İnternet odağından uzaklaşmadan, sektördeki gelişmeler, kullanmaktan keyif aldığım servisler ve edindiğim deneyimler çerçevesinde yazdığım kişisel blogumu keyifle okursunuz umarım...

RSS Linkedin Xing Facebook Hakkimda Twitter

Sektör’ kategorisi arşivi

Sosyal medya iletişim ajansımız Dekatlon Buzz ile geçtiğimiz hafta içerisinde Türkiye’de bir ilke imza attık. ‘Tasarım değeri olan eğlenceli her şey’ sloganı ile yol alan ve Türkiye’nin butik tasarım mağaza zincirleri arasında lider konumda yer alan BUN Design ile birlikte gerçekleştirdiğimiz BUNSQUARE kampanyası hakkında yazmak için öncelikle kampanyanın tamamlanmasını bekledim. Kampanyaya katılım süresi dün akşam sona erdi ve BUNSQUARE sözcüğünü ilk kullanmaya başlayıp kampanyayı duyurduğumuz bir hafta içerisinde oldukça fazla ses getirdik. Şu anda Google’a ‘bunsquare’ yazdığınızda tam 1200 sonuç karşınıza çıkıyor.

Bunsquare kampanyası ile neyi amaçladık? Nasıl bir anlam yarattık?

BUN Design tüm online iletişim stratejisini Dekatlon Buzz ekibi ile birlikte çiziyor. BUN Design Türkiye’de ilk olan bir konsepti hayata geçirmiş ve çok başarılı olmuş bir firma, ve arkasında girişimci bir Türk ekibi var. Online dünyadaki fırsatları biliyorlar ve bu tarafta ilerlemekten çekinmiyorlar. BUN Design’ın online dünyada artık daha aktif olduğunu Türkiye’de bir ilk olacak ve ses getirecek bir kampanya kurgusu ile duyurmak istedik. Birlikte çalıştığımız markanın arkasında ilkleri gerçekleştiren girişimci bir ekip olması bize bu cesaretli kararı aldırdı ve dünyada bile çok az kullanılmış olan bir mecrada bir kampanya kurgulayıp BUN Design’ın yenilikçi ve yaratıcı yönünün altını çizdik.

Kampanya medyadan ve sektörden çok fazla ilgi gördü. Bunu nasıl başardık?

BUNSQUARE kampanyamızdan sadece bir hafta içerisinde Milliyet Gazetesi, Sabah Gazetesi, Akşam Gazetesi gibi önemli yayın organlarında bahsedildi, Marketing Türkiye ve Digital Age dergilerinin yayınlanacak sayılarında ayın kampanyası olarak seçildik, kampanya kurgumuz Turkcell ve Turk Telekom teknoloji ekipleri arasında mail zinciri olarak dolaştı, ve Mindshare Interaction bize blogunda yer verdi. Tabii bütün bu önemli olayların yanında sayısız blog ve haber sitesi kampanyayı online olarak paylaştı. Örn. (1) (2) (3) (4) (5) Kampanyanın ses getirmesinden ve yayılmasından sonra bazı önemli marka temsilcileri bizimle iletişime geçip onlara benzer kurgular hakkında ayrıntılı bilgi vermemizi istediler, bu da önemli bir gelişmeydi.

Kampanya kurgusunun yarattığı fark neydi? Ne kadar katılım oldu?

Burada sözü ‘Marketoloji‘ blogu yazarı Berna Akın’a bırakmak istiyorum. Kendisi BUNSQUARE kampanyası ile ilgili yazdığı yazıda şu yorumları yapmış:

Bunsquare ilk karşıma çıktığında, “Sosyal medya kampanyası işte böyle olur!” diye düşündüm. Sosyal medyayı fiziksel mağaza ortamları ile birleştirmeleri, kullanıcıların marka ile fiziksel temas kurmalarını sağlayacak. Mağazalardaki formları doldurmaları sayesinde de, CRM’de (Müşteri İlişkileri Yönetimi) kullanılmak üzere harika bir veritabanı oluşturulacak. Buradan anlayabiliriz ki, ileride bizi çok daha kişiselleştirilmiş kampanyalar bekliyor.

“Markalarınızı ve kampanyalarınızı sosyal medyada var ediyoruz.” sloganı ile yola çıkan sosyal medya iletişim ajansı Dekatlon Buzz, Bun Design’ın bu kampanyada birlikte çalışmak istediği ajans olmuş. Kendilerini de ayrıca tebrik etmek istiyorum.

Bir tarafta, sadece Facebook ve Twitter’da birer hayran sayfası açıp, arada sırada (ki arada sırada olması iyi, çok sık olursa spam’e dönüşüyor) marka ile ilgili reklam yapan ya da haberler yayınlayan markalar; diğer tarafta çok daha interaktif ve tüketicilerin marka ile aralarında bağ kuracağı kampanyalar gerçekleştiren markalar… Bir tarafta sosyal ağlarda spam yapmak, diğer tarafta kullanıcıların marka ile duygusal bağ kurmalarını sağlamak ve marka sadakati (brand loyalty) yaratmak…

Berna Hanım gerçekleştirmek istediğimiz etkiyi çok iyi kavramış ve bunu blogunda paylaşmış. Kendisine güzel yorumları için de buradan teşekkür ederim.

BUNSQUARE kampanya kurgusu son kullanıcı için zorlu bir süreçti. Çok yüksek katılım beklemiyorduk, öncelikli amacımız sektöre ‘insanları mağazaların içine çekecek sosyal kampanyalar yapılabilir’ mesajını vermekti. Hem foursquare hem de Twitter’dan paylaşım kurgusunu doğru biçimde tamamlayan toplam 13 kişi kampanyadan ödül almaya hak kazandı. Bunun dışında foursquare veya Twitter paylaşımını doğru biçimde yapmayan, hashtag koymayı unutan, yanlış mağazaya giden katılımcılar da oldu. Bu katılımın yanında ise BUN Design’ın yenilikçi imajı ve online dünyaya girişi yüz binlerce kişi tarafından duyuldu, ve bir PR kampanyası olarak Bunsquare çok başarılı oldu.

Foursquare kullanımı Türkiye’de şu anda çok düşük, ve insanları bilgisayarlarının başından kaldırıp mağazaya çekmek de şu an için zorlu bir süreç. iPhone kullanan ve foursquare yüklemiş olan creme-de-la-creme kitleyi mağazalara çekmek çok daha zor. Mobil internet ve mobil sosyal medya kullanımı yaygınlaştıkça BUNSQUARE benzeri kampanyalar hayatımızın içerisinde daha fazla yer almaya başlayacak. O zaman BUNSQUARE’i hatırlayıp ‘Bu tarz kampanyaları biz başlatmıştık’ diyeceğiz, ne mutlu bize. Bu fırsatı bize veren BUN Design ekibine çok teşekkür ederim.

Efes Pilsen blog yazarını arıyor

Efes Pilsen’in blogundan alıntılıyorum:

Efes Pilsen’in bir parçası olarak kurumsal blogumuzda yazacak, festivallerden maçlara, fabrika gezilerinden takım antremanlarına tüm etkinliklerimizde bizlerle yanyana duracak, hem yurtiçi hem yurtdışı gezilerimize eşlik edecek ve izlenimlerini kendi anlatımıyla paylaşacak blog yazarımızı arıyoruz! Katılmak için yapmanız gereken çok basit:

1. “Efes Pilsen Blog Yazarı Ben Olmalıyım” konulu bir blog yazısı yazın.
2. Bu yazının linki ile birlikte aşağıdaki formu doldurarak adaylar arasına katılın.

Başvurular 5-25 Nisan 2010 tarihleri arasında alınacak ve 30 Nisan 2010 tarihinde açıklanacak finalistler, 8 Mayıs 2010 Cumartesi günü düzenlenecek 2010 Blog Ödülleri’nde kameranın karşısına geçecek.

Bir marka için kurumsal blog tutmak eğlenceli ve eğitici bir iş olabilir.  Şuradan haberi incelemenizi tavsiye ederim.

Küresel markalar çoğu konuda olduğu gibi sosyal medya kampanyalarında da öncü oluyorlar genelde, fakat bu konuda aktif olarak çalışan yerli markalarımız bulunduğunu da es geçmemek lazım. Tiffany tam 5 senedir www.catlaktshirt.com adresinde tişört tasarımcılarını ağırlıyor ve ‘Çatlak Tshirt’ yarışmasını düzenliyor. Yayınlanan bültene bir göz atalım:

Tiffany “Çatlak T-Shirt” yarışması bu yıl da geçen sene olduğu gibi 1 Mart-1 Mayıs tarihleri arasında gerçekleştiriliyor. T-shirt üzerinde kullanılabilecek her türlü özgün, komik, karizmatik ve hınzır çizginizi, sloganınızı veya grafiğinizi www.catlaktshirt.com adresine yükleyin, 5binTL’lik para ödülünü kazanın. Göreni hem düşündürecek hem de gülmekten çatlatacak tasarımlarınızı büyük bir heyecanla bekliyoruz. Yarışmaya farklı bir bakış açısı getirmek adına bu yıl eser elemelerini Mehmet Çağçağ önderliğinde Leman ekibinin güçlü çizerleri gerçekleştirecek.

Artık geleneksel hale gelen, meraklılarının özlemle beklediği Tiffany Çatlak T-shirt yarışmasının beşincisi 1 Mart’ta başladı. Yarışmayla ilgili detaylı bilgiyi catlaktshirt.com sitesinden alabilirsiniz. Yarışmaya eser gönderme süresi 1 Mayıs 2010 tarihinde sona eriyor. Bu tarihten sonra yarışmaya t-shirt tasarımında kullanılabilecek esprili çizim ve sözleriyle katılanlar arasından 30 finalist belirlenecek. Bu eserler 15 Mayıs’tan itibaren www.catlaktshirt.com adresinden oylamaya sunulacak. İnternet üzerinden yapılan oylama sonuçları Haziran ayında gerçekleştirilecek ödül töreninde jüri değerlendirmesiyle birlikte açıklanacak. Bu sene yarışma birincisi 5binTL, ikincisi 3bin TL üçüncü ise 2binTL’lik para ödülü kazanıyor. Ayrıca dördüncü, beşinci, altıncı ve yedinciye 250’şerTL’lik Tiffany hediye çekinin yanısıra ilk 30’a giren diğer finalistlere 150şerTL’lik Tiffany hediye çeki armağan edilecek.

Tiffany’nin “Çatlak T-shirt” yarışması her yıl tekrarlanıyor ve seçilen çalışmalar T-Funny koleksiyonunun bir parçasını oluşturuyor.

Sosyal medya pazarlaması ve sosyal medya iletişimi üzerine çalışmalar yapan kişilerin işine çok yarayacak bazı güncel rakamlar elime geçti, paylaşmak istedim. (Kaynak)

Facebook kullanıcılarının %50′den fazlası siteye her gün giriş yapıyormuş. Bu da günde 200 milyon kullanıcı ediyor.
Twitter’ın 75 milyon kullanıcısı var fakat bunların 15 milyon kadarı aktif kullanıcı.
Linkedin’in toplam kullanıcı sayısı 50 milyon. Avrupa’dan toplam 11 milyon üye var.
Flickr’da 4 milyardan fazla fotoğraf yüklü.
Günde 35 milyondan fazla kişi facebook’taki durum mesajını güncelliyor.
Wikipedia’da 14 milyondan fazla makale var.
2009′da facebook’ta kullanıcıların ortalama 120 arkadaşı varken bugün bu ortalama 130′a çıkmış.
Facebook kullanıcılarının 65 milyonu siteyi mobil olarak da ziyaret ediyormuş.
2009 sonlarında günlük yollanan ortalama Tweet sayısı 27.3 milyonmuş.
Facebook kullanıcılarının %70′i ABD dışından.
Bloggerların %70′i bloglarında kendi istekleriyle markalardan bahsediyorlarmış.
Bloggerların %38′i ürün tanıtımı yapıyor ve markalarla ilgili deneyimlerini bloglarında aktarıyor.
80.000′den fazla web sitesi sistemine Facebook Connect entegre etmiş. (Biz de şu anda ortakantin‘e entegre ediyoruz.)

youtubeyasagiBugün Akşam Gazetesi‘nin pazar ekinde Selin Özavcı imzasıyla yayımlanan haberde 1,5 senedir devam eden YouTube yasağının sonunda AİHM’ye taşınması ve Anaposta uygulaması üzerine görüşlerim yayımlandı. Bloguma da eklemek istedim. “Bir video için tüm Türkiye’yi cezalandırıyoruz” başlıklı haberin tamamına buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Konu hakkında görüşlerimi şu şekilde paylaşmıştım:

“Sivilleşme çabaları ve demokratikleşme hareketleri bir süredir ülkemizin gündeminden düşmeyen konu başlıkları. YouTube davasının 1,5 senedir sivil irade ve devlet işbirliği ile çözülememiş olması ve AİHM’ye taşınması daha atmamız gereken çok adım olduğunu gösteriyor. Bürokrasi problemi, vurdumduymazlık, veya adını ne koyarsak koyalım ortada ciddi bir problem var, bu dava bu problemi gündeme taşıyacaktır ve çözüm yolunda etkili olacaktır diye umuyorum. Fakat keşke dışarıya yansımadan kendi içimizde çözebilseydik bu problemleri.

Anaposta uygulamasının e-postalar üzerinden yürüyen bilgi akışını merkezi otorite altına alma amaçlı olduğu çok net. Hem teoride hem de pratikte uygulanması imkansız ve uygulamaya alınmaya çalışıldığında çok tepki göreceği açık. Devlet kurumlarının bu tip temelsiz uygulamalara kalkışmak yerine internetin doğasını kavramış ve bu işte uzmanlaşmış kişi ve kurumların işbirliği ile hareket etmesi gerekir.”

Birkaç hafta önce katılmış olduğum Webit‘te sunumlar ve workshoplar Web TV üzerinden yayınlanmak üzere kayıt ediliyordu. Bu sırada etkinliğe katılan konuşmacılar ile de çeşitli röportajlar yapılıyordu. Tahminimce Türkiye’den katılıp organizasyonda büyük bir medya firmasını ve yayıncıyı temsil etmeyen ve tarafsız bir duruş sergileyebilecek, ek olarak sektörel & profesyonel blogu bulunan ve yazılı basında da sektörel yazılar yazan tek isim olduğum için benimle de Türkiye pazarının güncel durumu ve geleceği üzerine bir röportaj yapmak istediler.

Röportajda Türkiye internetinden güncel bilgiler & rakamlar vermek ve Türk internet kullanıcısının en fazla kullandığı servisleri özetlemek üzere ufak bir araştırma yaptım. Röportaj artık Web TV üzerinden yayınlanmış olduğuna göre (izlemek için buraya tıklayın) bu almış olduğum notları blogum üzerinden paylaşabilir ve kayıt altına alabilirim diye düşündüm.

Birçok farklı kaynaktan derlemiş olduğum bu bilgilerin %100 doğruluğu konusunda garanti veremiyorum. Kimisi 1-2 sene önceki rakamların üzerine kendimce yaptığım eklemeler ile ortaya çıkmıştır, kimisi ise profesyonel kurumlar tarafından yapılan araştırmalardan derlenmiştir. Umarım işinize yararlar:

Türkiye Gayrıresmi İnternet Raporu (2009)

  • Türkiye Avrupa’da 7. en büyük internet pazarı (kullanıcı sayısı olarak)
  • 28 milyon internet kullanıcısı olduğu tahmin ediliyor. Evlerinden düzenli olarak internet kullanan 17 milyon kişi var.
  • İnternet penetrasyonu %40 seviyelerinde
  • Comscore araştırmasına göre aylık ortalama 32 saat internet kullanıyor Türkler, ve bu Avrupa’da en yüksek rakam.
  • Türklerin en çok kullandığı servisler sırasıyla: anlık mesajlaşma, sosyal ağlar, oyunlar, e-posta, haberler, multimedya & video, arama, e-ticaret
  • Dünya’da en kalabalık 11. internet nüfusuyuz.
  • Tahminen 9 milyar dolar e-ticaret hacmi var.
  • 200 milyon dolar online reklam harcaması yapılıyor.
  • İnternet kullanıcılarının %45′i 16-24 yaş arasında.
  • Türkiye’de internet kullananların %70 i en az bir defa internetten alışveriş yapmış.
  • İnternet üzerinden en çok satın alınan ürünler: teknoloji ürünleri, seyahat ve leisure (hobi vb.)
  • Türkiye’de 50 milyon kredi kartı var.
  • Şu ana kadar en çok büyüme gösteren internet projeleri e-ticaret, matchmaking, sosyal ağlar, portaller, bankacılık ve ödeme uygulamaları çok gelişmiş, alternatif bol.
  • Son 4 senedir yabancı firmalar Türkiye’de ofis açıyorlar ve önemli satın almalar & işbirlikleri yaşandı. Bunların sayısında da önemli artış yaşanacak.

Eklemeleriniz veya güncellemeleriniz olursa iletişim kısmından gönderin lütfen.

ofansif logoBirkaç ay önce sessiz sedasız bir şekilde hayata geçmiş olan futbol sosyal ağı & platformu Ofansif, Türkiye internetinde son zamanlarda beni heyecanlandıran birkaç projeden bir tanesi oldu. Uzun zamandır söylüyordum, bu kadar fazla futbolseverin yaşadığı bir ülkede neden taraftarlara yönelik bir sosyal ağ yok? diye. Vakit bulsam kendim bir şekilde futbol/spor bazlı bir projenin içerisinde olmak istiyordum. Çok yüksek bütçelere sahip olan futbol takımlarına bir şekilde ucu dokunacak olan bir projenin sonsuz ticari potansiyeli ve açılımı olduğuna inanıyorum. Sonunda birileri sesimi duydu sanırım.

Siteyi keşfettikten sonra biraz inceledim ve arkasında yetkin bir ekip olduğunu tahmin ettim. Güncel maç verilerinin kullanımından arkada komple bir futbolcu/takım veritabanı olmasına ve sistemin yazılışından farklı servislerle entegrasyonlara kadar çok ayrıntılı ve profesyonel bir iş çıkartılmıştı. Dün akşam Ofansif’in kurucuları ile tanışma ve sohbet etme şansına sahip oldum. (Murat Kahraman‘a çok teşekkürler.) Ve projenin çıkış öyküsünü, geleceğe yönelik planlarını dinledim.

Ofansif ekibinin kafasındaki format “mainstream” bir futbol platformu ve sosyal ağından çok öte: Taraftarlara hitap eden, futbol kültürünü geliştiren, futbolseverlerin kendilerini göstermelerini ve ifade etmelerini sağlayacak bir oluşum yaratmak istiyorlar. Site için halihazırda yayın yapan futbol konseptli haber siteleri ve futbolla bağlantılı yazılı/online yayınlarda bulunmayan özellikler geliştiriliyor. İstanbul dışı futbol takımlarının taraftarlarına kendilerini ifade olanağı sağlamak da misyonları içerisinde heyecan duydukları ayrıntılardan bir tanesi.

Zamanla çok ses getireceğini ve hem kullanım tecrübesi & yaygınlığı hem de ticari anlamda bir başarı hikayesi olacağını düşündüğüm bu siteye henüz göz atmadıysanız sizi buraya alalım.

ortakantin-yourthrep-logosYaklaşık bir hafta önce ilk olarak webrazzi’de çıkan haberi okumuşsunuzdur muhtemelen, 2005 senesinde üniversitede okurken yakın arkadaşım Volkan Biçer ile birlikte kurduğumuz ve ilerleyen zaman ile birlikte şirketleştirip profesyonel bir işletme haline getirdiğimiz üniversiteli sosyal ağı ortakantin‘e dünya çapında markalara gençlik iletişimi hizmeti veren Youth Republic ortak oldu. Bu ortaklık hakkında geçtiğimiz hafta boyunca birçok şey yazıldı & çizildi, farklı mecralarda da bu konuda haberler çıkmaya devam edecek, şimdiye kadar eksik olan kısım ise bu beraberliğin kimlerin katkısıyla ve ne şekilde oluştuğu idi.

Bu aralar ikinci dönemi başlayan etohum organizasyonunda girişimciler ve yatırımcılar aynı ortamda buluşma fırsatı buluyor. Biz bir etohum şirketi değildik ve sahneye çıkıp büyük kitlelere projemizi anlatmadık. Fakat elimizdeki projenin belli bir bilinirliği ve ticari değeri bulunuyordu. İlk paragrafta yazdığım üzere ortakantin de YouthRep de belli bir kitleye yönelik çalışmalar sürdürüyorlar ve bu ortaklığın bir sinerji doğuracağı kesin. Bu aşamada bizi etohum organizasyonu sektörde iyice bilinir bir konuma getirdi ve Burak Büyükdemir hocamızın da yardımıyla Youth Republic’in sahipleriyle tanışma ve görüşme fırsatı bulduk. Burak Hoca’ma (ben ona böyle hitap ediyorum, benim annem babam da emekli öğretmendir) buradan bir kez daha teşekkür etmek istiyorum.

etohumKişisel bir blog tutmaya karar vermemde etohum’un katkısı olduğunu blogumun henüz ilk yazısında belirtmiştim. Bu yazı ile bir hatırlatma yapmış olayım, bu linkini verdiğim yazıyı yazdığımda henüz ortada ortaklık adına bir sözcük bile konuşulmamıştı. Fakat elinizde adamakıllı bir projeniz varsa, çalışıyorsanız, üretiyorsanız, ve yeni bağlantılar için imkanınız da varsa işinizi büyütmek kolaylaşıyor. İşinizi iyi yapmak, kime fayda sağlayabileceğinizi bilmek, ve onlara ulaşabilmek çok önemli.