İnternet odağından uzaklaşmadan, sektördeki gelişmeler, kullanmaktan keyif aldığım servisler ve edindiğim deneyimler çerçevesinde yazdığım kişisel blogumu keyifle okursunuz umarım...

RSS Linkedin Xing Facebook Hakkimda Twitter

Webrazzi Summit notlarım

Dün Webrazzi Summit‘e katılanlar arasındaydım. Gerçekten başarılı bir etkinlikti, yurt dışından katılanlar da vardı. Emeği geçen herkesi tebrik ederim.

Aldığım bazı notları paylaşmak istiyorum:

  • Twitter’ın Türkiye’den günde 250.000 ziyaretçisi var.
  • Bloglar %69 okunurken haber siteleri %62 ye ulaşıyormuş.
  • Tümay Asena (Nokta AŞ): “internet sektörü 2009 da ölçümlemenin başlaması ile ölçeklenebilir gerçek bir business haline geldi”
  • comscore:  dünyada internet kullanımı ABD dominasyonundan çıktı, artık %40 asya pasifik %32 güney amerikadan internet kullanıcılarının…
  • Türkiye engagement yani kullanım oranında ayda 34 saat ile dünyada 5. (avrupada hollanda bizi geçmiş)
  • Türkiye’de internet kullananların %95 i sosyal ağlara üye.
  • Türkiye’de ayda 13 saat ortalama video izleniyor… ortalama 130 video izleniyor ve video başına 6 dk ortalama var.
  • Son bir senede internet kullanıcılarının bannerlara tıklama oranı %28 azalmış.
  • Türkiye’de internet kullanım artışından daha hızlı artan online sektörler online travel & retail e commerce

facebook oturumunda aldığım bazı notlar:

  • Bir kullanıcının ortalama 130 arkadaşı var.
  • Kullanıcıların yarısı her gün siteye düzenli giriş yapıyor.
  • Bir kullanıcı ayda ortalama 90 içerik oluşturuyor.
  • Ayda ortalama 30 milyar içerik paylaşılıyor.
  • Türk kültürü “share – gossip – create stories” konseptine uygun olduğu için kullanım yaygın.
  • “Turks can do it” kültürünü gösteriyoruz, self expression seviyoruz.
  • 500 milyon üyenin 200 milyonu aktif oyun oynuyor.
  • 4 milyon kişi okey oynuyor.

International Young Interactive Media Entrepreneur UK Tour dahilinde bir haftadır İngiltere ve İskoçya’da birçok büyük firma, startup ve girişimci ile yüz yüze görüşme imkanı bulduk. Bunlar arasından ilgimi çeken bir oturumu paylaşmak istiyorum.

70′li yıllarda dünyanın ilk interaktif oyun uygulamalarını başlatan (FRP – RPG oyunları AD & D ve Warhammer, kendi maceranızı kendiniz yönlendirebildiğiniz Fighting Fantasy kitapları) sonrasında dünyanın en büyük dijital oyun firmalarından EIDOS’un kurucu ekibi arasında yer alıp uzun süre başkanlığını yapan, Tomb Raider ve benzeri birçok başarılı oyunun altında imzası bulunan bir isim olan Ian Livingstone (bkz. wikipedia) ile bir ‘masterclass’ a katıldık.

Ian’ın eğlenceli sunumu, kitaplardan masaüstü oyunlara, sonrasında bilgisayar ve konsol oyunlarına, ve şu anda da sosyal oyunlara yönelmesi ve her alanda inanılmaz başarılı işler çıkartması “interaktif oyun” alanında nerelerden gelip nasıl bir geleceğe doğru ilerlediğimiz konusunda harika bir vizyon kattı bize. Bazı notlarımı paylaşmak istiyorum:

  • Ian’ın hayattaki mottosu “life is a game”miş ve sunumunu bu şekilde başlattı.
  • Hayatta her zaman sevdiği şeyleri yapmak istemiş. Eğer işinizi bir hobi gibi severek yapıyorsanız, o zaman mutlaka başarılı olursunuz. Oyun oynamaya bayıldığı için de oyunları nasıl iş olarak geliştiririm diye hep kafa yormuş ve çok başarılı olmuş. Ben de küçüklüğümden beri böyle düşünürüm ve internet üzerinde projeler geliştirmeye hobi olarak başlamıştım, sonrasında meslek olarak benimsedim :) Değerli bir paylaşım oldu benim için.
  • Herkesin yaptığını yapmayın, orjinal olun, boşlukları görün, yeni bir şeyler üretin diyor.
  • Küçük işi büyütmek için yatırım gerekli mi? gibi sorulara “işinizi severek yapıyorsanız bu tür ayrıntılara takılmıyorsunuz” şeklinde cevap verdi.
  • Games Workshop adlı RPG ve türevlerinin oynandığı dükkanlardan ilkini kendileri gibilerle oyun oynamak için açmışlar, sonrasında dükkan önünde inanılmaz kuyruklar oluşunca işi büyütmüşler. 70′li yıllarda ellerinde kutu oyunları bulunan şu anda ‘geek’ tabiriyle anılan insanların oyun oynadığı birçok fotoğraf paylaştı bizimle.
  • Dungeons & Dragons serisi exclusive özelliğini kaybettikten sonra Warhammer’ı başlatmış. Hasbro her zaman mass market’i hedefledi fakat biz Warhammer’ı gerçekten oyun oynamaya emek harcayan kitleye özel tuttuk ve asla boyanmış olarak satılan figürler piyasaya sürmedik diye anlattı.
  • Komplike değil basit projeler yapın diye altını çizdi.
  • Türkiye’de “Macera Tüneli” adı altında satılan ve benim de küçükken severek okuduğum interaktif kitap serisinin ilk reklamlarını gösterdi. Sloganlar şu şekildeydi: “Deathtrap Dungeon – a fighting fantasy gamebook where YOU are the hero” Adı üstünde, insanlar interaktiviteye yani dahil olduğu ürüne katılımda bulunmaya bayılıyor.
  • Oyunlarla ilgili en önemli üç şey: Gameplay, gameplay, gameplay – yani oynanabilirlik.
  • İnsanlar neden oyun oynar? Çünkü duygusal tepkimeler yaşarlar: Üzüntü, mutluluk, korku, başarı…
  • Farmville neden başarılı? Öncelikle çok basit, sadece ürün harvest edip satıyorsun. Hem de sosyal: Arkadaşlarınla paylaşıyorsun. Kendisine şöyle bir soru sordum: Zamanında SimFarm diye benzer konseptte bir oyun vardı ama hiç tutmadı, neden? Çok komplike bir oyun olduğunu söyledi. Farmville’de birçok şey otomatik, kolay. Paylaşım üst seviyede. Farmville Pong oyunu gibiymiş.
  • Gourmet Ranch diye bir sosyal oyunları varmış şu anda. Yüzbinlerce kişi oynuyormuş.
  • Sosyal oyunlara kullanıcıların her gün giriş yapması lazım, yoksa başarılı olmaz. Onlara her gün giriş yapmak için nedenler verin.
  • Facebook ve iPhone gibi mecralarda öncelikli olarak piyasaya girip kitlelere ulaşanlar çok şanslıydı. Şimdi bir ürünü yaymak için çok reklam yapman gerekebiliyor. Kendiliğinden yayılma oranı düştü.
  • Oyun oynamak her zamankinden daha popülermiş ve oyun piyasası dünyada 90 milyar dolarmış.
  • Smartphone’lar ve facebook gibi uygulamalar günümüzün platformları ve 10 milyonlara 100 milyonlara kolayca ulaşabiliyorsunuz.
  • Tomb Raider serisi aslında ilk olarak Rick Dangerous diye tasarlanmış. Adam Indiana Jones’a çok benziyor diye karakteri değiştirmek isteyip kadın bir karakter Lara Croft’u tasarlamışlar. 100 bin satış beklerken tam 7 milyon tane satmış. Toplam seri 30 milyon adet satmış. 1 milyar dolar ciroya ulaşmış.
  • Sadece iyi yaptığınız işe odaklanın. Lara Croft’a rap müzik yaptırmışlar, rezil olmuşlar.
  • Angelina Jolie ile muhabbetiniz nasıldı? diye bir soru sordum: “Still recovering from that” dedi :)
  • Lara Croft o kadar ünlü olmuş ki Pepsi, Jeep, Seat gibi firmaların reklamlarında oynamış, bir sürü yan ürünü oyuncakları vb. üretilmiş.
  • Oyun oynamak artık çocuklara ait bir şey değil, herkes oyun oynuyor.
  • WOMM ile yayılıyoruz diye paylaştı. Pazarlama ve PR bütçeleri az tutulurmuş. 30 milyon prodüksiyon bütçesi olan bir oyuna 10-20 milyon tanıtım bütçesi koyarız en fazla dedi.
  • En son şu sözler ile bağladı oturumu: Be out there first, be the best, own the name, have the brand awareness-> build & own. users have no attention span – be simple and communicable.

PS: Başlıkta “interaktif oyunların efendisi” tabirini kullanırken “Yüzüklerin Efendisi”ne gönderme yapmak istemiştim. Ian masaüstü RPG oyunlarını ve Warhammer’ı başlatan kişi olduğu için :)

London calling!

2010 boyunca çok yoğun bir gündemim olmasına rağmen uzun zamandır blogumu güncellemek için vakit bulamıyordum. Şu anda Londra’nın merkezinde bir otelin lobisinde “International Young Interactive Media Entrepreneur” ödülleri dünya finalistleri ile birlikte otururken bir şeyler yazmam gerektiğini fark ettim. Bundan 10-11 sene önce internet üzerinde ilk projelerimi geliştirmeye başladığımda aklımdan geçenleri adamakıllı gerçekleştirmiş ve uluslararası alanda ülkemi geliştirdiğim interaktif projeler ile temsil edecek duruma gelmiştim, bunu paylaşma zamanıydı.

İngiliz hükümetinin düzenlediği “Uluslararası Genç İnteraktif Medya Girişimcisi” yarışması 35 yaşını aşmamış ve kendi işini yapan, en azından 3 senedir bu işi başarılı bir şekilde sürdüren kişileri hedefliyor. Kurduğu iş modeli ile kendi ülkesinde fark yaratan ve interaktif iş geliştirme alanında ülkesinde lider konumda bulunan genç iş insanlarını uluslararası arenaya çıkartmak özellikle de İngiliz firmaları ile bir araya getirmek amacını taşıyorlar. Şu ana kadar kısıtlı süre içerisinde Çin, Meksika, Rusya, Slovenya, Letonya gibi birçok ülkeden e-ticaret ve interaktif iş geliştirme üzerine çalışan kişilerle tanışma olanağı buldum.

Bu kapsamda 2005’te bir dot com projesi olarak hayata geçen, 2007’de şirketleştirdiğim ve 2009’da Youth Republic yatırımı ile birlikte gençleri internet, mobil teknolojiler, outdoor gibi her alanda yakalayan 360 derece bir dijital gençlik iletişimi markasına dönüştürdüğüm ortakantin projesi ile Türkiye yarışmasını kazandım ve aynı proje ile 10 gün sürecek dünya finaline katılmaya hak kazandım. Bu final organizasyonu kapsamında İngiltere’de ve İskoçya’da içinde Eidos, Wired gibi dünya markalarının bulunduğu birçok dijital firmayı ziyaret edip kurucuları ile tanışma ve ilerde birlikte iş geliştirme imkanına kavuştuk. Dün akşamki tanışma organizasyonu ile başlayan etkinlikler bugün British Council’in ağırlaması ve yarın da final sunumları ile birlikte devam edecek.

Bu 10 günlük yoğun uluslararası networking sürecinin tamamlanmasının ardından ayrıntılı bir gözlem ve analiz yazısını Marketing Türkiye’de paylaşacağım. Twitter’dan da ufak tefek paylaşımlarda bulunacağım.

Finalde Türkiye adına ödülü kazanabilir miyim merak ediyorum. Diğer finalistlerin ne kadar tecrübeli olduklarını bilmediğim için bu konuda bir öngörüde bulunamıyorum. Tek bildiğim teknoloji alanında dünya çapında ödüller almaya ve katılımlarda bulunmaya başlamak işini doğru yaptığının kanıtıdır. Türkiye’de kısıtlı bir bilgi birikimi ve rekabet içeren henüz adamakıllı gelişmemiş bir sektör içerisinde bir şeyler başarmak güzel, fakat rekabetüstü bir alanda bunu başarmak asıl hedeflememiz gereken olmalı. Almanya’da yaşar ve çalışırken de bunları düşünüyordum, şimdi Türkiye’de yaşar ve çalışırken kendi ülkemde geliştirdiğim projeler ile uluslarası arenaya bir köprü vazifesi görebilirsem ne mutlu bana.

Bu yazım konuk yazar katılımı olarak webrazzi‘de yayımlanmıştır.

Türkiye’nin genç nüfusundan ve bu dinamik popülasyonun potansiyel enerjisinden birçok yerde övgüyle bahsedilir. Bu duruma paralel olarak ülkemizde internet kullanıcılarının %45’i de 16 ile 24 yaşları arasında. Geçtiğimiz hafta bu kitleyi yakından ilgilendiren bir olay yaşandı ve üniversite sınavlarının sonuçları açıklandı. Şu anda da ek yerleştirme dönemi sürüyor. Peki ya üniversiteler sosyal medyayı nasıl kullanıyor?

Geçtiğimiz 2-3 sene içerisinde özel üniversitelerin sayısının artması ile birlikte geleneksel mecraları kullanarak üniversite adaylarını hedefleyen birçok kampanya hayata geçti. 2010 ise sosyal medyanın senesi oldu. Özellikle tercih döneminde üniversitelerin sosyal medyayı kullanmasında yoğun bir artış yaşandığını söyleyebiliriz. Bu kampanyalar şu ana kadar genelde üniversitelerin gerçekleştirdiği organizasyonlar ve sosyal sorumluluk projeleri ekseninde gerçekleşmekteydi. Bu sene tercih döneminde ise bir ay gibi kısa bir süre içerisinde yaklaşık 20 üniversite tanıtımını dijital mecralar üzerinde yoğunlaştırdı.

Reklamverenler genelde vakıf üniversiteleri ve kampanyalar dijital dünyaya dokunan farklı birçok ajans tarafından hayata geçirilip medya planlama ajansları üzerinden gençlik mecralarına sunuluyor. Bu sene kampanyaların interaktivitesi ve çeşitliliğinde olumlu gelişmeler göze çarpıyor. Üniversiteler kampanyalarını kurgularken güçlü oldukları özelliklerinin altını çizmeyi hedeflediler. Genelde adaylara özel birer landing page hazırlayıp kendilerini sunmayı tercih ettiler.

Bu kampanyalar arasından dikkat çeken bazılarına göz atalım:

Koç Üniversitesi kampanyasını tanıtım günlerine yönelik olarak ön bilgi verip adayları kampüsüne davet ederek tamamladı, Özyeğin Üniversitesi ise girişimciliği sahiplenmiş bir üniversite olarak adayların kendi hayallerindeki üniversiteyi kuracakları bir facebook oyunu tasarladı. Okan Üniversitesi bir mikrosite inşa edip adayların hayal ettiği üniversite ortamını tasvir etmeleri karşılığında onları ödüllendirdi.

İzmir Ekonomi Üniversitesi sosyal medya üzerinde yaptığı çalışmaya ek olarak bir canlı destek sistemi kurarak “Geleceği Yönetmek Yarını Planlamaktan Geçer” mottosunu kullandı.  Işık Üniversitesi facebook üzerinden tercih danışmanlığı sistemi açarken “geleceğini konuşalım” sloganı ile bir mikrosite çalışması hayat geçirdi. Zirve Üniversitesi de tercih döneminde sosyal medya iletişimini yoğun olarak kullandı, hizmetlerini ve kampüsünü facebook üzerinden adaylara tanıttı.

Kurumlar artık gençlik iletişiminde kullanabilecekleri en etkin yöntemin sosyal medya olduğunun farkına vardılar. Gençler günde bir saatten fazla zamanlarını internette geçiriyorlar. Yoğunlukla sosyal ağlarda vakit geçiriyor, mesajlaşıyor ve oyun oynuyorlar. Bu yüzden onlara eğlence vaadeden, iyi vakit geçirmelerini sağlayan, onları interaksiyona sokan ve bir yandan da markanın sunduğu faydalar hakkında bilgilendiren kampanyalar başarılı oluyorlar.

Bu tür çalışmalar önümüzdeki iki ay içerisinde de trendini arttırarak devam edecektir, çünkü eylül ayı sonunda üniversiteler yeni eğitim öğretim dönemi için kapılarını öğrencilerine açacak. Yaz döneminin rehaveti de ‘back to school’ dönemi ile birlikte bitecek ve kampanya sayılarında artış yaşanacak. Sonuç olarak sosyal medya ‘back to school’ dönemine yaklaşıyor ve dijital gençlik mecraları bu aralar fokur fokur kaynıyor…

Bu akşam Taksim’de Ghetto’da mor ve ötesi‘nin yeni albümü ‘MASUMİYETİN ZİYAN OLMAZ‘ın lansman partisine katılacağız. Grup albümün çıkışını internetin viral etkisini kullanan güzel bir sosyal medya kampanyası ile duyurdu. www.masumiyetinziyanolmaz.com adresindeki mikrositeye giren kişiler grubun yeni albümünden parçaları dinleme şansını yakaladılar. Can alıcı olan kısım albümün çıktığını facebook ve Twitter’dan paylaşanlara ödül dağıtan sosyal medya kampanyasıydı. Bu kampanya için hiç reklam bütçesi harcamamış olmamıza rağmen albümün çıktığını 15 gün içerisinde yaklaşık 10 bin kişi facebook’tan, yüzlerce kişi de Twitter’dan paylaştı. Kampanyayı sosyal medya iletişim ajansımız Dekatlon Buzz organize etti.

Bu yapılan paylaşımlar albümün çıkışını dinleyicileri arasında yaydı. Arkadaşının yaptığı paylaşımı gören kişiler siteye girip şarkıları dinlediler ve kampanyaya katılmak için onlar da kendi arkadaşlarıyla albümün çıkışını paylaştılar. Bu şekilde kısa sürede yaklaşık 50.000 kişiyi mikrositeye çektik.

Albüm dün piyasaya sürüldü ve ben de şarkıların tamamını bu akşam konserde dinleme fırsatı bulacağım:) Herkesi Ghetto’ya bekleriz.

Sosyal medya iletişim ajansımız Dekatlon Buzz ile geçtiğimiz hafta içerisinde Türkiye’de bir ilke imza attık. ‘Tasarım değeri olan eğlenceli her şey’ sloganı ile yol alan ve Türkiye’nin butik tasarım mağaza zincirleri arasında lider konumda yer alan BUN Design ile birlikte gerçekleştirdiğimiz BUNSQUARE kampanyası hakkında yazmak için öncelikle kampanyanın tamamlanmasını bekledim. Kampanyaya katılım süresi dün akşam sona erdi ve BUNSQUARE sözcüğünü ilk kullanmaya başlayıp kampanyayı duyurduğumuz bir hafta içerisinde oldukça fazla ses getirdik. Şu anda Google’a ‘bunsquare’ yazdığınızda tam 1200 sonuç karşınıza çıkıyor.

Bunsquare kampanyası ile neyi amaçladık? Nasıl bir anlam yarattık?

BUN Design tüm online iletişim stratejisini Dekatlon Buzz ekibi ile birlikte çiziyor. BUN Design Türkiye’de ilk olan bir konsepti hayata geçirmiş ve çok başarılı olmuş bir firma, ve arkasında girişimci bir Türk ekibi var. Online dünyadaki fırsatları biliyorlar ve bu tarafta ilerlemekten çekinmiyorlar. BUN Design’ın online dünyada artık daha aktif olduğunu Türkiye’de bir ilk olacak ve ses getirecek bir kampanya kurgusu ile duyurmak istedik. Birlikte çalıştığımız markanın arkasında ilkleri gerçekleştiren girişimci bir ekip olması bize bu cesaretli kararı aldırdı ve dünyada bile çok az kullanılmış olan bir mecrada bir kampanya kurgulayıp BUN Design’ın yenilikçi ve yaratıcı yönünün altını çizdik.

Kampanya medyadan ve sektörden çok fazla ilgi gördü. Bunu nasıl başardık?

BUNSQUARE kampanyamızdan sadece bir hafta içerisinde Milliyet Gazetesi, Sabah Gazetesi, Akşam Gazetesi gibi önemli yayın organlarında bahsedildi, Marketing Türkiye ve Digital Age dergilerinin yayınlanacak sayılarında ayın kampanyası olarak seçildik, kampanya kurgumuz Turkcell ve Turk Telekom teknoloji ekipleri arasında mail zinciri olarak dolaştı, ve Mindshare Interaction bize blogunda yer verdi. Tabii bütün bu önemli olayların yanında sayısız blog ve haber sitesi kampanyayı online olarak paylaştı. Örn. (1) (2) (3) (4) (5) Kampanyanın ses getirmesinden ve yayılmasından sonra bazı önemli marka temsilcileri bizimle iletişime geçip onlara benzer kurgular hakkında ayrıntılı bilgi vermemizi istediler, bu da önemli bir gelişmeydi.

Kampanya kurgusunun yarattığı fark neydi? Ne kadar katılım oldu?

Burada sözü ‘Marketoloji‘ blogu yazarı Berna Akın’a bırakmak istiyorum. Kendisi BUNSQUARE kampanyası ile ilgili yazdığı yazıda şu yorumları yapmış:

Bunsquare ilk karşıma çıktığında, “Sosyal medya kampanyası işte böyle olur!” diye düşündüm. Sosyal medyayı fiziksel mağaza ortamları ile birleştirmeleri, kullanıcıların marka ile fiziksel temas kurmalarını sağlayacak. Mağazalardaki formları doldurmaları sayesinde de, CRM’de (Müşteri İlişkileri Yönetimi) kullanılmak üzere harika bir veritabanı oluşturulacak. Buradan anlayabiliriz ki, ileride bizi çok daha kişiselleştirilmiş kampanyalar bekliyor.

“Markalarınızı ve kampanyalarınızı sosyal medyada var ediyoruz.” sloganı ile yola çıkan sosyal medya iletişim ajansı Dekatlon Buzz, Bun Design’ın bu kampanyada birlikte çalışmak istediği ajans olmuş. Kendilerini de ayrıca tebrik etmek istiyorum.

Bir tarafta, sadece Facebook ve Twitter’da birer hayran sayfası açıp, arada sırada (ki arada sırada olması iyi, çok sık olursa spam’e dönüşüyor) marka ile ilgili reklam yapan ya da haberler yayınlayan markalar; diğer tarafta çok daha interaktif ve tüketicilerin marka ile aralarında bağ kuracağı kampanyalar gerçekleştiren markalar… Bir tarafta sosyal ağlarda spam yapmak, diğer tarafta kullanıcıların marka ile duygusal bağ kurmalarını sağlamak ve marka sadakati (brand loyalty) yaratmak…

Berna Hanım gerçekleştirmek istediğimiz etkiyi çok iyi kavramış ve bunu blogunda paylaşmış. Kendisine güzel yorumları için de buradan teşekkür ederim.

BUNSQUARE kampanya kurgusu son kullanıcı için zorlu bir süreçti. Çok yüksek katılım beklemiyorduk, öncelikli amacımız sektöre ‘insanları mağazaların içine çekecek sosyal kampanyalar yapılabilir’ mesajını vermekti. Hem foursquare hem de Twitter’dan paylaşım kurgusunu doğru biçimde tamamlayan toplam 13 kişi kampanyadan ödül almaya hak kazandı. Bunun dışında foursquare veya Twitter paylaşımını doğru biçimde yapmayan, hashtag koymayı unutan, yanlış mağazaya giden katılımcılar da oldu. Bu katılımın yanında ise BUN Design’ın yenilikçi imajı ve online dünyaya girişi yüz binlerce kişi tarafından duyuldu, ve bir PR kampanyası olarak Bunsquare çok başarılı oldu.

Foursquare kullanımı Türkiye’de şu anda çok düşük, ve insanları bilgisayarlarının başından kaldırıp mağazaya çekmek de şu an için zorlu bir süreç. iPhone kullanan ve foursquare yüklemiş olan creme-de-la-creme kitleyi mağazalara çekmek çok daha zor. Mobil internet ve mobil sosyal medya kullanımı yaygınlaştıkça BUNSQUARE benzeri kampanyalar hayatımızın içerisinde daha fazla yer almaya başlayacak. O zaman BUNSQUARE’i hatırlayıp ‘Bu tarz kampanyaları biz başlatmıştık’ diyeceğiz, ne mutlu bize. Bu fırsatı bize veren BUN Design ekibine çok teşekkür ederim.

Efes Pilsen blog yazarını arıyor

Efes Pilsen’in blogundan alıntılıyorum:

Efes Pilsen’in bir parçası olarak kurumsal blogumuzda yazacak, festivallerden maçlara, fabrika gezilerinden takım antremanlarına tüm etkinliklerimizde bizlerle yanyana duracak, hem yurtiçi hem yurtdışı gezilerimize eşlik edecek ve izlenimlerini kendi anlatımıyla paylaşacak blog yazarımızı arıyoruz! Katılmak için yapmanız gereken çok basit:

1. “Efes Pilsen Blog Yazarı Ben Olmalıyım” konulu bir blog yazısı yazın.
2. Bu yazının linki ile birlikte aşağıdaki formu doldurarak adaylar arasına katılın.

Başvurular 5-25 Nisan 2010 tarihleri arasında alınacak ve 30 Nisan 2010 tarihinde açıklanacak finalistler, 8 Mayıs 2010 Cumartesi günü düzenlenecek 2010 Blog Ödülleri’nde kameranın karşısına geçecek.

Bir marka için kurumsal blog tutmak eğlenceli ve eğitici bir iş olabilir.  Şuradan haberi incelemenizi tavsiye ederim.

Küresel markalar çoğu konuda olduğu gibi sosyal medya kampanyalarında da öncü oluyorlar genelde, fakat bu konuda aktif olarak çalışan yerli markalarımız bulunduğunu da es geçmemek lazım. Tiffany tam 5 senedir www.catlaktshirt.com adresinde tişört tasarımcılarını ağırlıyor ve ‘Çatlak Tshirt’ yarışmasını düzenliyor. Yayınlanan bültene bir göz atalım:

Tiffany “Çatlak T-Shirt” yarışması bu yıl da geçen sene olduğu gibi 1 Mart-1 Mayıs tarihleri arasında gerçekleştiriliyor. T-shirt üzerinde kullanılabilecek her türlü özgün, komik, karizmatik ve hınzır çizginizi, sloganınızı veya grafiğinizi www.catlaktshirt.com adresine yükleyin, 5binTL’lik para ödülünü kazanın. Göreni hem düşündürecek hem de gülmekten çatlatacak tasarımlarınızı büyük bir heyecanla bekliyoruz. Yarışmaya farklı bir bakış açısı getirmek adına bu yıl eser elemelerini Mehmet Çağçağ önderliğinde Leman ekibinin güçlü çizerleri gerçekleştirecek.

Artık geleneksel hale gelen, meraklılarının özlemle beklediği Tiffany Çatlak T-shirt yarışmasının beşincisi 1 Mart’ta başladı. Yarışmayla ilgili detaylı bilgiyi catlaktshirt.com sitesinden alabilirsiniz. Yarışmaya eser gönderme süresi 1 Mayıs 2010 tarihinde sona eriyor. Bu tarihten sonra yarışmaya t-shirt tasarımında kullanılabilecek esprili çizim ve sözleriyle katılanlar arasından 30 finalist belirlenecek. Bu eserler 15 Mayıs’tan itibaren www.catlaktshirt.com adresinden oylamaya sunulacak. İnternet üzerinden yapılan oylama sonuçları Haziran ayında gerçekleştirilecek ödül töreninde jüri değerlendirmesiyle birlikte açıklanacak. Bu sene yarışma birincisi 5binTL, ikincisi 3bin TL üçüncü ise 2binTL’lik para ödülü kazanıyor. Ayrıca dördüncü, beşinci, altıncı ve yedinciye 250’şerTL’lik Tiffany hediye çekinin yanısıra ilk 30’a giren diğer finalistlere 150şerTL’lik Tiffany hediye çeki armağan edilecek.

Tiffany’nin “Çatlak T-shirt” yarışması her yıl tekrarlanıyor ve seçilen çalışmalar T-Funny koleksiyonunun bir parçasını oluşturuyor.