İnternet odağından uzaklaşmadan, sektördeki gelişmeler, kullanmaktan keyif aldığım servisler ve edindiğim deneyimler çerçevesinde yazdığım kişisel blogumu keyifle okursunuz umarım...

RSS Linkedin Xing Facebook Hakkimda Twitter

Sektör’ kategorisi arşivi

ortakantin-yourthrep-logosYaklaşık bir hafta önce ilk olarak webrazzi’de çıkan haberi okumuşsunuzdur muhtemelen, 2005 senesinde üniversitede okurken yakın arkadaşım Volkan Biçer ile birlikte kurduğumuz ve ilerleyen zaman ile birlikte şirketleştirip profesyonel bir işletme haline getirdiğimiz üniversiteli sosyal ağı ortakantin‘e dünya çapında markalara gençlik iletişimi hizmeti veren Youth Republic ortak oldu. Bu ortaklık hakkında geçtiğimiz hafta boyunca birçok şey yazıldı & çizildi, farklı mecralarda da bu konuda haberler çıkmaya devam edecek, şimdiye kadar eksik olan kısım ise bu beraberliğin kimlerin katkısıyla ve ne şekilde oluştuğu idi.

Bu aralar ikinci dönemi başlayan etohum organizasyonunda girişimciler ve yatırımcılar aynı ortamda buluşma fırsatı buluyor. Biz bir etohum şirketi değildik ve sahneye çıkıp büyük kitlelere projemizi anlatmadık. Fakat elimizdeki projenin belli bir bilinirliği ve ticari değeri bulunuyordu. İlk paragrafta yazdığım üzere ortakantin de YouthRep de belli bir kitleye yönelik çalışmalar sürdürüyorlar ve bu ortaklığın bir sinerji doğuracağı kesin. Bu aşamada bizi etohum organizasyonu sektörde iyice bilinir bir konuma getirdi ve Burak Büyükdemir hocamızın da yardımıyla Youth Republic’in sahipleriyle tanışma ve görüşme fırsatı bulduk. Burak Hoca’ma (ben ona böyle hitap ediyorum, benim annem babam da emekli öğretmendir) buradan bir kez daha teşekkür etmek istiyorum.

etohumKişisel bir blog tutmaya karar vermemde etohum’un katkısı olduğunu blogumun henüz ilk yazısında belirtmiştim. Bu yazı ile bir hatırlatma yapmış olayım, bu linkini verdiğim yazıyı yazdığımda henüz ortada ortaklık adına bir sözcük bile konuşulmamıştı. Fakat elinizde adamakıllı bir projeniz varsa, çalışıyorsanız, üretiyorsanız, ve yeni bağlantılar için imkanınız da varsa işinizi büyütmek kolaylaşıyor. İşinizi iyi yapmak, kime fayda sağlayabileceğinizi bilmek, ve onlara ulaşabilmek çok önemli.

couchsurfingBirkaç saat önce elime ulaşan e-posta’da internet & seyahat severler ve özellikle de biz İstanbul’lular için heyecan verici bir haber vardı ve hemen paylaşmak istedim.  Eski bir yazımda bahsetmiş olduğum “Hayatımı değiştiren iki internet sitesi”nden bir tanesi olan Couchsurfing, tam bir seneliğine İstanbul’a taşınıyor! Bu ne demek: İstanbul’da bir ekip kurulacak, bir sene boyunca dünyanın dört bir yanından gezginler CS İstanbul kolektifine gelip kalacaklar, şehrimizi gezecekler, burada birçok etkinlik düzenleyecekler, ve bunların hepsini internet kullanarak, couchsurfing.com üzerinden organize edecekler.

Dünya çapında bir internet projesi ve organizasyonda çalışmak isterseniz eğer İstanbul ofisinde istihdam edilecek birçok iş pozisyonu açık durumda şu anda: Buraya tıklayıp ulaşabileceğiniz pozisyonlar arasında web geliştirici, koordinatör, hatta şef bile var. Mutlaka göz atın derim.

İstanbul özellikle son birkaç senedir yabancılar arasında çok çok popüler, ve dünyanın “hip” şehirleri arasında. İstanbul’da yaşayan ve şehri görmeye gelen turist sayısında inanılmaz bir artış var. Couchsurfing’in de İstanbul’a renk  katacağı kesin.

Ekleme: CS tarafından gönderilen e-posta’daki metni paylaşıyorum

Our next Collective — will you be there?

CouchSurfing is pleased to announce the location of our newest Collective — Istanbul, Turkey!  We’ll be moving in and setting up shop in October.  Over the next 12 months, all CS volunteers will have the opportunity to live there, as well as at our headquarters in San Francisco, CA, USA.  Are you interested in traveling the world with us?  We’re now hiring for eight career positions that are compensated with travel, housing, and meals.

A CouchSurfing Collective is where our volunteers live and collaborate on projects.  BaseCamp, our permanent Collective and administrative center, is located in San Francisco.  Alongside this, we’re opening up Collectives in countries around the globe.  Collectives are central to our philosophy.  In exchange for their time and talent, volunteers are given the chance to travel the world.  Our unique model allows volunteers to spend extended amounts of time getting to know new countries and cities while collaborating with other bright and motivated people to create a better world.  From the first Collective in Montreal to the most recent one in Costa Rica, Collectives are one of the strongest benefits we offer to our staff.

We’d love to have you!  Our organization needs a variety of skill sets.

Birkaç gün önce tozlu dolaplardan çıkarttığım internet dergilerini şöyle bir karıştırmıştım. 1997 1999 seneleri arasında yayımlanan ve atmayıp saklamış olduğum bu dergilerden 12 tane enteresan reklamı/makaleyi fotoğrafladım, ve bazılarını FriendFeed hesabım üzerinden paylaştım. Kalan fotoğrafları da ekleyip tamamını tek bir yazıda derlemek istedim, aşağıda onlarca derginin içerisinden dikkatimi en çok çekmiş olan 12 fotoğrafı bulabilirsiniz. Kaynak olarak kullandığım yayınlar: AD .Net, Netshow, Aktüel dergisi İnternet eki, Milliyet Bilgisayar&İnternet eki, Star gazetesi internet eki “Startek”. Paylaştığım yazılardan bir tanesi M.Serdar Kuzuloğlu‘na, bir diğeri de Erdal Kaplanseren‘e ait. Benim aynı zamanlarda Netshow dergisine yazdığım bazı yazıları da blogumun arşiv bölümünde bulabilirsiniz.

IMG_0198IMG_0199IMG_0201IMG_0204

“Türkçe ilk portal” Mynet’in duyurusu, Doruknet’ten web&mail (!) hosting fiyatları, Turkcell’in web mesaj servisini yayına alması ve Hürriyet.com.tr’nin insan kaynakları platformu olarak kullanılması ilk dört örneğimiz.

IMG_0206IMG_0208IMG_0210IMG_0212

İkinci dört görüntü Türkiye internetinin belki de ilk fenomen sitesi zuxxi.com üzerine bir makale, Erdal Kaplanseren’den henüz zararları fark edilmediğinden (!) yasaklanmamış kumar siteleri üzerine bir tanıtım yazısı, zamanında büyük yatırımlar yapılmış olan Netbul.com reklamı, ve Serdar Kuzuloğlu’ndan HTML Öğreniyoruz köşesi.

IMG_0202IMG_0205IMG_0207IMG_0200

Yeni eklediğim görseller ise Veezy tanıtım ilanı, Milliyet.com.tr açılış duyurusu, Yahoo! hükümdarlığı nereye kadar? (son birkaç sene öncesine kadarmış sanırım, o zamanlar Google da patlamamış henüz) yazısı ve 200.000 (!) aylık sayfa gösterimi duyurusu.

Umarım hoşunuza giderler.

altinorumcekİki gün önce Altın Örümcek Web Ödülleri’nde lokalizasyon (yabancı bir ürünün yerli pazara göre uyarlanması) kategorisinde 2008 senesinin en iyi web sitesi olarak yerelleştirme operasyonunun yönetimini üstlenmiş olduğum sevenload seçildi. Altın Örümcek organizasyonu hakkında birçok farklı eleştiriler getirenler var, ben bu ödülü bir prestij ve yoğun çalışmalarımızın takdir edilmesi olarak görüyorum, birinci seçildiğimizde sevindim açıkçası, üstelik HSBC ve Fiat gibi Türkiye operasyonlarının arkasında büyük dijital ajanslar bulunan küresel markaların önüne geçerek başardık bunu. Bu takdiri de en çok üstüme ben alındım, çünkü com.tr sayfasının launch edilmesinden yerli kanalların oluşturulmasına, web tv anlaşmalarından tasarım ekibinin yön etilmesine, ve hatta Almanca-Türkçe çevirilerin kontrol edilip düzenlenmesine kadar işler benim kontrolümden geçti.

lokalizasyonGeçen sene yaz sonunda Aachen’dan Köln’e taşınıp sevenload merkez ofisinde Türkiye operasyonu için çalışmaya başladığımda aklımdaki ilk şey ürünü Türkiye’ye uygun hale nasıl getireceğimizdi. Çünkü bir ürün teknik altyapı veya arabirim olarak ne kadar kaliteli olursa olsun yerel pazardaki kullanıcıya hitap etmiyorsa orada etkili bir komünite oluşturmak mümkün olmuyor. Bunun için ilk olarak var olan ürünün kullanıcı ile nasıl iletişim kurduğunu kontrol etmek gerekiyordu, öncelikli olarak en küçük hata mesajlarına kadar sitenin dilini tamamen yeniledik. Bunun dışında, Türk kullanıcısına hitap edecek video yayınlarını, en çok talep görenleri en önde sunacak şekilde düzenleyip minimum zamanda maksimum farklı zevke hitap edebilecek şekilde birçok farklı web tv anlaşması yaptık. Kendi komünitesine sahip online mecrada var olan ya da olmayan birçok prodüksiyona sevenload üzerinden özel birer kanal açıp kullanıcılarımıza yayınladık.

Bu süreçte yayına aldığımız kanalların prodüksiyon sahibini kendi dilinden anlatmasına, ilk izlenim, tasarım ve içerik olarak, hatta metin yazımına kadar bütün ayrıntıları ile yetkin bir şekilde hazırlanmasına dikkat ettim.

İlk aklıma gelenler bunlar oldu, çalışmalarımızı beğenen ve bizi birinciliğe layık görenlere teşekkür ederim. Altın Örümcek ödüllerinin tam listesine ulaşmak için buraya tıklayın.

bizibozmazBugün (birkaç saat önce) bizibozmaz.com‘un açılış (aslında bir ay önce açılmışlar fakat partiyi bugün verdiler) partisine katıldım. Bu proje özellikle ilgimi çekiyordu çünkü kurucu ekibinde FHM, Four Four Two gibi dergilerde yayın yönetmenliği ve birçok popüler gazetede köşe yazarlığı yapmış Mansur Forutan bulunuyordu. Bu konuda geleneksel medyadan gelen popüler bir simanın blogculuğa merak salması en çok ilgimi çeken unsur.

Bizibozmaz kendini şöyle tanımlıyor: “Bizibozmaz; bir popüler ve şehir kültürü blog’udur, gerçek ve dijital evrende görüp beğendiklerimizi işleyip sizlerle paylaşır, sanattan tasarıma, teknolojiden dijitale, müzikten afişe, grafikten popüler bilime, popüler tarihten spora, oyundan etkinliğe kadar yaratıcılık ihtiva eden ne varsa gözünüzün içine sokar.”

Mansur Forutan’den partide proje ile ilgili bilgi alma fırsatı buldum. Gazetecilikten blogculuğa geçişinde onu etkileyen faktörler neler olmuştu? bunları sordum. Samimi yanıtlar verdi: Geleneksel medyada kendini ifade konusunda sınırlar bulunduğunu, internet üzerinde sınırsızca hareket edilebildiğini ve istediğiniz her konuda istediğiniz kadar yazıp çizebileceğinizi ve bunun çekiciliğini anlattı. Bunun dışında, düşük maliyetlerin sağladığı kolaylıklardan ve küçük bir ekip ile kendilerine ait bir proje ortaya koyabilmenin hazzından bahsetti. İnternet üzerinden zengin medya imkanlarını kullanıp animasyon, video ve kısa zamanda çok bilgi ve bağlantı sağlayabilme imkanı da hoşuna gitmişti. Blog yazmaya onu iten faktörün son zamanlarda bloglardan çok bahsedilmesi ve blogların daha çok dikkat çekmeye başlaması olduğunu söyledi. İlgi çekici bulduğum bir nokta da geleneksel medya çalışanlarını interaktif mecrada çalışanlardan daha disiplinli bulduğunu söylemesiydi.

Bu kadar çok dalda aynı anda yazılıp çizilen bir blogun pazarlamasında konumlandırma sıkıntıları olabileceğini düşünüyorum. Fakat sıkı bağlantıları ve çevresi bulunan bir medyacının uzun vadede bu blogu bir markaya dönüştürme ve bundan ticari başarı sağlama imkanı bulunuyor. En azından profesyonel olarak yazmakla uğraşan bir ekibin internet üzerinden bu tür bir girişimde bulunması internetin her geçen gün daha çok ciddiye alınan bir platform olduğunu göze çarpıyor. Bu açıdan bu girişimin medyacılar arasında yenilikçi bir hareketi tetikleyeceğini umuyorum.

Ek: Partide Ahmet Hakan ve birkaç tanınmış gazeteci daha vardı. Kendisini örnek göstererek yazmış olduğum blog yazısı onlara ulaştı mı merak ettim, ek olarak onları bir internet sitesinin partisinde görmek hoşuma gitti. Duyduğuma göre bizibozmaz.com’a yazılarıyla katkıda bulunmuşlar. Bu arada parti dediğime bakmayın, Taksim’de bir cafede tanışma ve sohbet toplantısı tadında bir buluşmaydı, masalarda dans eden kızlar yoktu.

jsBir arkadaşım facebook’ta bir video paylaşmış: 25 things I hate about facebok. Tıkladım, izledim, tahmin ettiğim gibi facebook’u kullanan insanların muzdarip olduğu dertleri anlatan, eğlenceli bir parodiydi. Dilden dile dolaşım etkisini yaratmak için çekilmişti. Videoyu Julian Smith adında 1987 doğumlu birisi hazırlamış, sonuna da Juliansmith.tv adresini eklemişti. Videonun sonunda uzun uzun adres gözükünce ben de merak ettim ve sitesine bir göz attım.

Julian şöyle söylüyor: “Gerçek bir işim yok, bütün gün film çekiyorum ve müzik üretiyorum.” Dikkatimi çeken şey Julian’ın internet üzerinden kurduğu iletişimi çok başarılı bir şekilde planlaması oldu. Biyografisinde, yaptığı işler ile ilgili bilgi verdiği her kişisel sayfasında bu işleri izleyicilerin zevki için yaptığını vurgulamış, paylaştığı her videoda izleyicilere küçük oyunlar sunarak videoları arkadaşlarına da göndermelerini rica etmiş, Youtube albümüne abone olanların onun suratında kocaman bir gülümsemeye dönüştüğünü özellikle belirtmiş.

julianyoutube
Julian’ın ayrıca Twitter, MySpace, Flickr ve tabii Facebook hesapları da var. İnternet üzerinden bire bir kendisinin iletişim kurduğunun da altını çizmiş. Bu uğraşıları meyvesini vermiş ve Facebook merkez ofisine davet edilip orada “Facebook’un yeni arayüzünü anlatan” bir parodi çekmiş. Bunun dışında Tyra Banks Show, Britain’s Got Talent gibi büyük izleyici kitlesine hitap eden programlarda konuk edilmiş. Web sitesini incelediğinizde de Arjantin’den Bahama Adaları’na kadar büyük bir hayran kitlesinin kendisini takip ettiğini görüyorsunuz. Bunu internet sayesinde başarmış olduğu ortada, ve bu bence harika bir şey.

Julian kendi filmlerini çekiyor, klipler hazırlıyor, ve şu anda başarılı bir şekilde kişisel markasını parlatıyor. Ülkemizde interneti bu şekilde etkili kullanan genç sanatçılar, yönetmenler aklınıza geliyor mu? Düşündüm fakat parmakla gösterecek birisini bulamadım açıkçası. Julian’ın yıldızının ise gün geçtikçe daha çok parlayacağını ve ilerde büyük projelerle karşımıza çıkacağını düşünüyorum. Buraya not düştüm.

marketing-turkiye-ortakantinBugün Marketing Türkiye dergisini aldığımda 2005 senesinde henüz üniversitedeyken kurduğumuz ortakantin.com‘un tam sayfa tanıtım ilanıyla karşılaştım. Projemizin kurumsal ilişkileriyle ilgilenen Netbook Interactive‘in yaş günü sebebiyle dergide bazı tanıtım ilanlarının yayınlanacağını biliyordum ama böyle güzel ve kapsamlı bir şekilde hazırlanmış bir ilan beklememiştim. Açıkçası çok hoşuma gitti ve keyiflendim bu durumdan, ülkenin en önemli iş dergilerinden birisinde sıfırdan kodlayarak ortaya çıkardığımız ve hiçbir yatırım veya sermaye desteği olmadan büyüttüğümüz ürünümüz tam sayfa yer alıyordu.

Şunu düşündüm: İnternet projelerimin tanıtımı için şu ana kadar bütçe ayırırken her zaman başka internet siteleri üzerinden tanıtım yaptım. Zaten bilgisayar başında bulunan ve internet kullanan birisinin tek bir tıklama ile siteme ulaşacağına ve eğer hedef kitlemize uyuyorsa, site de ilgisini çekerse üye olup siteyi kullanmayı başlayacağını umdum. Google reklamları, facebook ve benzeri düşük bütçe ile yaygın tanıtım imkanı sağlayan sosyal ağlar ve kendi bağlantılarım ile sağladığım karşılıklı banner değişim kampanyaları bunlar arasında sayılabilir. Düşük bir tanıtım bütçesi ile verimli bir yeni kullanıcı kitlesine ulaşmak son derece mantıklı. Fakat her ne olursa olsun yazılı basında yer almak son derece prestijli bir durum. Elinizdeki projenin belli bir olgunluğa ve değere ulaştığını gösteriyor. Yazılı basın sektörel kitleye ulaşıyor, ve orada yer almak belli bir bütçe gerektiriyor.

Sonra Türkiye internet sektörünün yazılı basındaki varlığını düşündüm: Yaklaşık on sene önce gazetelerin hafta sonu eklerinde ve Yurtsan Atakan, Serdar Kuzuloğlu gibi gazetecilerin köşelerinde yer alıyordu internet. Birkaç internet dergisi yayımlandı, tutmadı. Gazeteler internet için özel ekler yayımladılar bir süre. Şu anda bakıyorum; Digital Age dergisi ve Marketing Türkiye IP eki var. Bu dergileri karıştırdığımda birçok interaktif ajans, yazılım ve tasarım firması görüyorum. Büyüklü küçüklü birçok internet sitesi reklamverenlere sunuluyor.

Henüz kıvama geldiğine inanmıyorum, bu yayınlar ne kadar uzun soluklu olacak merak ediyorum, ama internete yönelik yayınları elime alıp mürekkep kokusunu içime çektiğimde heyecanlanıyorum hala.

logo_myspaceSosyal ağların nasıl para kazanacakları uzun zamandır tartışılan bir konu. Bu tartışmalarda günümüzde bu alandaki iki en büyük marka facebook ve MySpace’in mutlaka adı geçer, Linkedin ve Twitter da artık sık sık anılıyor. En çok eleştirilen ve kafa yorulan konu genellikle sosyal ağların ellerindeki inanılmaz büyük kitleyi ve potansiyeli karlı bir iş modeline nasıl dönüştürebileceği sorusu oluyor.

Bu konuda kendi gözlemlerim ve kullanım tecrübelerim dışında önemli kaynaklardan haberleri ve birinci ağızdan yapılan açıklamaları derleyerek bir karşılaştırma yapmaya çalıştım. Elindeki kitleyi gelire dönüştürebilme konusunda şu ana kadar en büyük başarıyı açık ara MySpace göstermiş, ve facebook’un yükselen trendine ve iki ürünün neredeyse eşitlenen trafik oranlarına rağmen geçtiğimiz sene boyunca rakibinin iki katından fazla gelir elde etmiş. MySpace 800 milyon dolardan fazla ciro elde ederken facebook’un tahmini geliri 300 – 400 milyon dolar arasında. Önümüzdeki sene MySpace 1 milyar doları aşmayı hedeflerken ve bunu 5 sene içerisinde gerçekleştirdiklerini söylerken (Google’ın 1 milyar dolar ciroya ulaşması 6 senelerini almış) facebook’un cirosunu 500-600 milyon dolara çıkartacağı öngörülüyor. Bu rakamları kullanıcı ziyaretleri ve trafik verileri ile birleştirip iki şirkete de sanal birer değerlendirme yaptığımızda şu anda MySpace 3.5 milyar dolardan fazla ederken, facebook henüz 1.6 milyar dolar değerinde hesaplanıyor.

Bu ciro farkı hakkında Mark Zuckerberg “Biz henüz trafik artışına odaklanmış durumdayız, önümüzdeki 2-3 sene içerisinde adamakıllı gelir modelleri oluşturacağız.” şeklinde bir açıklama yapmış olsa da beacon uygulaması, kullanıcı sözleşmesi üzerinde çeşitli değişiklikler ve benzeri girişimler ile facebook’un gelirini arttırmak için büyük çaba sarfettiğini fakat bu en çok bilinen iki örnekte de geri adım atmak durumunda kaldığını biliyoruz. İki firmanın da aslında çabası, satılabilir bilgi akışı sunmak: facebook yavaş yavaş markalar ile tüketicilerin buluştuğu bir mecra olmaya çabalıyor, fan page’lerini ön plana sürüyor, kullanıcının yakın çevresindeki kişilerin sevdiği ürünleri ve tüketim alışkanlıklarını baz alarak öneriler yapıyor. MySpace ürününü para çevirme konusunda daha şanslıydı, bağımsız mecra ihtiyacında olan sanatçıları, onların takipçilerini, konser biletleri gibi hemen paraya dönüştürülebilen ve yoğun olarak talep gören ürünleri verimli bir şekilde bir araya getirerek değerlendirdi.

myspace-generationBirkaç ay önce Berlin’de katıldığım Popkomm fuarında odak noktası dijital müzik servisleri ve müziği teknoloji ile birleştirip paraya çevirmekti. Online satış dışında, yaratılan sanatsal ürünleri kullanıp alternatif gelir modelleri yaratmak üzerine birçok çalışma mevcuttu. Günümüzde de geleneksel albüm satışı dışında müzisyenlere gelir sağlayan RockBand, benzeri online oyunlar, web tabanlı karaoke sistemleri ve benzeri telif üzerinden gelir dağıtan çalışmaları takip edebiliyoruz. MySpace bu açıdan bakıldığından daha çok etkinlikler üzerinden müzik üreticisini ve takipçiyi bir araya getirme işlevini görüyor, bu süreçte sisteminin içine akıllı algoritmalar yerleştirerek ve lisanslı yayın içeriğini gelir ortaklıklarıyla birleştirerek ekonomik değerini arttırıyor. Bu anlaşmalara en iyi iki örnek olarak Google ile yapılan 800 milyon dolarlık akıllı reklam anlaşması ve MTV Networks ile yapılan video reklam ortaklığı verilebilir. Yakında mikro ödeme sistemleri ve mobil uygulamalara yatırımı arttıracakları ve online müzik üzerine gelir artışı sağlayabilecek startupları satın alacaklarına dair açıklamalar da yaptılar.

MySpace ve facebook’un iki farklı uygulama olduğu ortada, bu fark 2005′te MySpace’in satın alınmasından sonra yaptığı kurumsal anlaşmalar ve bir arkadaşlık sitesinden daha çok müzik/video mecrası olma yolunda atılan adımlar ile iyice arttı. MySpace şöhretlerini duymuşsunuzdur, geleneksel yolların dışına çıkıp internet üzerinden kendilerini duyuran ve bununla büyük şöhrete kavuşan Arctic Monkeys, Lily Allen gibi isimlerden bahsediyorum. Bu isimler internetin şov dünyası üzerinde nasıl bir etki yaratabileceğinin ilk kayda değer örnekleriydi ve MySpace’in müzik sektörünü ve takipçilerini kategorize eden, bir araya getiren ve birbirleriyle birinci ağızdan iletişim kurmalarını sağlayan bir mecra olarak başarılı olacağının, para edeceğinin ve sektöre verimlilik katacağının ilk işaretleriydiler. Ortada bana göre büyük bir sinerji var: Öncelikle milyar dolarlar eden ekonomik değeri ile evrensel müzik ve eğlence sektörü ve bu sektörün mp3 patlaması, korsan yayınlar, sonrasında da online müzik yayını ile geleneksel yollardan para kazanamama sorunu, ve bu sayede de yeni gelir modellerine ve ortak bir online mecra arayışına yönelişi. Bu öyle güçlü bir sektör ki, MySpace’in markasını şirket hiçbir harcama yapmadan kendi kendine parlatmasını sağlıyor: Az da olsa gece hayatınız varsa fark etmişsinizdir, her partinin ve konserin afişinde artık grup isimleriyle birlikte MySpace adresleri de yazar. Bu yayılımın dışında, MySpace satın alması sonrası gerçekleşen yönetimsel başarı da kayda değer: Şu anda Sony BMG, Warner ve Universal ile yapılan anlaşmalar sayesinde milyonlarca tüketiciye biletler, telefon melodileri ve sanatçılara özel ürünler sunabiliyorlar. Bu üç firmanın dünyanın en güçlü müzik firmaları olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz, MySpace’in tam da müzik sektörünün zor durumda olduğu bir zamanda internetin en popüler sosyal ağı olması, ve arkasına büyük bir yatırım desteğini alması, bu firmalarla yapılan anlaşmaları da kolaylaştırarak “sanal dünya dışında” atılacak adımların bir internet sitesini ekonomik olarak güçlendirmek için ne denli önemli olduğunu herkese gösterdi.

MySpace bu yönde çalışmalarına halen devam ediyor. Henüz birkaç hafta önce yaptıkları yeni işe alımlar ve yayınladıkları bültenler de bunu doğruluyor: Avrupa kıtasında bağımsız sanatçılar ve yayıncılar ile stratejik işbirlikleri kurmak için tecrübe sahibi bir yönetici, ve merkezle entegre bir şekilde çalışacak yerel ofisler ve ekipler, MySpace’i ABD dışında da müzik sektöründe söz sahibi yapmak için çalışmalarını sürdürüyor. Bu süreçte belki de en can alıcı nokta, müzik evrensel bir sanat dalı olmasına rağmen MySpace’in yerelleştirmeye oldukça önem vermesi. En aktif oldukları pazar olan ABD dışında Kuzey ve Güney Amerika’da 5 farklı ofis, 15 gelişmiş Avrupa ülkesinde birer ofis, ek olarak Rusya, Türkiye ve Asya Pasifik ülkeleri gibi alternatif pazarlarda ofisler, ve bu ülkelerdeki sektörü takip eden, müzisyenlerle anlaşmalar yapan, etkinlikleri ve trendleri kovalayan ekipler. Şaşırtıcı ve ilgi çekici bir nokta da, yenilikçilik: MySpace’in kendi prodüksiyonları için ortaklık anlaşmaları yapması, kullanıcılarına ortak katılım ile film çektirmesi gibi ayrıntılar basında hep geniş yer bulmuştu. Bu şekilde MySpace ürün geliştirmesi dışında enerji ayırıp teknoloji dışı operasyona vakit ayırmaya, yerel pazarlara girmeye ve yenilikçi girişimlere para yatırmaya çekinen birçok internet firmasının gözlemleyip ders alabileceği bir örnek oluşturur umarım.