İnternet odağından uzaklaşmadan, sektördeki gelişmeler, kullanmaktan keyif aldığım servisler ve edindiğim deneyimler çerçevesinde yazdığım kişisel blogumu keyifle okursunuz umarım...

Bu yazım Marketing Türkiye dergisi Interaktif Pazarlama ekinde 15 Şubat 2011 tarihinde yayımlanmıştır.
Beyrut’ta, ‘La Tabhka’da, Omar Christidis ile buluşuyoruz. Genç, dinamik bir adam. Yerinde duramıyor, enerji fazlası var. Varlıklı bir Arap ailesinin veliahtı, Yale Üniversitesi’nde ekonomi ve işletme okumuş. Bir sure finans üzerine çalıştıktan sonra, bir buçuk sene once Beyrut’a dönerek ‘Orta Doğu dijital sektörünü bir araya getirme’ misyonu ile kolları sıvamış. Lübnan’da, Ürdün’de ve çevre ülkelerde internet kullanımı hızla artarken son birkaç sene içerisinde dijital pazarlama ve sosyal medya iletişimi hiç olmadığı kadar gündemde.
Geçtiğimiz sene ‘Arabnet’i tesadüfen keşfetmiştim: Netlog’un Orta Doğu iş geliştirme sorumlusu Timothy Bataille Beyrut’ta geçtiğimiz sene ilk defa organize edilmiş olan bu dijital medya etkinliğine konuşmacı olarak katılmış, fotoğraflarını facebook’tan paylaşmıştı. Sonrasında yüz yüze görüştüğümüzde ona izlenimlerini sorduğumda, oldukça enteresan bilgiler vermişti. Sık sık Dubai’ye gidip gelen ve orada iş geliştiren bir Avrupalı olarak, Arap ülkelerinde dijital sektörde iş geliştirmenin ne kadar uzun sürdüğünden, fakat pazarın son derece kazançlı olduğundan, ve kalifiye iş çıkartan insan gücü ve hatta ajans-ürün eksikliğinden bahsetmişti. İnternet kullanım oranlarının yükselmesi ve mecra-ajans satın almalarının başlaması, bize coğrafi olarak yakın olan bu pazarı keşfetmek ve takip etmek için enteresan bir dürtü oluşturdu. Lübnan, Beyrut’a Dekatlon Buzz’dan ortaklarım ile birlikte seyahat ederek Arabnet hakkında ayrıntılı bilgi edinme, birkaç dijital ajansı ziyaret etme ve farklı konseptlerde iş geliştiren kişilerle bir araya gelme ve hikayelerini birinci ağızdan dinleme fırsatı yakaladık.
Orta Doğu ülkelerinin ortak özellikleri Arapça konuşmaları ve bu coğrafyada iş geliştirenler kendi ülkeleriyle sınırlı kalmıyorlar, projelerini veya hizmetlerini çevre ülkelere mutlaka ulaştırıyorlar. 22 ülkede yaklaşık 300 milyon kişi Arapça konuşuyor. Dubai’nin yanı sıra kozmopolit ortamı ve hareketli reklam sektörü ile Lübnan, ve merkezi konumuna ek olarak Orta Doğu’nun ilk büyük dijital satınalmalarına ev sahipliği yapan Mısır (bu aralar sıklıkla sansür ve kapatmalar ile anılıyorlar) ve Ürdün, bölgede dijital liderler olarak göze çarpıyorlar. 2008 ortasında Vodafone Mısır’ın network ajans Sarmady’yi satın alması gözleri bölge üzerine doğrulturken bir sene sonra, 2009 ortasında Yahoo!’nun Ürdün kökenli Maktoob.com u 85 milyon dolara satın alması bölgede dijital yayıncılığa olan ilgiyi kat kat arttırmış ve bölge ufak bir startup üssü haline gelmiş. Bir sene içerisinde online reklam harcaması yüzde 35 artış göstermiş.
Beyrut’a bizi davet eden kişi, Londra’da tanışmış olduğum Wixel Studios’un sahibi Ziad Feghali oldu. Ziad’ın öyküsü çok enteresan: Lübnan’ın nadir motion graphic/3d stüdyolarından Wixel’i kurduktan sonra, ilk bir iki sene satabildikleri işler sadece siyaset ve savaş odaklı oluyor. Lübnan’ın karışık siyasi hayatı ve bölgede yaşanmış olan iç savaş sonrası siyasi partiler interneti ve oyunları propagandalarında kullanıyorlar, Wixel de ilk bütçelerini bu yolla kazanıyor. ‘Douma’ oyunu Lübnan’lı siyasi liderleri birbirleriyle savaştırırken, ‘Gaza Shield’ oyuncuyu düşman bombalarından koruyor. Son birkaç senede siyasi atmosferin normalleşmesi ile birlikte Wixel de ‘savaş bitti’ diyor ve farklı markalar için advergame’ler üretmeye başlıyor: Popüler bira markası Almaza flash oyunlar ile futbolu sahipleniyor. Önümüzdeki dönemde de Dubai’de Nestle Kit Kat müzesi için touch screen’ler üzerinden çalışan ve çocuklara dengeli beslenmeyi öğreten oyunlar üretiyorlar. Facebook üzerinden çalışacak ilk sosyal oyunlarını şu anda geliştiriyorlar ve 20’den fazla ülkede aynı anda launch etmeyi planlıyorlar.
Feghali bize öncelikle ülkesini tanıtıp şehrini gezdirdikten sonra bizi Arabnet’in organizatörü Omar Christidis ile tanıştırıyor. Christidis, Orta Doğu’da sosyal medya üzerinde iş geliştiren birçok şahıs ve firma olduğunun farkına varmış ve onları bir araya getirecek bir networker platformun eksikliğini görmüş. Bu boşluğu doldurmak için bir buçuk sene önce Amerika’dan kesin dönüş yaparak Beyrut’a yerleşmiş.
Bizimle buluştuğunda ayağının tozuyla iki haftalık bir “roadshow”u tamamlamıştı. İlk olarak geçtiğimiz sene Arabnet’in birinci ayağını organize eden Christidis, beklediğinin çok çok üzerinde bir ilgi ile karşılaşmış. Bunun üzerine farklı Arap ülkelerinde girişimcilerle yatırımcıları bir araya getiren turlar ve workshop’lar düzenlemeye karar vermiş. Güçlü bölgesel bankaların ve Google’ın desteğiyle 1500’den fazla kişiyi uluslararası workshop’larda bir araya getirmiş. Damascus, Amman, Jeddah, Kahire gibi şehirleri birer birer ziyaret etmişler ve roadshow’un finalini Dubai Internet City’de 300’den fazla katılımcı ile geniş kapsamlı bir konferansta yapmışlar.
Arabnet organizasyonunun ikincisi bu sene 22-25 Mart tarihleri arasında yine Lübnan, Beyrut’ta düzenlenecek. Geçtiğimiz sene sadece 1 günlük olarak düzenlenen etkinlikler bu sene 4 güne çıkartılmış. Organizasyonun arkasında 18 tane bölgesel firmanın sponsorluğu bulunuyor.
Bütün bu gelişmeler çok heyecan verici, peki bölgede dijital sektör ile ilgili olan bitenleri evimizden nasıl takip ederiz diye sorduğumuzda karşımıza iki önemli blog çıkıyor: StartupArabai ve ArabCrunch. Bu blogların ikincisi ismiyle yüzümüze hafif bir gülümseme yerleştirse de güncel ve zengin içeriği ile göz dolduruyor.
Peki ya dijital reklamcılık sokaklara yansıyor mu diye sorduğumuzda ufak tefek hareketlenmeler görüyoruz. Şehrin doğusundan batısına doğru ilerliyoruz, etraf dev reklam panoları ile dolu. Bunların bazılarında tanıdık bir logo göze çarpıyor: Facebook’un f’si. Özellikle gelişmekte olan inşaat sektörü dijital medyayı outdoor ile birlikte yoğun olarak kullanıyor. Gayrimenkul yatırım ortaklıkları yüksek segmentteki kitleyi sosyal medya üzerinden yakalamaya çalışıyor. Buna ek olarak, yabancı markaların kampanyaları da göze çarpıyor. Huggies, dev binaların üzerinde facebook kampanyasını duyuruyor. Uforyouth platformu ise alışveriş merkezlerinin camlarına spreyle boyanmış bir şekilde gençleri portallarına davet ediyor.
Son zamanlarda Orta Doğu ülkelerinden Türkiye’ye iş geliştirmek için gelen ve Türkiye’deki firmalar ile ortaklıklar yapan şirketler de göze çarpıyor. Çevre ülkelerle vizeler bir bir kalkarken ve karşılıklı ticaret hacmi yükselirken bu gelişmelerin paralel bir şekilde dijital iş geliştirmeye yansımaması şaşırtıcı olurdu. Olan bitenleri göz altında tutmakta fayda var.

Dün Webrazzi Summit‘e katılanlar arasındaydım. Gerçekten başarılı bir etkinlikti, yurt dışından katılanlar da vardı. Emeği geçen herkesi tebrik ederim.
Aldığım bazı notları paylaşmak istiyorum:
facebook oturumunda aldığım bazı notlar:

International Young Interactive Media Entrepreneur UK Tour dahilinde bir haftadır İngiltere ve İskoçya’da birçok büyük firma, startup ve girişimci ile yüz yüze görüşme imkanı bulduk. Bunlar arasından ilgimi çeken bir oturumu paylaşmak istiyorum.
70′li yıllarda dünyanın ilk interaktif oyun uygulamalarını başlatan (FRP – RPG oyunları AD & D ve Warhammer, kendi maceranızı kendiniz yönlendirebildiğiniz Fighting Fantasy kitapları) sonrasında dünyanın en büyük dijital oyun firmalarından EIDOS’un kurucu ekibi arasında yer alıp uzun süre başkanlığını yapan, Tomb Raider ve benzeri birçok başarılı oyunun altında imzası bulunan bir isim olan Ian Livingstone (bkz. wikipedia) ile bir ‘masterclass’ a katıldık.
Ian’ın eğlenceli sunumu, kitaplardan masaüstü oyunlara, sonrasında bilgisayar ve konsol oyunlarına, ve şu anda da sosyal oyunlara yönelmesi ve her alanda inanılmaz başarılı işler çıkartması “interaktif oyun” alanında nerelerden gelip nasıl bir geleceğe doğru ilerlediğimiz konusunda harika bir vizyon kattı bize. Bazı notlarımı paylaşmak istiyorum:
PS: Başlıkta “interaktif oyunların efendisi” tabirini kullanırken “Yüzüklerin Efendisi”ne gönderme yapmak istemiştim. Ian masaüstü RPG oyunlarını ve Warhammer’ı başlatan kişi olduğu için

2
010 boyunca çok yoğun bir gündemim olmasına rağmen uzun zamandır blogumu güncellemek için vakit bulamıyordum. Şu anda Londra’nın merkezinde bir otelin lobisinde “International Young Interactive Media Entrepreneur” ödülleri dünya finalistleri ile birlikte otururken bir şeyler yazmam gerektiğini fark ettim. Bundan 10-11 sene önce internet üzerinde ilk projelerimi geliştirmeye başladığımda aklımdan geçenleri adamakıllı gerçekleştirmiş ve uluslararası alanda ülkemi geliştirdiğim interaktif projeler ile temsil edecek duruma gelmiştim, bunu paylaşma zamanıydı.
İngiliz hükümetinin düzenlediği “Uluslararası Genç İnteraktif Medya Girişimcisi” yarışması 35 yaşını aşmamış ve kendi işini yapan, en azından 3 senedir bu işi başarılı bir şekilde sürdüren kişileri hedefliyor. Kurduğu iş modeli ile kendi ülkesinde fark yaratan ve interaktif iş geliştirme alanında ülkesinde lider konumda bulunan genç iş insanlarını uluslararası arenaya çıkartmak özellikle de İngiliz firmaları ile bir araya getirmek amacını taşıyorlar. Şu ana kadar kısıtlı süre içerisinde Çin, Meksika, Rusya, Slovenya, Letonya gibi birçok ülkeden e-ticaret ve interaktif iş geliştirme üzerine çalışan kişilerle tanışma olanağı buldum.
Bu kapsamda 2005’te bir dot com projesi olarak hayata geçen, 2007’de şirketleştirdiğim ve 2009’da Youth Republic yatırımı ile birlikte gençleri internet, mobil teknolojiler, outdoor gibi her alanda yakalayan 360 derece bir dijital gençlik iletişimi markasına dönüştürdüğüm ortakantin projesi ile Türkiye yarışmasını kazandım ve aynı proje ile 10 gün sürecek dünya finaline katılmaya hak kazandım. Bu final organizasyonu kapsamında İngiltere’de ve İskoçya’da içinde Eidos, Wired gibi dünya markalarının bulunduğu birçok dijital firmayı ziyaret edip kurucuları ile tanışma ve ilerde birlikte iş geliştirme imkanına kavuştuk. Dün akşamki tanışma organizasyonu ile başlayan etkinlikler bugün British Council’in ağırlaması ve yarın da final sunumları ile birlikte devam edecek.
Bu 10 günlük yoğun uluslararası networking sürecinin tamamlanmasının ardından ayrıntılı bir gözlem ve analiz yazısını Marketing Türkiye’de paylaşacağım. Twitter’dan da ufak tefek paylaşımlarda bulunacağım.
Finalde Türkiye adına ödülü kazanabilir miyim merak ediyorum. Diğer finalistlerin ne kadar tecrübeli olduklarını bilmediğim için bu konuda bir öngörüde bulunamıyorum. Tek bildiğim teknoloji alanında dünya çapında ödüller almaya ve katılımlarda bulunmaya başlamak işini doğru yaptığının kanıtıdır. Türkiye’de kısıtlı bir bilgi birikimi ve rekabet içeren henüz adamakıllı gelişmemiş bir sektör içerisinde bir şeyler başarmak güzel, fakat rekabetüstü bir alanda bunu başarmak asıl hedeflememiz gereken olmalı. Almanya’da yaşar ve çalışırken de bunları düşünüyordum, şimdi Türkiye’de yaşar ve çalışırken kendi ülkemde geliştirdiğim projeler ile uluslarası arenaya bir köprü vazifesi görebilirsem ne mutlu bana.

Bu akşam Taksim’de Ghetto’da mor ve ötesi‘nin yeni albümü ‘MASUMİYETİN ZİYAN OLMAZ‘ın lansman partisine katılacağız. Grup albümün çıkışını internetin viral etkisini kullanan güzel bir sosyal medya kampanyası ile duyurdu. www.masumiyetinziyanolmaz.com adresindeki mikrositeye giren kişiler grubun yeni albümünden parçaları dinleme şansını yakaladılar. Can alıcı olan kısım albümün çıktığını facebook ve Twitter’dan paylaşanlara ödül dağıtan sosyal medya kampanyasıydı. Bu kampanya için hiç reklam bütçesi harcamamış olmamıza rağmen albümün çıktığını 15 gün içerisinde yaklaşık 10 bin kişi facebook’tan, yüzlerce kişi de Twitter’dan paylaştı. Kampanyayı sosyal medya iletişim ajansımız Dekatlon Buzz organize etti.
Bu yapılan paylaşımlar albümün çıkışını dinleyicileri arasında yaydı. Arkadaşının yaptığı paylaşımı gören kişiler siteye girip şarkıları dinlediler ve kampanyaya katılmak için onlar da kendi arkadaşlarıyla albümün çıkışını paylaştılar. Bu şekilde kısa sürede yaklaşık 50.000 kişiyi mikrositeye çektik.
Albüm dün piyasaya sürüldü ve ben de şarkıların tamamını bu akşam konserde dinleme fırsatı bulacağım:) Herkesi Ghetto’ya bekleriz.

Geçtiğimiz sene Paris’te katıldığım LeWeb organizasyonunda Tuğçe Ergül ile tanışmıştım, etkinliğe Türkiye’den katılmış birkaç kişiden birisiydi. Üniversiteyi Paris’te bitirmiş ve yatırım bankacılığı üzerine çalışmıştı. Startup Weekend organizatörü ile orada bire bir tanışma fırsatı bulup bu etkinliği Türkiye’de gerçekleştirmek için kolları sıvamıştı. Sonunda etkinlik kesinleşti ve başvurular başladı. Geri kalan ayrıntıları Timeout’ta çıkan haberden alıntılıyorum:
Girişimcileri, yöneticileri, pazarlamacıları, tasarımcıları, yeni bir şirket kurmayı arzu edenleri bir araya getiren 54 saat süreli, iş fikri yarışması olan Startup Weekend, İstanbul’da ilk kez 16-18 Nisan tarihlerinde gerçekleşiyor. Startup Weekend’e başvurmak için son gün 1 Nisan 2010.
Tam olarak nedir?
Startup Weekend (Sıfırdan Şirket Kurma Hafta Sonu), katılımcıların gruplar halinde çalışarak parlak bir iş fikrini 54 saatlik bir süre içinde şirketleşme aşamasına getirdikleri bir girişimcilik yarışması.
Startup Weekend’e kimler başvurabilir?
Startup Weekend’e parlak bir iş fikri olan, başkalarının fikirlerini geliştirmek isteyen, yatırımcılarla ve diğer girişimcilerle tanışmak isteyen, Startup Weekend ortamını canlı deneyimlemek isteyen, kısacası girişimci bir ruha sahip olduğunu düşünen herkes başvurabilir.
Katılmak için ne lazım?
Başvurular için son gün 1 Nisan 2010; başvuruların kabul edildiği adres ise http://istanbul.startupweekend.org. Toplam 200 katılımcının yarışabileceği etkinlik için Özyeğin Üniversitesi’nde toplanan başvurular, üniversite tarafından belirlenecek.
Yarışmacıları nasıl bir hafta sonu bekliyor?
Cuma akşamüstü başlayan yarışma, pazar akşamına kadar kesintisiz devam edecek. Katılımcılar, başvurular sırasında seçilen 40-45 tane fikir arasından en iyi 10-15 fikri, cuma akşamı oyluyorlar. Fikirler belirlendikten sonra, katılımcılar kiminle ve hangi fikir üzerinde çalışmak istediklerine karar vererek grupları oluşturuyorlar. Oluşan gruplar pazar akşamına kadar fikirlerini şirketleşme yolunda geliştiriyorlar. Pazar akşamı başarılı girişimcilerden oluşan jüri, yapılan sunumların ardından ilk üçe girenleri seçiyor.
Microsoft İstanbul ofisinde düzenlenecek haftasonunda gruplara destek olmak üzere başarılı girişimcilerden seçilen mentorlar ve konuk konuşmacılar yarışmacılarla kendi deneyimlerini paylaşacaklar. Ayrıca katılımcıların ara ara yarışma havasından çıkıp rahatlayabilmesi için bazı sürpriz etkinlikler de düzenlenecek.
Kazanan fikirler hayata geçecek mi?
Startup Weekend’i kazanan takımlara yatırım sözü verilmiyor; ancak geçmiş yarışmaları kazanıp yatırımcılar tarafından desteklenen çok sayıda proje var. Startup Weekend Istanbul’da da Türk ve Amerikalı yatırımcılar bulunacak ve seçilen fikirler Amerika’daki yatırımcılara Startup Weekend aracılığıyla duyurulacak.
Startup Weekend hakkında
Andrew Hyde tarafından 2007 yılında hayata geçirilen Startup Weekend katılımcıların gruplar halinde çalışarak parlak bir iş fikrini şirketleşme aşamasına getirdikleri 54 saatlik bir girişimcilik yarışması. Yarışma 54 saat süresince kesintisiz devam ediyor ve hafta sonunun bitiminde seçkin bir jüri tarafından en başarılı şirket fikirleri ödüllendiriliyor. Startup Weekend bugüne kadar 12 ülkede ve 52 şehirde gerçekleştirildi ve yarışma 200’ü aşkın şirketin kurulmasına önayak oldu.

Social Media World Forum gün 1 biterken son bir oturuma katıldım, ve beklemediğim kadar iyi bir sohbet ve şaşırtıcı bilgiler ile karşılaştım. Katılımcılar bir sosyal oyun reklam networku olan Adknowledge, sosyal oyun pazarına giren Sega ve sosyal oyun pazarlaması üzerine çalışan bir uzak doğulu girişimciydi. Aldığım notlardan birkaç tanesini paylaşmak istiyorum:
Oturum kapanırken yorumları alınan katılımcılar sosyal oyun pazarının birkaç seneye offline oyun pazarından fazla olacağı yorumunu yaptılar. Bu etkileyici istatistikler de bunu gösteriyor. Şöyle bir düşündüğümde internetin henüz gelişmediği zamanlarda sıkı bir bilgisayar kullanıcısı olarak oynadığım oyunlara arkadaşlarımı da katmak istediğimi hatırlıyorum. Ülkemizde sosyal oyun pazarı üzerine yatırım yapılması ve yoğun olarak yerel projeler geliştirilmesi gerektiğine inanıyorum.

Öğlenden beri Social Media World Forum‘daki fuar alanını geziyorum ve sosyal medya pazarlaması & PR’ı üzerine çalışan birçok farklı uluslararası firmanın iş geliştirme yetkilileri ve kurucuları ile yüz yüze görüşme imkanı buldum. Etkinliğin ve günümüzün gelişmekte olan konu başlıkları olarak mobil uygulamalar dikkat çekiyor, fakat bu pazar hala gelişme aşamasında. Asıl dikkatimi çeken ise “branded community” yani markaya özel komünite kurulumu ve işletmesi sunan firmalar ile markalara özel video platformları/yayılımı sağlayan firmaların çokluğu oldu.
Bu iki konuda çalışan ve organizasyonda aktif olarak tanıtımların sürdüren firmaların bazıları TV Genius, VPype, Comment Technologies, Huzu ve Brightcove.
Comment Tech ve Huzu birbirlerine benzer iki firma, ve markalara/kurumlara özel sosyal ağ servisi sunuyorlar. Aynı servisi veren ve küresel pazara hitap eden Ning, Grou.ps, Mixxt gibi yakından tanıdığımız firmalar ile rekabet ediyorlar ve sosyal ağ platformunun kurulumundan tasarımına ve sonrasında içerik yönetimi ve pazarlamasına kadar komple hizmet paketleri sunuyorlar.
VPype markaların takipçileri ile Facebook üzerinden canlı iletişim kurabilmelerini sağlıyor. Facebook üzerinden canlı video yayını sunuyorlar ve mottoları da “Go Social. Go Video. Go Vpype.” İncelemeye değer bir servis.
Brightcove ve TV Genius ise video teknolojisini sosyal medya ile birleştirip kendi platformları üzerinden servis sunan, B2B çalışan iki firma. Social Media World Forum’un ana sponsorları arasındalar ve etkinlikte agresif bir tanıtım stratejisi izliyorlar.
Sosyal medya pazarlamasının halen yükselişte olduğu günümüzde pazarın ne yönde geliştiğini ilerlemek için bu tür etkinliklerde ön plana çıkan firmaların iş modellerini incelemenin yararlı olacağı görüşündeyim.
