likemindSonunda!
Uzun zamandır internetle içli dışlı olmama rağmen kişisel veya konsept bir blog yazmak için ilk adımı bir türlü atamamıştım. Bu tür bir girişimde iki defa bulunup vazgeçtiğimi net olarak hatırlıyorum: Birincisi, Türkiye’de internetin yaygınlaşmaya başladığı zamanlar olan 90′ların sonu olup Hasan Yalçınkaya‘nin chatkapi adlı sitesinden ilk Türkçe blogu tutmaya başladığı zamandı. 15-20 dk kadar bir blog kurmaya çalışıp, sonrasında pes etmiş, devam etmemiştim. 2006 gibi ise artık iş tecrübesi, hatta bir de kendi projesi olan bir “internetçi” olarak “neden web sitelerini tanıtan bir blog yok?” diye düşünüyordum, Arda Kutsal‘in webrazzi’deki sosyomat’ı tanıtan ilk yazısını görmüş, “güzel olmuş, ben de bir şeyler yazmalıyım” diye düşünmüştüm. Sonrasında ise muhtemelen”en iyisi ortakantin’le ilgileneyim” deyip devamını getirmemiştim. Artık vakit geldi, peki ya neden bunca sene yazmadım da, bugün?

Blog yazmak, özellikle de düzenli olarak yazmak zor bir iş, düzenli olarak uğraştığınız başka bir işiniz varsa daha da zor,  enerji ve emek istiyor. İnsanlara faydalı olmak, okunabilecek bir şeyler sunmak gerekiyor. En önemlisi de, yazılarınızı sunacak bir kitle gerekiyor, yazdıklarınızı birilerinin okuyacağını bilmeniz lazım ki yazmak için motivasyonunuz olsun.Bunca zamandır Türkiye’de internetin gelişimini yakından takip etmiştim, nedense itiraf.com‘u okurken Ersan Özer ile bir çay içeyim dememiştim. Harıl harıl internetle ilgili kitaplar ararken Burak Büyükdemir‘in “Kümesteki Kartal”ını bulup bir çırpıda okumuştum, ama Burak Hoca’ya bir e-posta yollayıp bir yorum göndermek aklıma bile gelmemişti. Bana sorarsanız Türkiye internetinde kımıldanmalar oluyordu fakat, ortada adamakıllı bir mecra, bu işe ilgi duyan kişileri sektöre dahil edecek, iletişimi sağlayacak katalizörler eksikti. 2007 senesinde ben Almanya’ya yerleşirken de benzer bir durum devam ediyordu. Türkiye’de olmayan mecra, pazar, yatırımlar Avrupa’da vardı evet, fakat bu farkı oluşturan neydi? Uluslararası tecrübe edinmek ve kendimi geliştirmek misyonuyla yurt dışına çıkarken sonradan gördüm ki Türkiye’de sektör iyice kaynaşmaya başlamıştı.

Bana sorarsanız 2008 senesi boyunca düzenlenen etkinlikler inanılmaz faydalı oldu ve bunların başında da etohum geliyor. İnternet üzerinde iş üretenleri vitrine çıkartan, bir araya getiren etkisini görmemek mümkün değil. Aynı şekilde, başlıkta birlikte andığım FriendFeed de farklı bir yolla olsa da büyük bir açığı kapatarak internet üzerinde aktif olan kitleyi bir araya toplayıp sektördeki kişilerin ürettiklerini çok hızlı bir şekilde birbirlerine ulaştırmalarını ve iletişimde kalmalarını sağladı. Twitter bizde küresel olarak yarattığı etkiyi yaratmamıştı, FriendFeed ise çok daha fazla sevildi: Vitrine çıkanların altına yorum yazabilmek, “like” verebilmek gibi özellikler etkili şüphesiz. Muhabbeti seviyoruz.

Bu aralar sektörden birçok insanla tanışıyorum, herkesin hikayesini dinlemeye ve yaptıkları işleri takip etmeye çalışıyorum. Bu blog da Türkiye internetine bir şeyler katmak, sektörde olup bitenlere ve ortaya konan işlere kendimce yorumlar eklemek ve deneyimlerimi paylaşmak için yararlı olacak diye umuyorum. Ne de olsa artık birçok yakışıklı sektörel etkinliğimiz, ve de yazdıklarımızı etrafımıza kolayca okutabilmemizi sağlayan harika araçlarımız var. İlgi çekeceğini düşündüğüm şimdilik tasarı halinde olan birkaç yazıyı derleyip yayına sokmak için sabırsızlanıyorum, umarım blogumu takip edersiniz. Hayırlı olsun!