dünya çapında bir internet projesi ve organizasyonda çalışmak isterseniz eğer İstanbul ofisinde istihdam edilecek birçok iş pozisyonu açık durumda şu anda: Buraya tıklayıp ulaşabileceğiniz pozisyonlar arasında web geliştirici, koordinatör, hatta şef bile var. Mutlaka göz atın derim.

İstanbul özellikle son birkaç senedir yabancılar arasında çok çok popüler, ve dünyanın “hip” şehirleri arasında. İstanbul’da yaşayan ve şehri görmeye gelen turist sayısında inanılmaz bir artış var. Couchsurfing’in de İstanbul’a renk  katacağı kesin.

Ekleme: CS tarafından gönderilen e-posta’daki metni paylaşıyorum

Our next Collective — will you be there?

CouchSurfing is pleased to announce the location of our newest Collective — Istanbul, Turkey!  We’ll be moving in and setting up shop in October.  Over the next 12 months, all CS volunteers will have the opportunity to live there, as well as at our headquarters in San Francisco, CA, USA.  Are you interested in traveling the world with us?  We’re now hiring for eight career positions that are compensated with travel, housing, and meals.

A CouchSurfing Collective is where our volunteers live and collaborate on projects.  BaseCamp, our permanent Collective and administrative center, is located in San Francisco.  Alongside this, we’re opening up Collectives in countries around the globe.  Collectives are central to our philosophy.  In exchange for their time and talent, volunteers are given the chance to travel the world.  Our unique model allows volunteers to spend extended amounts of time getting to know new countries and cities while collaborating with other bright and motivated people to create a better world.  From the first Collective in Montreal to the most recent one in Costa Rica, Collectives are one of the strongest benefits we offer to our staff.

We’d love to have you!  Our organization needs a variety of skill sets.

TwitterBir tanesi geçen hafta Truman Show‘u izlerken aklıma geldi, diğeri de Bozcaada’daki tarihi kaleyi gezerken.

Birinci fikir, Twitter’ı canımız istediğinde değil de, belli bir sistematiğe bağlı olarak kullanmak. Örneğin her 30 dakikada bir o sırada gerçekten ne yaptığımızı yazmak. Normalde “bunu twitlemeliyim” dediğimizde yazıyoruz ya bir şeyler, onun yerine dakikası dakikasına yazacaksın ve herkes seni izleyecek. Tam bir hafta boyunca mesela: Yalan söylemek yok. (Tuvaletteyim. Uyuyorum -uyurken twitlemesi için küçük bir kod yığını hazırlamak lazım mesela- Sevişiyoruz. Yemek yiyorum. Okula gidiyorum vs.) Gerçekten ne yapıyorsan onu yazacaksın. Bu deneysel çalışma sonuçlandığında enteresan olabilir, tüm bir haftanın dökümünü gözden geçirmek.

Bu ilk fikre benzer bir kayda bir sitede rastladım. Fakat her 30 dakikada bir twitleyen arkadaş ne yaptığını tam olarak yazmamış, onun yerine 30 dakikada bir düzenli olarak kafasına esen bir şeyler yazmış. Benim fikrimde önemli olan o sırada ne yaptığını açık seçik yazman. Güzel bir deneyim olabilir diye düşünüyorum, en azından takipçiler için. Ve haber değeri taşıyabilir, iyi pazarlaması yapılırsa. Bir hafta boyunca her yarım saatte bir twitleyecek! Hayatını gerçek zamanlı olarak takipçilerine aktaracak. Bu arada, benden önce Truman Show’dan ilham alan başka birileri daha olmuş, şuraya bir göz atın.

İkinci fikir, Twitter üzerinden rol yapmak. Özellikle de Twitpic kullanarak. Bu bir senaryoya göre birkaç kişinin oluşturacağı bir Twitter macerası olabilir. Ya da gerçek hayatımızın içerisine yedireceğimiz türden kısa süreli roller olabilir. Bozcaada Kalesini gezerken, fotoğrafını çekerken aklıma geldi. Kalenin zindanlarına inip, fotoğrafını çekip twitleyerek “zindana attılar birisi beni kurtarsın” yazsam mesela? Bu tür bir “role playing” oyunu üzerinde kafa yorularak, uygun bir mekanda, güzel bir senaryoyla keyifli bir “orta çağ simülasyonu” yaratılabilir mesela.

Twitter üzerinden rol yapmaya örnek birkaç tane hesap buldum. Bir makale True Blood dizisinden ilham alanları anlatıyor. Tarihi bir olayı öğrencilerine ödev olarak verip onu Twitter üzerinden canlandırmalarını isteyen bir hoca da bloguna benzer bir not almış. Genny Spencer ise hayali bir karakter, 1937′de yaşayan bir köylü kızı. Her gün bir defa twitliyor.

Ben özellikle fotoğraflar ile desteklenerek kurgu bir macera akışı yaratmanın heyecan verici olabileceğini düşünüyorum.

Bu fikirler hoşunuza gitti mi? Denemek ister miydiniz, veya birileri bu fikirlerden birisini uygulasa takip eder miydiniz?

Ne zaman adam oluruz?

nezamanadamoluruzFatih Altaylı Twitter kullanmaya başlamış. Neler yazıyor diye bir göz attım. Köşesinde sorduğu “Ne zaman adam oluruz?” sorusunu yöneltmeye devam ediyor ve kendince cevaplar veriyor. Şu anda 420 takipçisi var ve hiç kimseyi takip etmiyor. Ben de aynı soruyu sorup cevaplamak istiyorum:

Ne zaman adam oluruz?

Kendimiz yazdığımız kadar başkalarını da dinlediğimiz zaman.

Saygılar.

Takip etme ve takip edilme algoritmam

social-media-addiction1-255x300Özer (wrzl) blogunda twitter/friendfeed ve benzeri araçlar üzerinden sosyalleşmek ve takip edilmek üzerine güzel bir yazı yazmış. Ben de bu konuda bir şeyler karalamak istiyordum, güzel bir fırsat oldu. Birkaç yakın arkadaşıma daha önce bahsetmiş olduğum takip etme ve edilme algoritmamı (!) açıklıyorum:

Bence internet üzerinden sosyalleşme araçları ikinci dereceden iletişim araçları olduğu için yüz yüze iletişim kurmuş olduğum herkes beni internet üzerinden takip etme hakkına sahip. Ve yüz yüze tanışmış olduğum birisi beni takibe alırsa onu ben de mutlaka takip listeme ekliyorum. Paylaştıkları ilgimi çekmiyorsa eğer ana listeme almıyorum, ikinci listeme ekliyorum. Fakat mutlaka ekliyorum, çünkü bunu “seni tanıyorum ve varlığının farkındayım, bana doğrudan mesaj atabilirsin, ve internet üzerinden ulaşabilirsin” şeklinde bir mesaj olarak görüyorum. Ayrıca arada bir takip listemi kontrol edip etrafımdaki insanların neler yaptığına bir bakıyorum. Eğer sizinle tanışmışsak ve sizi takip listeme eklememişsem o an denk gelmemiş olabilir. Veya fotoğrafınızdan, isminizden çıkartamamış olabilirim :)

Birisi ile yüz yüze tanışıyorsak, ve onu takip etmeme rağmen beni takip listesine almıyorsa, bu hareketi pek samimi bulmuyorum. Bir psikolog belki bu konuda daha yetkin bir açıklama yapabilir, bir çeşit ego problemi midir acaba bu? Benim naçizane fikrim bu yönde. Paylaştıklarımı beğenmiyorsan bile nezaketen eklersin, ikinci listeye koyarsın beni. Yanlış mı düşünüyorum? Arada bir listemi kontrol edip tanıştığım ve takibe aldığım, fakat beni takip etmek istemeyenleri listemden çıkartıyorum.

Bunun dışında internet üzerinde güzel paylaşımlarda bulunan kişileri tanımasam da listeme ekliyorum. Güncel etkinlikler, müzik, sanat, ve internet sektörüyle ilgili paylaşımlar ilgimi çekiyor.

Ben de kendi özel hayatım, katıldığım etkinlikler, seyahatlerim, internet ve iş dünyasıyla ilgili ilgimi çekenler, ve kişisel projelerimi paylaşıyorum.

Sizin takip etme-edilme kriterleriniz neler?