İnternet odağından uzaklaşmadan, sektördeki gelişmeler, kullanmaktan keyif aldığım servisler ve edindiğim deneyimler çerçevesinde yazdığım kişisel blogumu keyifle okursunuz umarım...

RSS Linkedin Xing Facebook Friendfeed Hakkimda Twitter
Social Media World Forum


ortakantin-yourthrep-logosYaklaşık bir hafta önce ilk olarak webrazzi’de çıkan haberi okumuşsunuzdur muhtemelen, 2005 senesinde üniversitede okurken yakın arkadaşım Volkan Biçer ile birlikte kurduğumuz ve ilerleyen zaman ile birlikte şirketleştirip profesyonel bir işletme haline getirdiğimiz üniversiteli sosyal ağı ortakantin‘e dünya çapında markalara gençlik iletişimi hizmeti veren Youth Republic ortak oldu. Bu ortaklık hakkında geçtiğimiz hafta boyunca birçok şey yazıldı & çizildi, farklı mecralarda da bu konuda haberler çıkmaya devam edecek, şimdiye kadar eksik olan kısım ise bu beraberliğin kimlerin katkısıyla ve ne şekilde oluştuğu idi.

Bu aralar ikinci dönemi başlayan etohum organizasyonunda girişimciler ve yatırımcılar aynı ortamda buluşma fırsatı buluyor. Biz bir etohum şirketi değildik ve sahneye çıkıp büyük kitlelere projemizi anlatmadık. Fakat elimizdeki projenin belli bir bilinirliği ve ticari değeri bulunuyordu. İlk paragrafta yazdığım üzere ortakantin de YouthRep de belli bir kitleye yönelik çalışmalar sürdürüyorlar ve bu ortaklığın bir sinerji doğuracağı kesin. Bu aşamada bizi etohum organizasyonu sektörde iyice bilinir bir konuma getirdi ve Burak Büyükdemir hocamızın da yardımıyla Youth Republic’in sahipleriyle tanışma ve görüşme fırsatı bulduk. Burak Hoca’ma (ben ona böyle hitap ediyorum, benim annem babam da emekli öğretmendir) buradan bir kez daha teşekkür etmek istiyorum.

etohumKişisel bir blog tutmaya karar vermemde etohum’un katkısı olduğunu blogumun henüz ilk yazısında belirtmiştim. Bu yazı ile bir hatırlatma yapmış olayım, bu linkini verdiğim yazıyı yazdığımda henüz ortada ortaklık adına bir sözcük bile konuşulmamıştı. Fakat elinizde adamakıllı bir projeniz varsa, çalışıyorsanız, üretiyorsanız, ve yeni bağlantılar için imkanınız da varsa işinizi büyütmek kolaylaşıyor. İşinizi iyi yapmak, kime fayda sağlayabileceğinizi bilmek, ve onlara ulaşabilmek çok önemli.

couchsurfingBirkaç saat önce elime ulaşan e-posta’da internet & seyahat severler ve özellikle de biz İstanbul’lular için heyecan verici bir haber vardı ve hemen paylaşmak istedim.  Eski bir yazımda bahsetmiş olduğum “Hayatımı değiştiren iki internet sitesi”nden bir tanesi olan Couchsurfing, tam bir seneliğine İstanbul’a taşınıyor! Bu ne demek: İstanbul’da bir ekip kurulacak, bir sene boyunca dünyanın dört bir yanından gezginler CS İstanbul kolektifine gelip kalacaklar, şehrimizi gezecekler, burada birçok etkinlik düzenleyecekler, ve bunların hepsini internet kullanarak, couchsurfing.com üzerinden organize edecekler.

Dünya çapında bir internet projesi ve organizasyonda çalışmak isterseniz eğer İstanbul ofisinde istihdam edilecek birçok iş pozisyonu açık durumda şu anda: Buraya tıklayıp ulaşabileceğiniz pozisyonlar arasında web geliştirici, koordinatör, hatta şef bile var. Mutlaka göz atın derim.

İstanbul özellikle son birkaç senedir yabancılar arasında çok çok popüler, ve dünyanın “hip” şehirleri arasında. İstanbul’da yaşayan ve şehri görmeye gelen turist sayısında inanılmaz bir artış var. Couchsurfing’in de İstanbul’a renk  katacağı kesin.

Ekleme: CS tarafından gönderilen e-posta’daki metni paylaşıyorum

Our next Collective — will you be there?

CouchSurfing is pleased to announce the location of our newest Collective — Istanbul, Turkey!  We’ll be moving in and setting up shop in October.  Over the next 12 months, all CS volunteers will have the opportunity to live there, as well as at our headquarters in San Francisco, CA, USA.  Are you interested in traveling the world with us?  We’re now hiring for eight career positions that are compensated with travel, housing, and meals.

A CouchSurfing Collective is where our volunteers live and collaborate on projects.  BaseCamp, our permanent Collective and administrative center, is located in San Francisco.  Alongside this, we’re opening up Collectives in countries around the globe.  Collectives are central to our philosophy.  In exchange for their time and talent, volunteers are given the chance to travel the world.  Our unique model allows volunteers to spend extended amounts of time getting to know new countries and cities while collaborating with other bright and motivated people to create a better world.  From the first Collective in Montreal to the most recent one in Costa Rica, Collectives are one of the strongest benefits we offer to our staff.

We’d love to have you!  Our organization needs a variety of skill sets.

TwitterBir tanesi geçen hafta Truman Show‘u izlerken aklıma geldi, diğeri de Bozcaada’daki tarihi kaleyi gezerken.

Birinci fikir, Twitter’ı canımız istediğinde değil de, belli bir sistematiğe bağlı olarak kullanmak. Örneğin her 30 dakikada bir o sırada gerçekten ne yaptığımızı yazmak. Normalde “bunu twitlemeliyim” dediğimizde yazıyoruz ya bir şeyler, onun yerine dakikası dakikasına yazacaksın ve herkes seni izleyecek. Tam bir hafta boyunca mesela: Yalan söylemek yok. (Tuvaletteyim. Uyuyorum -uyurken twitlemesi için küçük bir kod yığını hazırlamak lazım mesela- Sevişiyoruz. Yemek yiyorum. Okula gidiyorum vs.) Gerçekten ne yapıyorsan onu yazacaksın. Bu deneysel çalışma sonuçlandığında enteresan olabilir, tüm bir haftanın dökümünü gözden geçirmek.

Bu ilk fikre benzer bir kayda bir sitede rastladım. Fakat her 30 dakikada bir twitleyen arkadaş ne yaptığını tam olarak yazmamış, onun yerine 30 dakikada bir düzenli olarak kafasına esen bir şeyler yazmış. Benim fikrimde önemli olan o sırada ne yaptığını açık seçik yazman. Güzel bir deneyim olabilir diye düşünüyorum, en azından takipçiler için. Ve haber değeri taşıyabilir, iyi pazarlaması yapılırsa. Bir hafta boyunca her yarım saatte bir twitleyecek! Hayatını gerçek zamanlı olarak takipçilerine aktaracak. Bu arada, benden önce Truman Show’dan ilham alan başka birileri daha olmuş, şuraya bir göz atın.

İkinci fikir, Twitter üzerinden rol yapmak. Özellikle de Twitpic kullanarak. Bu bir senaryoya göre birkaç kişinin oluşturacağı bir Twitter macerası olabilir. Ya da gerçek hayatımızın içerisine yedireceğimiz türden kısa süreli roller olabilir. Bozcaada Kalesini gezerken, fotoğrafını çekerken aklıma geldi. Kalenin zindanlarına inip, fotoğrafını çekip twitleyerek “zindana attılar birisi beni kurtarsın” yazsam mesela? Bu tür bir “role playing” oyunu üzerinde kafa yorularak, uygun bir mekanda, güzel bir senaryoyla keyifli bir “orta çağ simülasyonu” yaratılabilir mesela.

Twitter üzerinden rol yapmaya örnek birkaç tane hesap buldum. Bir makale True Blood dizisinden ilham alanları anlatıyor. Tarihi bir olayı öğrencilerine ödev olarak verip onu Twitter üzerinden canlandırmalarını isteyen bir hoca da bloguna benzer bir not almış. Genny Spencer ise hayali bir karakter, 1937′de yaşayan bir köylü kızı. Her gün bir defa twitliyor.

Ben özellikle fotoğraflar ile desteklenerek kurgu bir macera akışı yaratmanın heyecan verici olabileceğini düşünüyorum.

Bu fikirler hoşunuza gitti mi? Denemek ister miydiniz, veya birileri bu fikirlerden birisini uygulasa takip eder miydiniz?

Ne zaman adam oluruz?

nezamanadamoluruzFatih Altaylı Twitter kullanmaya başlamış. Neler yazıyor diye bir göz attım. Köşesinde sorduğu “Ne zaman adam oluruz?” sorusunu yöneltmeye devam ediyor ve kendince cevaplar veriyor. Şu anda 420 takipçisi var ve hiç kimseyi takip etmiyor. Ben de aynı soruyu sorup cevaplamak istiyorum:

Ne zaman adam oluruz?

Kendimiz yazdığımız kadar başkalarını da dinlediğimiz zaman.

Saygılar.

Takip etme ve takip edilme algoritmam

social-media-addiction1-255x300Özer (wrzl) blogunda twitter/friendfeed ve benzeri araçlar üzerinden sosyalleşmek ve takip edilmek üzerine güzel bir yazı yazmış. Ben de bu konuda bir şeyler karalamak istiyordum, güzel bir fırsat oldu. Birkaç yakın arkadaşıma daha önce bahsetmiş olduğum takip etme ve edilme algoritmamı (!) açıklıyorum:

Bence internet üzerinden sosyalleşme araçları ikinci dereceden iletişim araçları olduğu için yüz yüze iletişim kurmuş olduğum herkes beni internet üzerinden takip etme hakkına sahip. Ve yüz yüze tanışmış olduğum birisi beni takibe alırsa onu ben de mutlaka takip listeme ekliyorum. Paylaştıkları ilgimi çekmiyorsa eğer ana listeme almıyorum, ikinci listeme ekliyorum. Fakat mutlaka ekliyorum, çünkü bunu “seni tanıyorum ve varlığının farkındayım, bana doğrudan mesaj atabilirsin, ve internet üzerinden ulaşabilirsin” şeklinde bir mesaj olarak görüyorum. Ayrıca arada bir takip listemi kontrol edip etrafımdaki insanların neler yaptığına bir bakıyorum. Eğer sizinle tanışmışsak ve sizi takip listeme eklememişsem o an denk gelmemiş olabilir. Veya fotoğrafınızdan, isminizden çıkartamamış olabilirim :)

Birisi ile yüz yüze tanışıyorsak, ve onu takip etmeme rağmen beni takip listesine almıyorsa, bu hareketi pek samimi bulmuyorum. Bir psikolog belki bu konuda daha yetkin bir açıklama yapabilir, bir çeşit ego problemi midir acaba bu? Benim naçizane fikrim bu yönde. Paylaştıklarımı beğenmiyorsan bile nezaketen eklersin, ikinci listeye koyarsın beni. Yanlış mı düşünüyorum? Arada bir listemi kontrol edip tanıştığım ve takibe aldığım, fakat beni takip etmek istemeyenleri listemden çıkartıyorum.

Bunun dışında internet üzerinde güzel paylaşımlarda bulunan kişileri tanımasam da listeme ekliyorum. Güncel etkinlikler, müzik, sanat, ve internet sektörüyle ilgili paylaşımlar ilgimi çekiyor.

Ben de kendi özel hayatım, katıldığım etkinlikler, seyahatlerim, internet ve iş dünyasıyla ilgili ilgimi çekenler, ve kişisel projelerimi paylaşıyorum.

Sizin takip etme-edilme kriterleriniz neler?

Birkaç gün önce tozlu dolaplardan çıkarttığım internet dergilerini şöyle bir karıştırmıştım. 1997 1999 seneleri arasında yayımlanan ve atmayıp saklamış olduğum bu dergilerden 12 tane enteresan reklamı/makaleyi fotoğrafladım, ve bazılarını FriendFeed hesabım üzerinden paylaştım. Kalan fotoğrafları da ekleyip tamamını tek bir yazıda derlemek istedim, aşağıda onlarca derginin içerisinden dikkatimi en çok çekmiş olan 12 fotoğrafı bulabilirsiniz. Kaynak olarak kullandığım yayınlar: AD .Net, Netshow, Aktüel dergisi İnternet eki, Milliyet Bilgisayar&İnternet eki, Star gazetesi internet eki “Startek”. Paylaştığım yazılardan bir tanesi M.Serdar Kuzuloğlu‘na, bir diğeri de Erdal Kaplanseren‘e ait. Benim aynı zamanlarda Netshow dergisine yazdığım bazı yazıları da blogumun arşiv bölümünde bulabilirsiniz.

IMG_0198IMG_0199IMG_0201IMG_0204

“Türkçe ilk portal” Mynet’in duyurusu, Doruknet’ten web&mail (!) hosting fiyatları, Turkcell’in web mesaj servisini yayına alması ve Hürriyet.com.tr’nin insan kaynakları platformu olarak kullanılması ilk dört örneğimiz.

IMG_0206IMG_0208IMG_0210IMG_0212

İkinci dört görüntü Türkiye internetinin belki de ilk fenomen sitesi zuxxi.com üzerine bir makale, Erdal Kaplanseren’den henüz zararları fark edilmediğinden (!) yasaklanmamış kumar siteleri üzerine bir tanıtım yazısı, zamanında büyük yatırımlar yapılmış olan Netbul.com reklamı, ve Serdar Kuzuloğlu’ndan HTML Öğreniyoruz köşesi.

IMG_0202IMG_0205IMG_0207IMG_0200

Yeni eklediğim görseller ise Veezy tanıtım ilanı, Milliyet.com.tr açılış duyurusu, Yahoo! hükümdarlığı nereye kadar? (son birkaç sene öncesine kadarmış sanırım, o zamanlar Google da patlamamış henüz) yazısı ve 200.000 (!) aylık sayfa gösterimi duyurusu.

Umarım hoşunuza giderler.

200135681-0013 G başlamadan yazayım dedim, yakında bu yazıda anlattıklarım o kadar da önemli gelmeyebilir. Gerçi Wi-Fi ile 3G’yi bir tutmamak lazım. Neyse, başlıkta yazdığım konularda birkaç maruzatım olacak:

Starbucks’ların sevdiğim iki özelliği var; bir tanesi ücretsiz internet bağlantısı, diğeri de oturduğunuzda kimsenin sizden zorla sipariş almaması. Birisini beklerken, boş vaktim olduğunda civarda bir Starbucks varsa oturuyorum, yanımda notebookum varsa onunla, yoksa iPhone ile internet kullanıyorum. İşim varsa işimi kaçırmıyorum, en azından üç beş satır bir şeyler okuyorum. Cebimden de beş kuruş çıkmıyor. Bu süreçte canım isterse bir kahve veya sandviç de satın alıyorum tabii ki. Bu da Starbucks’ın kazancı oluyor.

Almanya’da yaşarken özellikle ufak şehirlerde “internet bağlantısı bulunan” cafe aradığımı ve kolay kolay bulamadığımı biliyorum. Yurt dışında kaldığım otellerde de internet bağlantısını kullanmak genelde fahiş fiyatlara satılıyordu.En büyük hayal kırıklığını ise 2006 senesinde ilk defa Almanya’da yüksek hızlı trene bindiğimde yaşamıştım: 90 euroluk fahiş fiyatına rağmen Köln-Berlin arası bindiğim ICE treninde internet bağlantısı yoktu. (Geçen sene bu hizmeti sunmaya başladılar.)

Türkiye’de ise genelde çok ucuz fiyata hatta çoğunlukla bedavaya internet kullanabiliyorsunuz birçok mekanda. En azından bu durum İstanbul için geçerli. Bu şehrin sevdiğim özelliklerinden bir tanesi. Hatta şehrin en sevdiğim internet bağlantısı (!) da Beyoğlu Belediyesi’nin İstiklal Caddesi üzerinde sunduğu bağlantı. İstiklal’de bir köşe başında beklerken bile e-maillerimi kontrol edebiliyorum. İzmit-İstanbul arası ayda yılda bir bindiğim otobüslerde de mobil internet bağlantısı mevcut. Bir saatlik yolculuk şıp diye geçiyor. Bu sayede İzmit’e gidip ailemi ziyaret etme sayımın arttığını bile söyleyebilirim. Ücretsiz internet-> sıkıcı olmayan yolculuk-> memnun müşteri -> daha çok bilet satışı.

Bunlar çok küçük ayrıntılar, fakat internet artık hayatımızda o kadar büyük bir yer kaplıyor ki “ummadığın yerde Wi-Fi bağlantısına rastlamak” büyük bir keyfe dönüşüyor.

largetwinbladeBirkaç gün önce İstinye Park‘ta dolanırken yolum bir oyuncak/hobi mağazasına düştü. Gözüm uzaktan kumandalı oyuncaklara takıldı, bir helikopter modelini gözüme kestirdim. Mağaza görevlisine “helikopterin adamakıllı bir şekilde uçup uçmadığını” sordum, tahmin edebileceğiniz gibi görevliden tatmin edici bir cevap alamadım. Kutularda duran helikopterlerden birini açıp denemek istedim fakat buna da izin verilmedi. Oyuncağın fiyatı 100 liradan yüksekti, ve denemeden satın almak istemedim açıkçası.

Bu sırada imdadıma cebimdeki iPhone yetişti. Mobil internet üzerinden YouTube’a girdim ve oyuncağın ismini yazıp arattım. Çıkan sonuçlar arasından birkaç videoyu izledim. Satın almak istediğim oyuncak helikopteri uçuranlar videoya kaydedip YouTube’a yüklemişler. Videolar hoşuma gittiği için de oyuncağı satın aldım. Eğer elimde böyle bir imkan olmasaydı alışveriş yapmama ihtimalim çok yüksekti.

Ülkemizde 3G kullanımı yakın zamanda başlayacak, mobil internetin önemi artacak. Birçok alışveriş merkezi ve mağaza zinciri için kullanışlı uygulamalar geliştirilmeli ve son kullanıcıya sunulmalı. Alışveriş yapan insanların farklı karakteristikleri göz önüne alınmalı ve yenilikçi çalışmalar yapılmalı. Çeşitli ürünlerin kullanıcı yorumlarından fiyat karşılaştırmasına ve video kayıtlarına kadar birçok yararlı bilgi mobil internet sayesinde son kullanıcıya sunulmalı.