logo_myspaceSosyal ağların nasıl para kazanacakları uzun zamandır tartışılan bir konu. Bu tartışmalarda günümüzde bu alandaki iki en büyük marka facebook ve MySpace’in mutlaka adı geçer, Linkedin ve Twitter da artık sık sık anılıyor. En çok eleştirilen ve kafa yorulan konu genellikle sosyal ağların ellerindeki inanılmaz büyük kitleyi ve potansiyeli karlı bir iş modeline nasıl dönüştürebileceği sorusu oluyor.

Bu konuda kendi gözlemlerim ve kullanım tecrübelerim dışında önemli kaynaklardan haberleri ve birinci ağızdan yapılan açıklamaları derleyerek bir karşılaştırma yapmaya çalıştım. Elindeki kitleyi gelire dönüştürebilme konusunda şu ana kadar en büyük başarıyı açık ara MySpace göstermiş, ve facebook’un yükselen trendine ve iki ürünün neredeyse eşitlenen trafik oranlarına rağmen geçtiğimiz sene boyunca rakibinin iki katından fazla gelir elde etmiş. MySpace 800 milyon dolardan fazla ciro elde ederken facebook’un tahmini geliri 300 – 400 milyon dolar arasında. Önümüzdeki sene MySpace 1 milyar doları aşmayı hedeflerken ve bunu 5 sene içerisinde gerçekleştirdiklerini söylerken (Google’ın 1 milyar dolar ciroya ulaşması 6 senelerini almış) facebook’un cirosunu 500-600 milyon dolara çıkartacağı öngörülüyor. Bu rakamları kullanıcı ziyaretleri ve trafik verileri ile birleştirip iki şirkete de sanal birer değerlendirme yaptığımızda şu anda MySpace 3.5 milyar dolardan fazla ederken, facebook henüz 1.6 milyar dolar değerinde hesaplanıyor.

Bu ciro farkı hakkında Mark Zuckerberg “Biz henüz trafik artışına odaklanmış durumdayız, önümüzdeki 2-3 sene içerisinde adamakıllı gelir modelleri oluşturacağız.” şeklinde bir açıklama yapmış olsa da beacon uygulaması, kullanıcı sözleşmesi üzerinde çeşitli değişiklikler ve benzeri girişimler ile facebook’un gelirini arttırmak için büyük çaba sarfettiğini fakat bu en çok bilinen iki örnekte de geri adım atmak durumunda kaldığını biliyoruz. İki firmanın da aslında çabası, satılabilir bilgi akışı sunmak: facebook yavaş yavaş markalar ile tüketicilerin buluştuğu bir mecra olmaya çabalıyor, fan page’lerini ön plana sürüyor, kullanıcının yakın çevresindeki kişilerin sevdiği ürünleri ve tüketim alışkanlıklarını baz alarak öneriler yapıyor. MySpace ürününü para çevirme konusunda daha şanslıydı, bağımsız mecra ihtiyacında olan sanatçıları, onların takipçilerini, konser biletleri gibi hemen paraya dönüştürülebilen ve yoğun olarak talep gören ürünleri verimli bir şekilde bir araya getirerek değerlendirdi.

myspace-generationBirkaç ay önce Berlin’de katıldığım Popkomm fuarında odak noktası dijital müzik servisleri ve müziği teknoloji ile birleştirip paraya çevirmekti. Online satış dışında, yaratılan sanatsal ürünleri kullanıp alternatif gelir modelleri yaratmak üzerine birçok çalışma mevcuttu. Günümüzde de geleneksel albüm satışı dışında müzisyenlere gelir sağlayan RockBand, benzeri online oyunlar, web tabanlı karaoke sistemleri ve benzeri telif üzerinden gelir dağıtan çalışmaları takip edebiliyoruz. MySpace bu açıdan bakıldığından daha çok etkinlikler üzerinden müzik üreticisini ve takipçiyi bir araya getirme işlevini görüyor, bu süreçte sisteminin içine akıllı algoritmalar yerleştirerek ve lisanslı yayın içeriğini gelir ortaklıklarıyla birleştirerek ekonomik değerini arttırıyor. Bu anlaşmalara en iyi iki örnek olarak Google ile yapılan 800 milyon dolarlık akıllı reklam anlaşması ve MTV Networks ile yapılan video reklam ortaklığı verilebilir. Yakında mikro ödeme sistemleri ve mobil uygulamalara yatırımı arttıracakları ve online müzik üzerine gelir artışı sağlayabilecek startupları satın alacaklarına dair açıklamalar da yaptılar.

MySpace ve facebook’un iki farklı uygulama olduğu ortada, bu fark 2005′te MySpace’in satın alınmasından sonra yaptığı kurumsal anlaşmalar ve bir arkadaşlık sitesinden daha çok müzik/video mecrası olma yolunda atılan adımlar ile iyice arttı. MySpace şöhretlerini duymuşsunuzdur, geleneksel yolların dışına çıkıp internet üzerinden kendilerini duyuran ve bununla büyük şöhrete kavuşan Arctic Monkeys, Lily Allen gibi isimlerden bahsediyorum. Bu isimler internetin şov dünyası üzerinde nasıl bir etki yaratabileceğinin ilk kayda değer örnekleriydi ve MySpace’in müzik sektörünü ve takipçilerini kategorize eden, bir araya getiren ve birbirleriyle birinci ağızdan iletişim kurmalarını sağlayan bir mecra olarak başarılı olacağının, para edeceğinin ve sektöre verimlilik katacağının ilk işaretleriydiler. Ortada bana göre büyük bir sinerji var: Öncelikle milyar dolarlar eden ekonomik değeri ile evrensel müzik ve eğlence sektörü ve bu sektörün mp3 patlaması, korsan yayınlar, sonrasında da online müzik yayını ile geleneksel yollardan para kazanamama sorunu, ve bu sayede de yeni gelir modellerine ve ortak bir online mecra arayışına yönelişi. Bu öyle güçlü bir sektör ki, MySpace’in markasını şirket hiçbir harcama yapmadan kendi kendine parlatmasını sağlıyor: Az da olsa gece hayatınız varsa fark etmişsinizdir, her partinin ve konserin afişinde artık grup isimleriyle birlikte MySpace adresleri de yazar. Bu yayılımın dışında, MySpace satın alması sonrası gerçekleşen yönetimsel başarı da kayda değer: Şu anda Sony BMG, Warner ve Universal ile yapılan anlaşmalar sayesinde milyonlarca tüketiciye biletler, telefon melodileri ve sanatçılara özel ürünler sunabiliyorlar. Bu üç firmanın dünyanın en güçlü müzik firmaları olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz, MySpace’in tam da müzik sektörünün zor durumda olduğu bir zamanda internetin en popüler sosyal ağı olması, ve arkasına büyük bir yatırım desteğini alması, bu firmalarla yapılan anlaşmaları da kolaylaştırarak “sanal dünya dışında” atılacak adımların bir internet sitesini ekonomik olarak güçlendirmek için ne denli önemli olduğunu herkese gösterdi.

MySpace bu yönde çalışmalarına halen devam ediyor. Henüz birkaç hafta önce yaptıkları yeni işe alımlar ve yayınladıkları bültenler de bunu doğruluyor: Avrupa kıtasında bağımsız sanatçılar ve yayıncılar ile stratejik işbirlikleri kurmak için tecrübe sahibi bir yönetici, ve merkezle entegre bir şekilde çalışacak yerel ofisler ve ekipler, MySpace’i ABD dışında da müzik sektöründe söz sahibi yapmak için çalışmalarını sürdürüyor. Bu süreçte belki de en can alıcı nokta, müzik evrensel bir sanat dalı olmasına rağmen MySpace’in yerelleştirmeye oldukça önem vermesi. En aktif oldukları pazar olan ABD dışında Kuzey ve Güney Amerika’da 5 farklı ofis, 15 gelişmiş Avrupa ülkesinde birer ofis, ek olarak Rusya, Türkiye ve Asya Pasifik ülkeleri gibi alternatif pazarlarda ofisler, ve bu ülkelerdeki sektörü takip eden, müzisyenlerle anlaşmalar yapan, etkinlikleri ve trendleri kovalayan ekipler. Şaşırtıcı ve ilgi çekici bir nokta da, yenilikçilik: MySpace’in kendi prodüksiyonları için ortaklık anlaşmaları yapması, kullanıcılarına ortak katılım ile film çektirmesi gibi ayrıntılar basında hep geniş yer bulmuştu. Bu şekilde MySpace ürün geliştirmesi dışında enerji ayırıp teknoloji dışı operasyona vakit ayırmaya, yerel pazarlara girmeye ve yenilikçi girişimlere para yatırmaya çekinen birçok internet firmasının gözlemleyip ders alabileceği bir örnek oluşturur umarım.

Yorumunuz:


  • April 13, 2009 at 10:45 am Vadi Efe
    MySpace facebook'un iki katından fazla ciroya nasıl ulaştı... önemli kaynaklardan haberleri ve birinci ağızdan yapılan açıklamaları derleyerek bir karşılaştırma/analiz yazısı hazırladım..

Add a comment on FriendFeed