İnternet odağından uzaklaşmadan, sektördeki gelişmeler, kullanmaktan keyif aldığım servisler ve edindiğim deneyimler çerçevesinde yazdığım kişisel blogumu keyifle okursunuz umarım...

RSS Linkedin Xing Facebook Hakkimda Twitter

Etkinlik’ kategorisi arşivi

Dünyanın perakende ve mağazacılık alanında lider bağımsız uluslararası pazarlama iletişimi grubu ALTAVIA, Türkiye’de bulunan iki şirketini ‘Altavia Dekatlon’ markalaması ile bir araya getirdi.

Perakende sektörüne özel çözümler sunan ve baskı yönetimi konusunda uzman Altavia Türkiye ile interaktif pazarlama ve yaratıcı prodüksiyon şirketi Dekatlon Buzz müşterilerine Koşuyolu’nda tek bir çatı altında, entegre yönetim kadrosu ve ortak ekip yapılanması ile servis vermeye başladı. Altavia Dekatlon konumlanma olarak tam hizmet ajans modelini benimsiyor, Altavia uluslararası ağından edindiği perakende ve mağazacılık sektörüne özel yenilikçi iş modellerini Türkiye’de uyguluyor, ek olarak yaratıcı prodüksiyon, pazarlama iletişimi danışmanlığı, baskı yönetimi ve dijital iletişim alanlarında hizmet veriyor.

Altavia grubunun Dekatlon Buzz’ın çoğunluk hisselerini satın aldığı haberi ocak ayında duyurulmuştu. Altı aydan uzun süredir Dekatlon yönetiminin ve ekibinin Altavia grubuna entegrasyon çalışmaları hızlı ve detaylı bir şekilde sürüyordu. Paris’te bulunan merkez ofisle ağırlıklı olarak planlanan yapılanmalarda, Dekatlon yöneticileri Altavia uluslararası yönetim kurulunda yer alıp global dijital dönüşüm komitesinde de aktif rollerine başladılar. Dekatlon’un sunduğu yaratıcı prodüksiyon ve dijital iletişim ağırlıklı hizmetlerin gruba tanıtımı ve entegrasyonu sürecin önemli bir parçası oldu. En son olarak, Altavia grubunun uluslararası dijital semineri haziran ayında İstanbul’da düzenlendi ve Altavia Dekatlon ev sahipliğinde global dijital pazarlama yöneticileri İstanbul’da üç gün süren özel bir organizasyonla ağırlandılar.

Altavia Türkiye ve Dekatlon Buzz müşterileri temmuz ayı ile birlikte tek ve ortak bir ajans yapılanmasından, Altavia Dekatlon’dan hizmet alacaklar ve bu gelişme ile birlikte yeni ajans yapılanmasının tam hizmet modelinden ve global network’ün sunduğu yenilikçi ürün ve hizmet portfolyosundan istifade edecekler.

Altavia Dekatlon yapılanması ile ilgili olarak ajans yönetimi önümüzdeki dönemde detaylı iletişim çalışmaları yapmayı planlıyor. Yaz dönemi bitimi ile birlikte, yeni ve yüksek sezonda Altavia Dekatlon yerel ve uluslararası hizmet modelleri ile ön planda olacak. Ajansın yeni logosu hazırlandı ve kullanıma sunuldu. Şirketin hizmet ve müşteri portföyü ile ilgili olarak detaylı bilgi almak ve ekiple iletişime geçmek için web sayfası altavia-dekatlon.com ziyaret edilebilir.

Altavia Group hakkında
Altavia perakende ve mağazacılık sektörüne özel çözümler sunan lider bağımsız uluslararası şirketler grubudur. 1983 senesinde grubun CEO’su Raphaël Palti tarafından kurulmuştur. İş ortaklarına özel hazırlanan satış aktivasyonları ve pazarlama iletişimi çalışmaları üretmektedir.

Günümüzde satış iletişiminin verimliliği perakende sektöründe uygun kimyayı markaya özel bir metod ile müşterilerle bağ kuracak şekilde yaratmaktan geçmektedir. Bu kimyayı yaratmak için iletişimi devamlı canlı tutmak ve yenilikçiliği asla bırakmamak gerekir.

Altavia grubu 300’ün üzerinde uluslararası perakende şirketine satış aktivasyonlarını geliştirmek için verimli ve yenilikçi çözümler sunmaktadır. 26 ülkede ve 39 şehirde 1500’den fazla çalışanı istihdam eden Altavia, 2016 yılında 700 milyon euro ciro elde etmiştir.

Bu yazım Marketing Türkiye dergisi Interaktif Pazarlama ekinde 15 Şubat 2011 tarihinde yayımlanmıştır.

Beyrut’ta, ‘La Tabhka’da, Omar Christidis ile buluşuyoruz. Genç, dinamik bir adam. Yerinde duramıyor, enerji fazlası var. Varlıklı bir Arap ailesinin veliahtı, Yale Üniversitesi’nde ekonomi ve işletme okumuş. Bir sure finans üzerine çalıştıktan sonra, bir buçuk sene once Beyrut’a dönerek ‘Orta Doğu dijital sektörünü bir araya getirme’ misyonu ile kolları sıvamış. Lübnan’da, Ürdün’de ve çevre ülkelerde internet kullanımı hızla artarken son birkaç sene içerisinde dijital pazarlama ve sosyal medya iletişimi hiç olmadığı kadar gündemde.

Geçtiğimiz sene ‘Arabnet’i tesadüfen keşfetmiştim: Netlog’un Orta Doğu iş geliştirme sorumlusu Timothy Bataille Beyrut’ta geçtiğimiz sene ilk defa organize edilmiş olan bu dijital medya etkinliğine konuşmacı olarak katılmış, fotoğraflarını facebook’tan paylaşmıştı. Sonrasında yüz yüze görüştüğümüzde ona izlenimlerini sorduğumda, oldukça enteresan bilgiler vermişti. Sık sık Dubai’ye gidip gelen ve orada iş geliştiren bir Avrupalı olarak, Arap ülkelerinde dijital sektörde iş geliştirmenin ne kadar uzun sürdüğünden, fakat pazarın son derece kazançlı olduğundan, ve kalifiye iş çıkartan insan gücü ve hatta ajans-ürün eksikliğinden bahsetmişti. İnternet kullanım oranlarının yükselmesi ve mecra-ajans satın almalarının başlaması, bize coğrafi olarak yakın olan bu pazarı keşfetmek ve takip etmek için enteresan bir dürtü oluşturdu. Lübnan, Beyrut’a Dekatlon Buzz’dan ortaklarım ile birlikte seyahat ederek Arabnet hakkında ayrıntılı bilgi edinme, birkaç dijital ajansı ziyaret etme ve farklı konseptlerde iş geliştiren kişilerle bir araya gelme ve hikayelerini birinci ağızdan dinleme fırsatı yakaladık.

Orta Doğu ülkelerinin ortak özellikleri Arapça konuşmaları ve bu coğrafyada iş geliştirenler kendi ülkeleriyle sınırlı kalmıyorlar, projelerini veya hizmetlerini çevre ülkelere mutlaka ulaştırıyorlar. 22 ülkede yaklaşık 300 milyon kişi Arapça konuşuyor. Dubai’nin yanı sıra kozmopolit ortamı ve hareketli reklam sektörü ile Lübnan, ve merkezi konumuna ek olarak Orta Doğu’nun ilk büyük dijital satınalmalarına ev sahipliği yapan Mısır (bu aralar sıklıkla sansür ve kapatmalar ile anılıyorlar) ve Ürdün, bölgede dijital liderler olarak göze çarpıyorlar. 2008 ortasında Vodafone Mısır’ın network ajans Sarmady’yi satın alması gözleri bölge üzerine doğrulturken bir sene sonra, 2009 ortasında Yahoo!’nun Ürdün kökenli Maktoob.com u 85 milyon dolara satın alması bölgede dijital yayıncılığa olan ilgiyi kat kat arttırmış ve bölge ufak bir startup üssü haline gelmiş. Bir sene içerisinde online reklam harcaması yüzde 35 artış göstermiş.

Beyrut’a bizi davet eden kişi, Londra’da tanışmış olduğum Wixel Studios’un sahibi Ziad Feghali oldu. Ziad’ın öyküsü çok enteresan: Lübnan’ın nadir motion graphic/3d stüdyolarından Wixel’i kurduktan sonra, ilk bir iki sene satabildikleri işler sadece siyaset ve savaş odaklı oluyor. Lübnan’ın karışık siyasi hayatı ve bölgede yaşanmış olan iç savaş sonrası siyasi partiler interneti ve oyunları propagandalarında kullanıyorlar, Wixel de ilk bütçelerini bu yolla kazanıyor. ‘Douma’ oyunu Lübnan’lı siyasi liderleri birbirleriyle savaştırırken, ‘Gaza Shield’ oyuncuyu düşman bombalarından koruyor. Son birkaç senede siyasi atmosferin normalleşmesi ile birlikte Wixel de ‘savaş bitti’ diyor ve farklı markalar için advergame’ler üretmeye başlıyor: Popüler bira markası Almaza flash oyunlar ile futbolu sahipleniyor. Önümüzdeki dönemde de Dubai’de Nestle Kit Kat müzesi için touch screen’ler üzerinden çalışan ve çocuklara dengeli beslenmeyi öğreten oyunlar üretiyorlar. Facebook üzerinden çalışacak ilk sosyal oyunlarını şu anda geliştiriyorlar ve 20’den fazla ülkede aynı anda launch etmeyi planlıyorlar.

Feghali bize öncelikle ülkesini tanıtıp şehrini gezdirdikten sonra bizi Arabnet’in organizatörü Omar Christidis ile tanıştırıyor. Christidis, Orta Doğu’da sosyal medya üzerinde iş geliştiren birçok şahıs ve firma olduğunun farkına varmış ve onları bir araya getirecek bir networker platformun eksikliğini görmüş. Bu boşluğu doldurmak için bir buçuk sene önce Amerika’dan kesin dönüş yaparak Beyrut’a yerleşmiş.

Bizimle buluştuğunda ayağının tozuyla iki haftalık bir “roadshow”u tamamlamıştı. İlk olarak geçtiğimiz sene Arabnet’in birinci ayağını organize eden Christidis, beklediğinin çok çok üzerinde bir ilgi ile karşılaşmış. Bunun üzerine farklı Arap ülkelerinde girişimcilerle yatırımcıları bir araya getiren turlar ve workshop’lar düzenlemeye karar vermiş. Güçlü bölgesel bankaların ve Google’ın desteğiyle 1500’den fazla kişiyi uluslararası workshop’larda bir araya getirmiş. Damascus, Amman, Jeddah, Kahire gibi şehirleri birer birer ziyaret etmişler ve roadshow’un finalini Dubai Internet City’de 300’den fazla katılımcı ile geniş kapsamlı bir konferansta yapmışlar.

Arabnet organizasyonunun ikincisi bu sene 22-25 Mart tarihleri arasında yine Lübnan, Beyrut’ta düzenlenecek. Geçtiğimiz sene sadece 1 günlük olarak düzenlenen etkinlikler bu sene 4 güne çıkartılmış.  Organizasyonun arkasında 18 tane bölgesel firmanın sponsorluğu bulunuyor.

Bütün bu gelişmeler çok heyecan verici, peki bölgede dijital sektör ile ilgili olan bitenleri evimizden nasıl takip ederiz diye sorduğumuzda karşımıza iki önemli blog çıkıyor: StartupArabai ve ArabCrunch. Bu blogların ikincisi ismiyle yüzümüze hafif bir gülümseme yerleştirse de güncel ve zengin içeriği ile göz dolduruyor.

Peki ya dijital reklamcılık sokaklara yansıyor mu diye sorduğumuzda ufak tefek hareketlenmeler görüyoruz. Şehrin doğusundan batısına doğru ilerliyoruz, etraf dev reklam panoları ile dolu. Bunların bazılarında tanıdık bir logo göze çarpıyor: Facebook’un f’si. Özellikle gelişmekte olan inşaat sektörü dijital medyayı outdoor ile birlikte yoğun olarak kullanıyor. Gayrimenkul yatırım ortaklıkları yüksek segmentteki kitleyi sosyal medya üzerinden yakalamaya çalışıyor. Buna ek olarak, yabancı markaların kampanyaları da göze çarpıyor. Huggies, dev binaların üzerinde facebook kampanyasını duyuruyor. Uforyouth platformu ise alışveriş merkezlerinin camlarına spreyle boyanmış bir şekilde gençleri portallarına davet ediyor.

Son zamanlarda Orta Doğu ülkelerinden Türkiye’ye iş geliştirmek için gelen ve Türkiye’deki firmalar ile ortaklıklar yapan şirketler de göze çarpıyor. Çevre ülkelerle vizeler bir bir kalkarken ve karşılıklı ticaret hacmi yükselirken bu gelişmelerin paralel bir şekilde dijital iş geliştirmeye yansımaması şaşırtıcı olurdu. Olan bitenleri göz altında tutmakta fayda var.

Webrazzi Summit notlarım

Dün Webrazzi Summit‘e katılanlar arasındaydım. Gerçekten başarılı bir etkinlikti, yurt dışından katılanlar da vardı. Emeği geçen herkesi tebrik ederim.

Aldığım bazı notları paylaşmak istiyorum:

  • Twitter’ın Türkiye’den günde 250.000 ziyaretçisi var.
  • Bloglar %69 okunurken haber siteleri %62 ye ulaşıyormuş.
  • Tümay Asena (Nokta AŞ): “internet sektörü 2009 da ölçümlemenin başlaması ile ölçeklenebilir gerçek bir business haline geldi”
  • comscore:  dünyada internet kullanımı ABD dominasyonundan çıktı, artık %40 asya pasifik %32 güney amerikadan internet kullanıcılarının…
  • Türkiye engagement yani kullanım oranında ayda 34 saat ile dünyada 5. (avrupada hollanda bizi geçmiş)
  • Türkiye’de internet kullananların %95 i sosyal ağlara üye.
  • Türkiye’de ayda 13 saat ortalama video izleniyor… ortalama 130 video izleniyor ve video başına 6 dk ortalama var.
  • Son bir senede internet kullanıcılarının bannerlara tıklama oranı %28 azalmış.
  • Türkiye’de internet kullanım artışından daha hızlı artan online sektörler online travel & retail e commerce

facebook oturumunda aldığım bazı notlar:

  • Bir kullanıcının ortalama 130 arkadaşı var.
  • Kullanıcıların yarısı her gün siteye düzenli giriş yapıyor.
  • Bir kullanıcı ayda ortalama 90 içerik oluşturuyor.
  • Ayda ortalama 30 milyar içerik paylaşılıyor.
  • Türk kültürü “share – gossip – create stories” konseptine uygun olduğu için kullanım yaygın.
  • “Turks can do it” kültürünü gösteriyoruz, self expression seviyoruz.
  • 500 milyon üyenin 200 milyonu aktif oyun oynuyor.
  • 4 milyon kişi okey oynuyor.

International Young Interactive Media Entrepreneur UK Tour dahilinde bir haftadır İngiltere ve İskoçya’da birçok büyük firma, startup ve girişimci ile yüz yüze görüşme imkanı bulduk. Bunlar arasından ilgimi çeken bir oturumu paylaşmak istiyorum.

70′li yıllarda dünyanın ilk interaktif oyun uygulamalarını başlatan (FRP – RPG oyunları AD & D ve Warhammer, kendi maceranızı kendiniz yönlendirebildiğiniz Fighting Fantasy kitapları) sonrasında dünyanın en büyük dijital oyun firmalarından EIDOS’un kurucu ekibi arasında yer alıp uzun süre başkanlığını yapan, Tomb Raider ve benzeri birçok başarılı oyunun altında imzası bulunan bir isim olan Ian Livingstone (bkz. wikipedia) ile bir ‘masterclass’ a katıldık.

Ian’ın eğlenceli sunumu, kitaplardan masaüstü oyunlara, sonrasında bilgisayar ve konsol oyunlarına, ve şu anda da sosyal oyunlara yönelmesi ve her alanda inanılmaz başarılı işler çıkartması “interaktif oyun” alanında nerelerden gelip nasıl bir geleceğe doğru ilerlediğimiz konusunda harika bir vizyon kattı bize. Bazı notlarımı paylaşmak istiyorum:

  • Ian’ın hayattaki mottosu “life is a game”miş ve sunumunu bu şekilde başlattı.
  • Hayatta her zaman sevdiği şeyleri yapmak istemiş. Eğer işinizi bir hobi gibi severek yapıyorsanız, o zaman mutlaka başarılı olursunuz. Oyun oynamaya bayıldığı için de oyunları nasıl iş olarak geliştiririm diye hep kafa yormuş ve çok başarılı olmuş. Ben de küçüklüğümden beri böyle düşünürüm ve internet üzerinde projeler geliştirmeye hobi olarak başlamıştım, sonrasında meslek olarak benimsedim :) Değerli bir paylaşım oldu benim için.
  • Herkesin yaptığını yapmayın, orjinal olun, boşlukları görün, yeni bir şeyler üretin diyor.
  • Küçük işi büyütmek için yatırım gerekli mi? gibi sorulara “işinizi severek yapıyorsanız bu tür ayrıntılara takılmıyorsunuz” şeklinde cevap verdi.
  • Games Workshop adlı RPG ve türevlerinin oynandığı dükkanlardan ilkini kendileri gibilerle oyun oynamak için açmışlar, sonrasında dükkan önünde inanılmaz kuyruklar oluşunca işi büyütmüşler. 70′li yıllarda ellerinde kutu oyunları bulunan şu anda ‘geek’ tabiriyle anılan insanların oyun oynadığı birçok fotoğraf paylaştı bizimle.
  • Dungeons & Dragons serisi exclusive özelliğini kaybettikten sonra Warhammer’ı başlatmış. Hasbro her zaman mass market’i hedefledi fakat biz Warhammer’ı gerçekten oyun oynamaya emek harcayan kitleye özel tuttuk ve asla boyanmış olarak satılan figürler piyasaya sürmedik diye anlattı.
  • Komplike değil basit projeler yapın diye altını çizdi.
  • Türkiye’de “Macera Tüneli” adı altında satılan ve benim de küçükken severek okuduğum interaktif kitap serisinin ilk reklamlarını gösterdi. Sloganlar şu şekildeydi: “Deathtrap Dungeon – a fighting fantasy gamebook where YOU are the hero” Adı üstünde, insanlar interaktiviteye yani dahil olduğu ürüne katılımda bulunmaya bayılıyor.
  • Oyunlarla ilgili en önemli üç şey: Gameplay, gameplay, gameplay – yani oynanabilirlik.
  • İnsanlar neden oyun oynar? Çünkü duygusal tepkimeler yaşarlar: Üzüntü, mutluluk, korku, başarı…
  • Farmville neden başarılı? Öncelikle çok basit, sadece ürün harvest edip satıyorsun. Hem de sosyal: Arkadaşlarınla paylaşıyorsun. Kendisine şöyle bir soru sordum: Zamanında SimFarm diye benzer konseptte bir oyun vardı ama hiç tutmadı, neden? Çok komplike bir oyun olduğunu söyledi. Farmville’de birçok şey otomatik, kolay. Paylaşım üst seviyede. Farmville Pong oyunu gibiymiş.
  • Gourmet Ranch diye bir sosyal oyunları varmış şu anda. Yüzbinlerce kişi oynuyormuş.
  • Sosyal oyunlara kullanıcıların her gün giriş yapması lazım, yoksa başarılı olmaz. Onlara her gün giriş yapmak için nedenler verin.
  • Facebook ve iPhone gibi mecralarda öncelikli olarak piyasaya girip kitlelere ulaşanlar çok şanslıydı. Şimdi bir ürünü yaymak için çok reklam yapman gerekebiliyor. Kendiliğinden yayılma oranı düştü.
  • Oyun oynamak her zamankinden daha popülermiş ve oyun piyasası dünyada 90 milyar dolarmış.
  • Smartphone’lar ve facebook gibi uygulamalar günümüzün platformları ve 10 milyonlara 100 milyonlara kolayca ulaşabiliyorsunuz.
  • Tomb Raider serisi aslında ilk olarak Rick Dangerous diye tasarlanmış. Adam Indiana Jones’a çok benziyor diye karakteri değiştirmek isteyip kadın bir karakter Lara Croft’u tasarlamışlar. 100 bin satış beklerken tam 7 milyon tane satmış. Toplam seri 30 milyon adet satmış. 1 milyar dolar ciroya ulaşmış.
  • Sadece iyi yaptığınız işe odaklanın. Lara Croft’a rap müzik yaptırmışlar, rezil olmuşlar.
  • Angelina Jolie ile muhabbetiniz nasıldı? diye bir soru sordum: “Still recovering from that” dedi :)
  • Lara Croft o kadar ünlü olmuş ki Pepsi, Jeep, Seat gibi firmaların reklamlarında oynamış, bir sürü yan ürünü oyuncakları vb. üretilmiş.
  • Oyun oynamak artık çocuklara ait bir şey değil, herkes oyun oynuyor.
  • WOMM ile yayılıyoruz diye paylaştı. Pazarlama ve PR bütçeleri az tutulurmuş. 30 milyon prodüksiyon bütçesi olan bir oyuna 10-20 milyon tanıtım bütçesi koyarız en fazla dedi.
  • En son şu sözler ile bağladı oturumu: Be out there first, be the best, own the name, have the brand awareness-> build & own. users have no attention span – be simple and communicable.

PS: Başlıkta “interaktif oyunların efendisi” tabirini kullanırken “Yüzüklerin Efendisi”ne gönderme yapmak istemiştim. Ian masaüstü RPG oyunlarını ve Warhammer’ı başlatan kişi olduğu için :)

London calling!

2010 boyunca çok yoğun bir gündemim olmasına rağmen uzun zamandır blogumu güncellemek için vakit bulamıyordum. Şu anda Londra’nın merkezinde bir otelin lobisinde “International Young Interactive Media Entrepreneur” ödülleri dünya finalistleri ile birlikte otururken bir şeyler yazmam gerektiğini fark ettim. Bundan 10-11 sene önce internet üzerinde ilk projelerimi geliştirmeye başladığımda aklımdan geçenleri adamakıllı gerçekleştirmiş ve uluslararası alanda ülkemi geliştirdiğim interaktif projeler ile temsil edecek duruma gelmiştim, bunu paylaşma zamanıydı.

İngiliz hükümetinin düzenlediği “Uluslararası Genç İnteraktif Medya Girişimcisi” yarışması 35 yaşını aşmamış ve kendi işini yapan, en azından 3 senedir bu işi başarılı bir şekilde sürdüren kişileri hedefliyor. Kurduğu iş modeli ile kendi ülkesinde fark yaratan ve interaktif iş geliştirme alanında ülkesinde lider konumda bulunan genç iş insanlarını uluslararası arenaya çıkartmak özellikle de İngiliz firmaları ile bir araya getirmek amacını taşıyorlar. Şu ana kadar kısıtlı süre içerisinde Çin, Meksika, Rusya, Slovenya, Letonya gibi birçok ülkeden e-ticaret ve interaktif iş geliştirme üzerine çalışan kişilerle tanışma olanağı buldum.

Bu kapsamda 2005’te bir dot com projesi olarak hayata geçen, 2007’de şirketleştirdiğim ve 2009’da Youth Republic yatırımı ile birlikte gençleri internet, mobil teknolojiler, outdoor gibi her alanda yakalayan 360 derece bir dijital gençlik iletişimi markasına dönüştürdüğüm ortakantin projesi ile Türkiye yarışmasını kazandım ve aynı proje ile 10 gün sürecek dünya finaline katılmaya hak kazandım. Bu final organizasyonu kapsamında İngiltere’de ve İskoçya’da içinde Eidos, Wired gibi dünya markalarının bulunduğu birçok dijital firmayı ziyaret edip kurucuları ile tanışma ve ilerde birlikte iş geliştirme imkanına kavuştuk. Dün akşamki tanışma organizasyonu ile başlayan etkinlikler bugün British Council’in ağırlaması ve yarın da final sunumları ile birlikte devam edecek.

Bu 10 günlük yoğun uluslararası networking sürecinin tamamlanmasının ardından ayrıntılı bir gözlem ve analiz yazısını Marketing Türkiye’de paylaşacağım. Twitter’dan da ufak tefek paylaşımlarda bulunacağım.

Finalde Türkiye adına ödülü kazanabilir miyim merak ediyorum. Diğer finalistlerin ne kadar tecrübeli olduklarını bilmediğim için bu konuda bir öngörüde bulunamıyorum. Tek bildiğim teknoloji alanında dünya çapında ödüller almaya ve katılımlarda bulunmaya başlamak işini doğru yaptığının kanıtıdır. Türkiye’de kısıtlı bir bilgi birikimi ve rekabet içeren henüz adamakıllı gelişmemiş bir sektör içerisinde bir şeyler başarmak güzel, fakat rekabetüstü bir alanda bunu başarmak asıl hedeflememiz gereken olmalı. Almanya’da yaşar ve çalışırken de bunları düşünüyordum, şimdi Türkiye’de yaşar ve çalışırken kendi ülkemde geliştirdiğim projeler ile uluslarası arenaya bir köprü vazifesi görebilirsem ne mutlu bana.

Bu akşam Taksim’de Ghetto’da mor ve ötesi‘nin yeni albümü ‘MASUMİYETİN ZİYAN OLMAZ‘ın lansman partisine katılacağız. Grup albümün çıkışını internetin viral etkisini kullanan güzel bir sosyal medya kampanyası ile duyurdu. www.masumiyetinziyanolmaz.com adresindeki mikrositeye giren kişiler grubun yeni albümünden parçaları dinleme şansını yakaladılar. Can alıcı olan kısım albümün çıktığını facebook ve Twitter’dan paylaşanlara ödül dağıtan sosyal medya kampanyasıydı. Bu kampanya için hiç reklam bütçesi harcamamış olmamıza rağmen albümün çıktığını 15 gün içerisinde yaklaşık 10 bin kişi facebook’tan, yüzlerce kişi de Twitter’dan paylaştı. Kampanyayı sosyal medya iletişim ajansımız Dekatlon Buzz organize etti.

Bu yapılan paylaşımlar albümün çıkışını dinleyicileri arasında yaydı. Arkadaşının yaptığı paylaşımı gören kişiler siteye girip şarkıları dinlediler ve kampanyaya katılmak için onlar da kendi arkadaşlarıyla albümün çıkışını paylaştılar. Bu şekilde kısa sürede yaklaşık 50.000 kişiyi mikrositeye çektik.

Albüm dün piyasaya sürüldü ve ben de şarkıların tamamını bu akşam konserde dinleme fırsatı bulacağım:) Herkesi Ghetto’ya bekleriz.

Geçtiğimiz sene Paris’te katıldığım LeWeb organizasyonunda Tuğçe Ergül ile tanışmıştım, etkinliğe Türkiye’den katılmış birkaç kişiden birisiydi. Üniversiteyi Paris’te bitirmiş ve yatırım bankacılığı üzerine çalışmıştı. Startup Weekend organizatörü ile orada bire bir tanışma fırsatı bulup bu etkinliği Türkiye’de gerçekleştirmek için kolları sıvamıştı. Sonunda etkinlik kesinleşti ve başvurular başladı. Geri kalan ayrıntıları Timeout’ta çıkan haberden alıntılıyorum:
Girişimcileri, yöneticileri, pazarlamacıları, tasarımcıları, yeni bir şirket kurmayı arzu edenleri bir araya getiren 54 saat süreli, iş fikri yarışması olan Startup Weekend, İstanbul’da ilk kez 16-18 Nisan tarihlerinde gerçekleşiyor. Startup Weekend’e başvurmak için son gün 1 Nisan 2010.

Tam olarak nedir?
Startup Weekend (Sıfırdan Şirket Kurma Hafta Sonu), katılımcıların gruplar halinde çalışarak parlak bir iş fikrini 54 saatlik bir süre içinde şirketleşme aşamasına getirdikleri bir girişimcilik yarışması.

Startup Weekend’e kimler başvurabilir?
Startup Weekend’e parlak bir iş fikri olan, başkalarının fikirlerini geliştirmek isteyen, yatırımcılarla ve diğer girişimcilerle tanışmak isteyen, Startup Weekend ortamını canlı deneyimlemek isteyen, kısacası girişimci bir ruha sahip olduğunu düşünen herkes başvurabilir.

Katılmak için ne lazım?
Başvurular için son gün 1 Nisan 2010; başvuruların kabul edildiği adres ise http://istanbul.startupweekend.org. Toplam 200 katılımcının yarışabileceği etkinlik için Özyeğin Üniversitesi’nde toplanan başvurular, üniversite tarafından belirlenecek.

Yarışmacıları nasıl bir hafta sonu bekliyor?
Cuma akşamüstü başlayan yarışma, pazar akşamına kadar kesintisiz devam edecek. Katılımcılar, başvurular sırasında seçilen 40-45 tane fikir arasından en iyi 10-15 fikri, cuma akşamı oyluyorlar. Fikirler belirlendikten sonra, katılımcılar kiminle ve hangi fikir üzerinde çalışmak istediklerine karar vererek grupları oluşturuyorlar. Oluşan gruplar pazar akşamına kadar fikirlerini şirketleşme yolunda geliştiriyorlar. Pazar akşamı başarılı girişimcilerden oluşan jüri, yapılan sunumların ardından ilk üçe girenleri seçiyor.

Microsoft İstanbul ofisinde düzenlenecek haftasonunda gruplara destek olmak üzere başarılı girişimcilerden seçilen mentorlar ve konuk konuşmacılar yarışmacılarla kendi deneyimlerini paylaşacaklar. Ayrıca katılımcıların ara ara yarışma havasından çıkıp rahatlayabilmesi için bazı sürpriz etkinlikler de düzenlenecek.

Kazanan fikirler hayata geçecek mi?
Startup Weekend’i kazanan takımlara yatırım sözü verilmiyor; ancak geçmiş yarışmaları kazanıp yatırımcılar tarafından desteklenen çok sayıda proje var. Startup Weekend Istanbul’da da Türk ve Amerikalı yatırımcılar bulunacak ve seçilen fikirler Amerika’daki yatırımcılara Startup Weekend aracılığıyla duyurulacak.

Startup Weekend hakkında
Andrew Hyde tarafından 2007 yılında hayata geçirilen Startup Weekend katılımcıların gruplar halinde çalışarak parlak bir iş fikrini şirketleşme aşamasına getirdikleri 54 saatlik bir girişimcilik yarışması. Yarışma 54 saat süresince kesintisiz devam ediyor ve hafta sonunun bitiminde seçkin bir jüri tarafından en başarılı şirket fikirleri ödüllendiriliyor. Startup Weekend bugüne kadar 12 ülkede ve 52 şehirde gerçekleştirildi ve yarışma 200’ü aşkın şirketin kurulmasına önayak oldu.

Social Media World Forum gün 1 biterken son bir oturuma katıldım, ve beklemediğim kadar iyi bir sohbet ve şaşırtıcı bilgiler ile karşılaştım. Katılımcılar bir sosyal oyun reklam networku olan Adknowledge, sosyal oyun pazarına giren Sega ve sosyal oyun pazarlaması üzerine çalışan bir uzak doğulu girişimciydi. Aldığım notlardan birkaç tanesini paylaşmak istiyorum:

  • Adknowledge birçok farklı platformlar üzerinden online oyunlara ödeme seçenekleri ve reklam alanları sağlıyor. Facebook üzerinden yayın yapan firmalar en büyük müşterileri, ve neredeyse yüzde 50 facebook üzerinden çalışıyorlar. Facebook yayıncılarına geçen sene 100 milyon dolardan fazla ödeme yapmışlar.
  • İnternet kullanıcıları online olarak sosyal ağlarda geçirdiği vaktin %60-%70 kadarında oyun oynuyormuş.
  • Eğer bir marka sosyal oyunların içerisinde yer almak istiyorsa reklam yapmak için kullanıcının işini zorlaştırmamalı, bilakis oyunun içerisinde kullanıcıya yardım etmeli.
  • Bir oyunda patates üreticisi olan oyuncuya ek özellik olarak bu patatesleri Lay’s cipsine çevirme hakkı vermişler, ve Lay’s cips üretenler ek puanlar kazanmış. İnanılmaz başarılı bir kampanya olmuş.
  • Facebook kredi sistemi birçok farklı sistemin arasında güvenilirliği ve yaygınlığı ile öne çıkıyor.
  • Sosyal oyunların yaşam süresi 6 haftadan 5 aya kadar değişiklik gösteriyor ve gün geçtikçe artıyormuş.
  • Kullanıcılar eğlence ve komedi istiyorlar. İnternette geçirdikleri neredeyse her anda eğlenmeliler. Theme Hospital’dan esinlenerek hayata geçirdikleri Medical Mayhem adlı oyunda kullanıcıların birbirlerine Viagra göndermesini sağlamışlar, çok tutmuş. Sosyal oyunun temelinde kullanıcıların birbirleriyle eğlenmesi ve paylaşımı yatıyor.

Oturum kapanırken yorumları alınan katılımcılar sosyal oyun pazarının birkaç seneye offline oyun pazarından fazla olacağı yorumunu yaptılar. Bu etkileyici istatistikler de bunu gösteriyor. Şöyle bir düşündüğümde internetin henüz gelişmediği zamanlarda sıkı bir bilgisayar kullanıcısı olarak oynadığım oyunlara arkadaşlarımı da katmak istediğimi hatırlıyorum. Ülkemizde sosyal oyun pazarı üzerine yatırım yapılması ve yoğun olarak yerel projeler geliştirilmesi gerektiğine inanıyorum.