İnternet odağından uzaklaşmadan, sektördeki gelişmeler, kullanmaktan keyif aldığım servisler ve edindiğim deneyimler çerçevesinde yazdığım kişisel blogumu keyifle okursunuz umarım...

RSS Linkedin Xing Facebook Hakkimda Twitter

Gözlem’ kategorisi arşivi

Social Media World Forum gün 1 biterken son bir oturuma katıldım, ve beklemediğim kadar iyi bir sohbet ve şaşırtıcı bilgiler ile karşılaştım. Katılımcılar bir sosyal oyun reklam networku olan Adknowledge, sosyal oyun pazarına giren Sega ve sosyal oyun pazarlaması üzerine çalışan bir uzak doğulu girişimciydi. Aldığım notlardan birkaç tanesini paylaşmak istiyorum:

  • Adknowledge birçok farklı platformlar üzerinden online oyunlara ödeme seçenekleri ve reklam alanları sağlıyor. Facebook üzerinden yayın yapan firmalar en büyük müşterileri, ve neredeyse yüzde 50 facebook üzerinden çalışıyorlar. Facebook yayıncılarına geçen sene 100 milyon dolardan fazla ödeme yapmışlar.
  • İnternet kullanıcıları online olarak sosyal ağlarda geçirdiği vaktin %60-%70 kadarında oyun oynuyormuş.
  • Eğer bir marka sosyal oyunların içerisinde yer almak istiyorsa reklam yapmak için kullanıcının işini zorlaştırmamalı, bilakis oyunun içerisinde kullanıcıya yardım etmeli.
  • Bir oyunda patates üreticisi olan oyuncuya ek özellik olarak bu patatesleri Lay’s cipsine çevirme hakkı vermişler, ve Lay’s cips üretenler ek puanlar kazanmış. İnanılmaz başarılı bir kampanya olmuş.
  • Facebook kredi sistemi birçok farklı sistemin arasında güvenilirliği ve yaygınlığı ile öne çıkıyor.
  • Sosyal oyunların yaşam süresi 6 haftadan 5 aya kadar değişiklik gösteriyor ve gün geçtikçe artıyormuş.
  • Kullanıcılar eğlence ve komedi istiyorlar. İnternette geçirdikleri neredeyse her anda eğlenmeliler. Theme Hospital’dan esinlenerek hayata geçirdikleri Medical Mayhem adlı oyunda kullanıcıların birbirlerine Viagra göndermesini sağlamışlar, çok tutmuş. Sosyal oyunun temelinde kullanıcıların birbirleriyle eğlenmesi ve paylaşımı yatıyor.

Oturum kapanırken yorumları alınan katılımcılar sosyal oyun pazarının birkaç seneye offline oyun pazarından fazla olacağı yorumunu yaptılar. Bu etkileyici istatistikler de bunu gösteriyor. Şöyle bir düşündüğümde internetin henüz gelişmediği zamanlarda sıkı bir bilgisayar kullanıcısı olarak oynadığım oyunlara arkadaşlarımı da katmak istediğimi hatırlıyorum. Ülkemizde sosyal oyun pazarı üzerine yatırım yapılması ve yoğun olarak yerel projeler geliştirilmesi gerektiğine inanıyorum.

Öğlenden beri Social Media World Forum‘daki fuar alanını geziyorum ve sosyal medya pazarlaması & PR’ı üzerine çalışan birçok farklı uluslararası firmanın iş geliştirme yetkilileri ve kurucuları ile yüz yüze görüşme imkanı buldum. Etkinliğin ve günümüzün gelişmekte olan konu başlıkları olarak mobil uygulamalar dikkat çekiyor, fakat bu pazar hala gelişme aşamasında. Asıl dikkatimi çeken ise “branded community” yani markaya özel komünite kurulumu ve işletmesi sunan firmalar ile markalara özel video platformları/yayılımı sağlayan firmaların çokluğu oldu.

Bu iki konuda çalışan ve organizasyonda aktif olarak tanıtımların sürdüren firmaların bazıları TV Genius, VPype, Comment TechnologiesHuzu ve Brightcove.

Comment Tech ve Huzu birbirlerine benzer iki firma, ve markalara/kurumlara özel sosyal ağ servisi sunuyorlar. Aynı servisi veren ve küresel pazara hitap eden Ning, Grou.ps, Mixxt gibi yakından tanıdığımız firmalar ile rekabet ediyorlar ve sosyal ağ platformunun kurulumundan tasarımına ve sonrasında içerik yönetimi ve pazarlamasına kadar komple hizmet paketleri sunuyorlar.

VPype markaların takipçileri ile Facebook üzerinden canlı iletişim kurabilmelerini sağlıyor. Facebook üzerinden canlı video yayını sunuyorlar ve mottoları da “Go Social. Go Video. Go Vpype.” İncelemeye değer bir servis.

Brightcove ve TV Genius ise video teknolojisini sosyal medya ile birleştirip kendi platformları üzerinden servis sunan, B2B çalışan iki firma. Social Media World Forum’un ana sponsorları arasındalar ve etkinlikte agresif bir tanıtım stratejisi izliyorlar.

Sosyal medya pazarlamasının halen yükselişte olduğu günümüzde pazarın ne yönde geliştiğini ilerlemek için bu tür etkinliklerde ön plana çıkan firmaların iş modellerini incelemenin yararlı olacağı görüşündeyim.

ofansif logoBirkaç ay önce sessiz sedasız bir şekilde hayata geçmiş olan futbol sosyal ağı & platformu Ofansif, Türkiye internetinde son zamanlarda beni heyecanlandıran birkaç projeden bir tanesi oldu. Uzun zamandır söylüyordum, bu kadar fazla futbolseverin yaşadığı bir ülkede neden taraftarlara yönelik bir sosyal ağ yok? diye. Vakit bulsam kendim bir şekilde futbol/spor bazlı bir projenin içerisinde olmak istiyordum. Çok yüksek bütçelere sahip olan futbol takımlarına bir şekilde ucu dokunacak olan bir projenin sonsuz ticari potansiyeli ve açılımı olduğuna inanıyorum. Sonunda birileri sesimi duydu sanırım.

Siteyi keşfettikten sonra biraz inceledim ve arkasında yetkin bir ekip olduğunu tahmin ettim. Güncel maç verilerinin kullanımından arkada komple bir futbolcu/takım veritabanı olmasına ve sistemin yazılışından farklı servislerle entegrasyonlara kadar çok ayrıntılı ve profesyonel bir iş çıkartılmıştı. Dün akşam Ofansif’in kurucuları ile tanışma ve sohbet etme şansına sahip oldum. (Murat Kahraman‘a çok teşekkürler.) Ve projenin çıkış öyküsünü, geleceğe yönelik planlarını dinledim.

Ofansif ekibinin kafasındaki format “mainstream” bir futbol platformu ve sosyal ağından çok öte: Taraftarlara hitap eden, futbol kültürünü geliştiren, futbolseverlerin kendilerini göstermelerini ve ifade etmelerini sağlayacak bir oluşum yaratmak istiyorlar. Site için halihazırda yayın yapan futbol konseptli haber siteleri ve futbolla bağlantılı yazılı/online yayınlarda bulunmayan özellikler geliştiriliyor. İstanbul dışı futbol takımlarının taraftarlarına kendilerini ifade olanağı sağlamak da misyonları içerisinde heyecan duydukları ayrıntılardan bir tanesi.

Zamanla çok ses getireceğini ve hem kullanım tecrübesi & yaygınlığı hem de ticari anlamda bir başarı hikayesi olacağını düşündüğüm bu siteye henüz göz atmadıysanız sizi buraya alalım.

Ne zaman adam oluruz?

nezamanadamoluruzFatih Altaylı Twitter kullanmaya başlamış. Neler yazıyor diye bir göz attım. Köşesinde sorduğu “Ne zaman adam oluruz?” sorusunu yöneltmeye devam ediyor ve kendince cevaplar veriyor. Şu anda 420 takipçisi var ve hiç kimseyi takip etmiyor. Ben de aynı soruyu sorup cevaplamak istiyorum:

Ne zaman adam oluruz?

Kendimiz yazdığımız kadar başkalarını da dinlediğimiz zaman.

Saygılar.

Takip etme ve takip edilme algoritmam

social-media-addiction1-255x300Özer (wrzl) blogunda twitter/friendfeed ve benzeri araçlar üzerinden sosyalleşmek ve takip edilmek üzerine güzel bir yazı yazmış. Ben de bu konuda bir şeyler karalamak istiyordum, güzel bir fırsat oldu. Birkaç yakın arkadaşıma daha önce bahsetmiş olduğum takip etme ve edilme algoritmamı (!) açıklıyorum:

Bence internet üzerinden sosyalleşme araçları ikinci dereceden iletişim araçları olduğu için yüz yüze iletişim kurmuş olduğum herkes beni internet üzerinden takip etme hakkına sahip. Ve yüz yüze tanışmış olduğum birisi beni takibe alırsa onu ben de mutlaka takip listeme ekliyorum. Paylaştıkları ilgimi çekmiyorsa eğer ana listeme almıyorum, ikinci listeme ekliyorum. Fakat mutlaka ekliyorum, çünkü bunu “seni tanıyorum ve varlığının farkındayım, bana doğrudan mesaj atabilirsin, ve internet üzerinden ulaşabilirsin” şeklinde bir mesaj olarak görüyorum. Ayrıca arada bir takip listemi kontrol edip etrafımdaki insanların neler yaptığına bir bakıyorum. Eğer sizinle tanışmışsak ve sizi takip listeme eklememişsem o an denk gelmemiş olabilir. Veya fotoğrafınızdan, isminizden çıkartamamış olabilirim :)

Birisi ile yüz yüze tanışıyorsak, ve onu takip etmeme rağmen beni takip listesine almıyorsa, bu hareketi pek samimi bulmuyorum. Bir psikolog belki bu konuda daha yetkin bir açıklama yapabilir, bir çeşit ego problemi midir acaba bu? Benim naçizane fikrim bu yönde. Paylaştıklarımı beğenmiyorsan bile nezaketen eklersin, ikinci listeye koyarsın beni. Yanlış mı düşünüyorum? Arada bir listemi kontrol edip tanıştığım ve takibe aldığım, fakat beni takip etmek istemeyenleri listemden çıkartıyorum.

Bunun dışında internet üzerinde güzel paylaşımlarda bulunan kişileri tanımasam da listeme ekliyorum. Güncel etkinlikler, müzik, sanat, ve internet sektörüyle ilgili paylaşımlar ilgimi çekiyor.

Ben de kendi özel hayatım, katıldığım etkinlikler, seyahatlerim, internet ve iş dünyasıyla ilgili ilgimi çekenler, ve kişisel projelerimi paylaşıyorum.

Sizin takip etme-edilme kriterleriniz neler?

200135681-0013 G başlamadan yazayım dedim, yakında bu yazıda anlattıklarım o kadar da önemli gelmeyebilir. Gerçi Wi-Fi ile 3G’yi bir tutmamak lazım. Neyse, başlıkta yazdığım konularda birkaç maruzatım olacak:

Starbucks’ların sevdiğim iki özelliği var; bir tanesi ücretsiz internet bağlantısı, diğeri de oturduğunuzda kimsenin sizden zorla sipariş almaması. Birisini beklerken, boş vaktim olduğunda civarda bir Starbucks varsa oturuyorum, yanımda notebookum varsa onunla, yoksa iPhone ile internet kullanıyorum. İşim varsa işimi kaçırmıyorum, en azından üç beş satır bir şeyler okuyorum. Cebimden de beş kuruş çıkmıyor. Bu süreçte canım isterse bir kahve veya sandviç de satın alıyorum tabii ki. Bu da Starbucks’ın kazancı oluyor.

Almanya’da yaşarken özellikle ufak şehirlerde “internet bağlantısı bulunan” cafe aradığımı ve kolay kolay bulamadığımı biliyorum. Yurt dışında kaldığım otellerde de internet bağlantısını kullanmak genelde fahiş fiyatlara satılıyordu.En büyük hayal kırıklığını ise 2006 senesinde ilk defa Almanya’da yüksek hızlı trene bindiğimde yaşamıştım: 90 euroluk fahiş fiyatına rağmen Köln-Berlin arası bindiğim ICE treninde internet bağlantısı yoktu. (Geçen sene bu hizmeti sunmaya başladılar.)

Türkiye’de ise genelde çok ucuz fiyata hatta çoğunlukla bedavaya internet kullanabiliyorsunuz birçok mekanda. En azından bu durum İstanbul için geçerli. Bu şehrin sevdiğim özelliklerinden bir tanesi. Hatta şehrin en sevdiğim internet bağlantısı (!) da Beyoğlu Belediyesi’nin İstiklal Caddesi üzerinde sunduğu bağlantı. İstiklal’de bir köşe başında beklerken bile e-maillerimi kontrol edebiliyorum. İzmit-İstanbul arası ayda yılda bir bindiğim otobüslerde de mobil internet bağlantısı mevcut. Bir saatlik yolculuk şıp diye geçiyor. Bu sayede İzmit’e gidip ailemi ziyaret etme sayımın arttığını bile söyleyebilirim. Ücretsiz internet-> sıkıcı olmayan yolculuk-> memnun müşteri -> daha çok bilet satışı.

Bunlar çok küçük ayrıntılar, fakat internet artık hayatımızda o kadar büyük bir yer kaplıyor ki “ummadığın yerde Wi-Fi bağlantısına rastlamak” büyük bir keyfe dönüşüyor.

sultanasoundİnternet üzerinde “halkla ilişkiler” kurmaya çalışan ünlülerin sayısı her geçen gün artıyor. Hatta bu ay Digital Age‘in de kapak konusu buydu. Halkla ilişkiler diyorum çünkü çoğunun yazdıkları mesajlardan takip ettikleri kişilere kadar promosyon amaçlı davrandıkları belli oluyor. Seçimler sırasında Sarıgül ve Kılıçdaroğlu’nun Twitter kullanmalarından fakat bunu pek de beceremediklerinden bahsetmiştim. Aynı sorunu sanatçılar da yaşıyor. İnternette daha fazla yer almaya başlamaları güzel, fakat nasıl iletişim kuracaklarını birilerinden öğrenmeleri gerekiyor. Hayranlarıyla bire bir paylaşımda bulunmadıkları, onlara hitap etmedikleri sürece kimse onları takip etmeyecektir, bunu iyi bilmeleri lazım.

Sertab Erener bu işi çok güzel başarıyor, arkasında Özgür Alaz‘ın olduğunu biliyorum. Özgür sağolsun konuyla ilgili sorularıma samimiyetle yanıt verdi, o da benim gibi düşünüyor: Sertab’ın bu işi çok yatkın olmasından, yenilikçi bir karakteri olmasından başka, takipçileriyle bire bir iletişim kurması, özel hayatından parçalar göstermesi, yaptığı işten kesitler sunması ona sıkı bir takipçi kitlesi kazandırdı internet üzerinde. Ek olarak enteresan bir bilgi: Sırf Sertab’ı takip etmek için Twitter’a üye olan azımsanmayacak bir kitle varmış.

Bunlar nereden mi aklıma geldi? Sultana beni (?) Twitter’da takibe almış. Kendi kitlesini Twitter’a taşısa daha başarılı olur bence. Fan gruplarından kişisel web sayfasına kadar birçok yerden bu iletişimi sağlayabilir.

Son olarak, ben de bu işe heves ettim, ve bir sorum var. Sizce Türkiye’den hangi ünlü FriendFeed’de, Twitter’da yer alsa güzel olurdu?

water-filterSık kullandığımız sosyal ağlara üye olan kişi sayısı arttıkça ve “arkadaş” listemiz büyüdükçe önümüze incelememiz için sunulan bilgi yığını da şişiyor. Ağımızdaki herkesin bu siteleri bizim kullanılmasını istediğimiz şekilde kullanması imkansız, kimisi eğlence amaçlı kullanırken kimisi o anda ne yaptığını yazıyor, yaptığı işi duyurmak için kullanan profesyonellerin sayısı da az değil.

İnsan psikolojisi değişkenlik gösteriyor, en azından ben gündüz vakitleri interneti yoğun olarak iş amaçlı kullanırken ve internet sektöründen çevremdeki insanların yaptığı profesyonel paylaşımları takip ederken akşam üstü olduğunda daha çok yakın arkadaşlarımın neler yaptığını, önümüzdeki günlerde hangi konser veya aktivite olduğunu incelemeyi yeğliyorum.

En popüler sosyal medya araçlarından Facebook ve Friendfeed son arayüz güncellemelerinde filtreleme araçlarını ön plana çıkardı. Facebook arkadaş listenizi çoklu gruplara ayırıp güncellemeleri de bu filtrele göre takip edebiliyorsunuz, keza Friendfeed için de odalar ve gruplar oluşturabiliyorsunuz. Örneğin benim facebook’ta bir yakın arkadaşlarımı içeren grubum, bir tane profesyonelleri/iş arkadaşlarını içeren grubum, bir tane de sıksıkla aktivitelere/konserlere katılan hipster (!) grubum var. Böylece o sırada hangi kanaldan bilgi toplamak istiyorsam o kısmın paylaşımlarına kısa sürede ulaşıyorum, aradan cımbızla toplamam gerekmiyor. Biraz vaktinizi ayırıp bu filtrelemeleri yapmanızı tavsiye ederim.

Twitter için de üçüncü parti uygulamaları kullanarak filtreleme yapabiliyorsunuz. Ben bunun için TweetDeck kullandım. Yakında Twitter’ın da filtreleme araçlarını bünyesine, en azından web arayüzüne katacağını tahmin ediyorum.

Sosyal medya filtrelemesi ile ilgili çeşitli araçlar edinmek ve ayrıntılı bir yazı okumak isterseniz şuraya göz atabilirsiniz.