İnternet odağından uzaklaşmadan, sektördeki gelişmeler, kullanmaktan keyif aldığım servisler ve edindiğim deneyimler çerçevesinde yazdığım kişisel blogumu keyifle okursunuz umarım...

2012′ye başlarken “yeni yıl kararları”mdan bir tanesi blogumu konsept ve görsel olarak yenileyip tekrar yazmaya başlamaktı. Şu anda yeni yıl’ın 15. gününü doldurduk, ve hala ilk adımı atamadım. İlk adımı atmadan ikincisi gelmeyeceğine göre, erken uyandığım bu pazar gününde aklıma doluşan fikirlerle spontane olarak yazmaya başlamak, iyi bir fikir olabilir.
Bloguma yazmıyorken neler mi yapıyordum? Yeterince bahanem var aslında, kurucularından olduğum sosyal mecra üzerinde iş geliştirmeye odaklı şirketimiz Dekatlon bu süreçte 40 kişilik full time ekibi ve proje bazlı çalıştığımız ekip arkadaşlarımızla birlikte ayda ortalama 50 kişinin emek verdiği bir “sosyal medya fabrikası” haline dönüştü. Henüz 2. senesini doldurmayan genç bir şirket, arkasında herhangi bir yatırım desteği olmadan, son derece genç bir kurucu ekip ile, alanında liderler arasındayız. Ve şirketi ilk kurduğumuz gündeki gibi, vizyonumuz da çok büyük: Sadece Türkiye’de kurumsal şirketlere hizmet veren bir ajans olmak değil, Almanya, İngiltere, Silikon Vadisi, Orta Doğu, Doğu Avrupa; bütün bu pazarlara dokunan, uluslararası servis veren bir şirket olmak. Hizmet skalası yönünden de, sadece popüler sosyal mecra araçları üzerinden iletişim hizmeti veren, veya reklam satınalması üzerine matematiksel kurgular üretip bilgi asimetrisinden faydalanarak para kazanan bir ajans olmak değil de, inovatif ürünlere, hayatın her alanında & teknolojinin dokunup verimlileştirdiği her platformda iş ortaklarına katma değer sağlayacak, ses getirecek projeler ortaya koyan bir portföye sahip olmak. Attığım her adımın bütün bu yazdıklarımla paralel olması için kafa yoruyorum. IAB üyeliğimizden Londra, Berlin, Beyrut, Sofya seyahatlerine kadar hepsi bu “master plan”ın bir parçası aslında.
Türkiye’ye döndüğümden beri, son iki senem ülkemizdeki iş geliştirme dinamiklerini gözlemlemek ve farklı kurumların kültürlerini deneyimlemekle geçti. Anglo sakson kültürüyle yaşamadığımız gibi iş geliştirmediğimiz de çok açık, gelişmekte olan bir ülke ekonomisinde, stratejik karar vericilerin genelde ülke sınırları içerisinde bile olmadığı bir coğrafyada, kurumlar ve bireyler tarafından pek tanınmayan bir alanda emek yoğun bir iş yapıyoruz. Endüstri standartlarından bahsetmek mümkün mü bilmiyorum. Neyse, negatif enerjiye gerek yok: En büyük motivasyonum, kendi dünyamızı yaratabilmek. Kendi kurallarımızı koyabilmek. Attığımız adımların ardından gelen güzel geri dönüşler. Birçok insanın, hatta profesyonelin, sadece 2-3 senedir var olduğunu zannettiği bir alanda, 15 yıldır MS DOS ekranında program yazmaktan akademik araştırmaya kadar ufaklı büyüklü bir şeyler yapan birisi olarak, birikimimi somut çıktılara dönüştürebilmek. Eh, az zamanda da oldukça fazla çıktı sağladık. Tatlı bir yorgunluk…
Devamını getirmeyi planlıyorum. İlk adımı attım.
PS: Chubby Checker’ın efsane parçası için buraya, twist yapmayı öğrenmek için buraya

Bu yazım Marketing Türkiye dergisi Interaktif Pazarlama ekinde 15 Şubat 2011 tarihinde yayımlanmıştır.
Beyrut’ta, ‘La Tabhka’da, Omar Christidis ile buluşuyoruz. Genç, dinamik bir adam. Yerinde duramıyor, enerji fazlası var. Varlıklı bir Arap ailesinin veliahtı, Yale Üniversitesi’nde ekonomi ve işletme okumuş. Bir sure finans üzerine çalıştıktan sonra, bir buçuk sene once Beyrut’a dönerek ‘Orta Doğu dijital sektörünü bir araya getirme’ misyonu ile kolları sıvamış. Lübnan’da, Ürdün’de ve çevre ülkelerde internet kullanımı hızla artarken son birkaç sene içerisinde dijital pazarlama ve sosyal medya iletişimi hiç olmadığı kadar gündemde.
Geçtiğimiz sene ‘Arabnet’i tesadüfen keşfetmiştim: Netlog’un Orta Doğu iş geliştirme sorumlusu Timothy Bataille Beyrut’ta geçtiğimiz sene ilk defa organize edilmiş olan bu dijital medya etkinliğine konuşmacı olarak katılmış, fotoğraflarını facebook’tan paylaşmıştı. Sonrasında yüz yüze görüştüğümüzde ona izlenimlerini sorduğumda, oldukça enteresan bilgiler vermişti. Sık sık Dubai’ye gidip gelen ve orada iş geliştiren bir Avrupalı olarak, Arap ülkelerinde dijital sektörde iş geliştirmenin ne kadar uzun sürdüğünden, fakat pazarın son derece kazançlı olduğundan, ve kalifiye iş çıkartan insan gücü ve hatta ajans-ürün eksikliğinden bahsetmişti. İnternet kullanım oranlarının yükselmesi ve mecra-ajans satın almalarının başlaması, bize coğrafi olarak yakın olan bu pazarı keşfetmek ve takip etmek için enteresan bir dürtü oluşturdu. Lübnan, Beyrut’a Dekatlon Buzz’dan ortaklarım ile birlikte seyahat ederek Arabnet hakkında ayrıntılı bilgi edinme, birkaç dijital ajansı ziyaret etme ve farklı konseptlerde iş geliştiren kişilerle bir araya gelme ve hikayelerini birinci ağızdan dinleme fırsatı yakaladık.
Orta Doğu ülkelerinin ortak özellikleri Arapça konuşmaları ve bu coğrafyada iş geliştirenler kendi ülkeleriyle sınırlı kalmıyorlar, projelerini veya hizmetlerini çevre ülkelere mutlaka ulaştırıyorlar. 22 ülkede yaklaşık 300 milyon kişi Arapça konuşuyor. Dubai’nin yanı sıra kozmopolit ortamı ve hareketli reklam sektörü ile Lübnan, ve merkezi konumuna ek olarak Orta Doğu’nun ilk büyük dijital satınalmalarına ev sahipliği yapan Mısır (bu aralar sıklıkla sansür ve kapatmalar ile anılıyorlar) ve Ürdün, bölgede dijital liderler olarak göze çarpıyorlar. 2008 ortasında Vodafone Mısır’ın network ajans Sarmady’yi satın alması gözleri bölge üzerine doğrulturken bir sene sonra, 2009 ortasında Yahoo!’nun Ürdün kökenli Maktoob.com u 85 milyon dolara satın alması bölgede dijital yayıncılığa olan ilgiyi kat kat arttırmış ve bölge ufak bir startup üssü haline gelmiş. Bir sene içerisinde online reklam harcaması yüzde 35 artış göstermiş.
Beyrut’a bizi davet eden kişi, Londra’da tanışmış olduğum Wixel Studios’un sahibi Ziad Feghali oldu. Ziad’ın öyküsü çok enteresan: Lübnan’ın nadir motion graphic/3d stüdyolarından Wixel’i kurduktan sonra, ilk bir iki sene satabildikleri işler sadece siyaset ve savaş odaklı oluyor. Lübnan’ın karışık siyasi hayatı ve bölgede yaşanmış olan iç savaş sonrası siyasi partiler interneti ve oyunları propagandalarında kullanıyorlar, Wixel de ilk bütçelerini bu yolla kazanıyor. ‘Douma’ oyunu Lübnan’lı siyasi liderleri birbirleriyle savaştırırken, ‘Gaza Shield’ oyuncuyu düşman bombalarından koruyor. Son birkaç senede siyasi atmosferin normalleşmesi ile birlikte Wixel de ‘savaş bitti’ diyor ve farklı markalar için advergame’ler üretmeye başlıyor: Popüler bira markası Almaza flash oyunlar ile futbolu sahipleniyor. Önümüzdeki dönemde de Dubai’de Nestle Kit Kat müzesi için touch screen’ler üzerinden çalışan ve çocuklara dengeli beslenmeyi öğreten oyunlar üretiyorlar. Facebook üzerinden çalışacak ilk sosyal oyunlarını şu anda geliştiriyorlar ve 20’den fazla ülkede aynı anda launch etmeyi planlıyorlar.
Feghali bize öncelikle ülkesini tanıtıp şehrini gezdirdikten sonra bizi Arabnet’in organizatörü Omar Christidis ile tanıştırıyor. Christidis, Orta Doğu’da sosyal medya üzerinde iş geliştiren birçok şahıs ve firma olduğunun farkına varmış ve onları bir araya getirecek bir networker platformun eksikliğini görmüş. Bu boşluğu doldurmak için bir buçuk sene önce Amerika’dan kesin dönüş yaparak Beyrut’a yerleşmiş.
Bizimle buluştuğunda ayağının tozuyla iki haftalık bir “roadshow”u tamamlamıştı. İlk olarak geçtiğimiz sene Arabnet’in birinci ayağını organize eden Christidis, beklediğinin çok çok üzerinde bir ilgi ile karşılaşmış. Bunun üzerine farklı Arap ülkelerinde girişimcilerle yatırımcıları bir araya getiren turlar ve workshop’lar düzenlemeye karar vermiş. Güçlü bölgesel bankaların ve Google’ın desteğiyle 1500’den fazla kişiyi uluslararası workshop’larda bir araya getirmiş. Damascus, Amman, Jeddah, Kahire gibi şehirleri birer birer ziyaret etmişler ve roadshow’un finalini Dubai Internet City’de 300’den fazla katılımcı ile geniş kapsamlı bir konferansta yapmışlar.
Arabnet organizasyonunun ikincisi bu sene 22-25 Mart tarihleri arasında yine Lübnan, Beyrut’ta düzenlenecek. Geçtiğimiz sene sadece 1 günlük olarak düzenlenen etkinlikler bu sene 4 güne çıkartılmış. Organizasyonun arkasında 18 tane bölgesel firmanın sponsorluğu bulunuyor.
Bütün bu gelişmeler çok heyecan verici, peki bölgede dijital sektör ile ilgili olan bitenleri evimizden nasıl takip ederiz diye sorduğumuzda karşımıza iki önemli blog çıkıyor: StartupArabai ve ArabCrunch. Bu blogların ikincisi ismiyle yüzümüze hafif bir gülümseme yerleştirse de güncel ve zengin içeriği ile göz dolduruyor.
Peki ya dijital reklamcılık sokaklara yansıyor mu diye sorduğumuzda ufak tefek hareketlenmeler görüyoruz. Şehrin doğusundan batısına doğru ilerliyoruz, etraf dev reklam panoları ile dolu. Bunların bazılarında tanıdık bir logo göze çarpıyor: Facebook’un f’si. Özellikle gelişmekte olan inşaat sektörü dijital medyayı outdoor ile birlikte yoğun olarak kullanıyor. Gayrimenkul yatırım ortaklıkları yüksek segmentteki kitleyi sosyal medya üzerinden yakalamaya çalışıyor. Buna ek olarak, yabancı markaların kampanyaları da göze çarpıyor. Huggies, dev binaların üzerinde facebook kampanyasını duyuruyor. Uforyouth platformu ise alışveriş merkezlerinin camlarına spreyle boyanmış bir şekilde gençleri portallarına davet ediyor.
Son zamanlarda Orta Doğu ülkelerinden Türkiye’ye iş geliştirmek için gelen ve Türkiye’deki firmalar ile ortaklıklar yapan şirketler de göze çarpıyor. Çevre ülkelerle vizeler bir bir kalkarken ve karşılıklı ticaret hacmi yükselirken bu gelişmelerin paralel bir şekilde dijital iş geliştirmeye yansımaması şaşırtıcı olurdu. Olan bitenleri göz altında tutmakta fayda var.

Bu yazım Marketing Türkiye dergisi Interaktif Pazarlama ekinde 15 Kasım 2010 tarihinde yayımlanmıştır.
-İngiltere, İskoçya ve İrlanda, Avrupa’da dijital sektörün konumlanmış olduğu lider ülkeler. British Council bu sene ikinci defa gelişmekte olan ülkelerde dijital sektörde iş geliştiren genç girişimciler için IYIE yarışmasını düzenledi. Yarışmanın Türkiye ayağını kazanan Vadi Efe, 10 gün boyunca 12 dünya finalisti ile birlikte Britanya’nın önemli dijital şirketleri ile görüştüğü bir sektör turuna katıldı ve izlenimlerini aktardı.-
British Council, İngiltere’nin kültürel ve ekonomik ilişkilerini geliştirmek için görev yapan bir kurum. Bir süredir birçok farklı ülkeden girişimcileri bir araya getiren etkinlikler düzenliyorlar, bu sene de Sinema-TV ve interaktif medya alanında iki yarışma düzenlediler. Bu yarışmalarda kazananlar ve etkinliklere katılacak kişiler belirlenirken aday kişinin 35 yaşından genç olması, kendi ülkesinde ekonomik ve kültürel anlamda fark yaratan sektörel bir projeye imza atıp en azından 3 sene boyunca başarılı bir şekilde bu işi sürdürmüş olmasını istiyorlar. Finalistlerin kendi ülkelerinde sektör liderleri arasına girecek potansiyeli taşımasını, uluslararası iş geliştirmek için yeterli alt yapıya ve isteğe sahip olmasını bekliyorlar.
Rusya, Çin, Hindistan, Arjantin gibi gelişmekte olan ülkeleri hedefleyen bu yarışmaların Türkiye interaktif medya ayağına 360 derece dijital gençlik iletişimi markamız olan “ortakantin” ile başvurumu yaptım ve finale kalıp sunum yapmak için çağırıldım. Ortakantin’i henüz öğrenciyken bir sosyal ağ projesi olarak başlatıp sonrasında başarılı bir şirkete ve alanında lider bir markaya nasıl dönüştürdüğümüzden bahsettim. Dot com projesi olarak başlayıp mobil uygulamalara, içerik ve katma değerli servis ortaklıklarına geçişimizden, ülkemizin en büyük gençlere odaklı reklam ajansı Youth Republic’in yatırımından, ve bu ortaklık sonrası sosyal medyayı outdoor pazarlama projeleri ile birleştirip uluslararası alanda bir best practice yaratmak için yaptığımız çalışmalardan bahsettim. Bu şekilde IYIE Türkiye ayağını kazanıp 10 gün boyunca İngiltere ve İskoçya’da birçok farklı interaktif ajans, startup ve girişimci ile bir araya geldiğimiz sektör turuna katılmaya hak kazandım.
İngiltere, İskoçya; kısa kısa…
12 farklı ülkeden finalistler Londra’da bir araya geldi. Kalınacak otellerden birlikte kahve içilecek girişimcilere, ziyaret edilecek firmalara ve katılınacak sektörel etkinliklere kadar her ayrıntı belirlenmişti. Tur boyunca Londra’da bir hafta geçirdik bunun dışında interaktif oyun firmalarının merkezi İskoçya’da Dundee ve Edinburgh’da birer gün kalıp bir gün de dijital inovasyon şehri Middlesbrough’da geçirdik. Kısacası çok yoğun ve kapsamlı bir program uygulandı.
Ziyaret ettiğimiz yerler arasında lider global ajanslar R/GA ve Isobar’ın merkezleri, WIRED dergisi, Londra minibar etkinliği, bunlara ek olarak birçok irili ufaklı startup, dijital inovasyon merkezleri ve hatta iki tane de üniversite yer alıyordu. Birçok farklı ülkede şubeleri bulunan firmalar genelde uluslararası iş geliştirme kararlarını nasıl aldıklarından bahsederken startup’lar sıfırdan kurulup hangi modelleri izleyerek büyüdüklerinin üzerinde durdular. Katıldığımız dışarıya açık etkinliklerde de bol bol temsil ettiğimiz ülke ve sektör hakkında bilgi paylaşımında bulunma ve projelerimizi sunma imkanı bulduk. Bu süreçte en fazla Türkiye’nin mevcut potansiyelinden, genç nüfusundan ve yoğun internet kullanımından, gün geçtikçe daha fazla kurumsal firmanın sosyal medya üzerinde iş geliştirdiğinden bahsettim. Türkiye’de başarılı olmuş dijital iş modellerini ve startup’ları anlattım.
Peki ya Rusya, Lübnan, Hindistan, Meksika?
10 günlük organizasyon boyunca sık sık birlikte vakit geçirdiğim diğer katılımcılar dünyanın dört bir yanından farklı interaktif pazarlar hakkında fikir edinmemi sağladılar. Dikkatimi çeken en önemli konu, gelişmekte olan pazarlarda genç yaşında başarı elde etmiş bütün katılımcıların en çok yakındıkları konunun, birlikte çalışabilecekleri veya ekiplerine katabilecekleri kalifiye insane kaynağının az olmasıydı.
Birkaç örnek verelim: Meksika’da şu anda Orta ve Güney Amerika’nın en büyük dijital ajansı olan GrupoW’yi kuran ve 10 senedir işleten Ulises Valencia, ekibine katacak eleman bulamayınca farklı ülkelerden çalışanları Meksika’ya davet etmiş, bu şekilde uzun vadeli istikrar sağlayamayınca sonunda kendi yetenek havuzunu oluşturmak için Digital Invaders eğitim programını başlatmıştı. Benzer bir şekilde Beyrut’un tek dijital oyun firması Wixel Studios’u kuran Ziad Feghali de ekibini birçok komşu ülkeden davet ettiği insane kaynağı ile sürdürebiliyordu.
12 farklı ülkeden gelmiş olan katılımcıların ortak bir sıkıntısı da kendi ülkelerinde dijital pazara aktarılan bütçelerin kısıtlı olması ve ekonomilerin stabil olmamasıydı. Küçük ülkelerde pazar sıkıntısı yaşanırken Hindistan, Rusya ve Çin’de en azından geniş bir hedef kitleye ulaşabiliyordunuz.
Türkiye’yi en çok Rusya ve Endonezya pazarları ile paralel olarak konumladım. İki ülke de genç nüfusları ve yüksek sosyal ağ kullanım oranları ile büyük bir potansiyel teşkil ediyor. Ajanslar yerel markalar ile başarılı çalışmalara imza atabiliyorlar. Rus interaktif ajans 2Nova’nın kurucusu Danis Suleymanov Efes Pilsen için hazırlamış oldukları kampanyalardan bahsederken gözleri parlıyordu. Benzer şekilde Endonezya’da batik sanatını dijital ortamda geliştirmek ve yaygınlaştırmak için çalışmalar yapan Luki, ülkesine harika bir sosyal sorumluluk projesi armağan etmişti.
Fırsatlar ve dikkatimi çekenler…
En çok karşıma çıkan ve fırsatlar içerdiğini gördüğüm konu başlığı bağımsız platformlar üzerinden oynanan sosyal oyunlar oldu. Eskiden kutulu olarak yayıncılar üzerinden satılan ve bilgisayarlara kurulan oyunlar artık konsollar üzerinden, facebook platformunda, hatta mobil cihazlar üzerinden etkileşimli bir şekilde oynanıyor ve mikro ödeme yoluyla üreticisine güzel maddi geri dönüşler bırakıyor. Popüler oyunları farklı platformlara uyarlayan teknoloji firmaları hem İskoçya hem de İngiltere’de oldukça başarılı ve tatmin olmuş görünüyordu.
Medyanın interaktiviteye ve online ortama kayışı da çok konuşulan konulardan bir tanesi oldu. Doğru içeriği stabil kanallar üzerinden tüketiciye ulaştıran firmalar başarı öyküleri yazmışlardı hep. Dijital ürünlerin yerelleştirilmesi ve farklı pazarlara sunulması, gelir paylaşım modelleri ve 360 derece dijital pazarlama yaklaşımları da 10 gün boyunca en fazla konuşulan, harika fırsatlar içerdiğine inandığım konu başlıkları oldular.

Aslında bu yazıya ‘sosyal medya hizmet sektörü ve bilgi asimetrisi‘ gibi bir başlık atacaktım, fakat seçtiğim başlık daha net ve ilgi çekici oldu sanırım.
“İnternet projeleri geliştirmek” ve “web sayfaları üretmek” senelerdir kabul gören, spesifik işler. Fakat bu işleri yapan kişiler geçtiğimiz bir iki seneye kadar asla adamakıllı bir “sektör”e ait olmamışlardı. Ta ki havalı “sosyal medya” tabiri bulunana, ve internet mecraları üzerinden iletişim ve pazarlama hizmetleri sunmanın adı “sosyal medya hizmet sektörü” şeklinde tanımlanana kadar.
Sosyal medya konusunda hizmet veren birçok kişi ve kurumun bulunduğu günümüzde, bu kişi ve kurumlardan hangilerinin bu konuda ‘uzman’ olduğu sorusu sıkça soruluyor. Ben de bu soruya yanıt arayıp önemli olduğunu düşündüğüm bazı noktaları listeleyeceğim.
Bana sorarsanız, “sosyal medya” bir ekip işidir, ve bir ekibin sosyal medya konusunda danışmanlık ve hizmet verebilmesi için birçok farklı konuda uzmanlığa sahip olması gerekmektedir.
Bu konu başlıklarını bir liste haline getiriyorum. Listeyi her daim güncelleyebiliriz, önerilerinizi beklerim.
Şimdilik benden bu kadar, aklıma gelen farklı yaklaşımlar, veya farklı paylaşımlar olduğu sürece listeyi güncellemeye devam edeceğim.

International Young Interactive Media Entrepreneur UK Tour dahilinde bir haftadır İngiltere ve İskoçya’da birçok büyük firma, startup ve girişimci ile yüz yüze görüşme imkanı bulduk. Bunlar arasından ilgimi çeken bir oturumu paylaşmak istiyorum.
70′li yıllarda dünyanın ilk interaktif oyun uygulamalarını başlatan (FRP – RPG oyunları AD & D ve Warhammer, kendi maceranızı kendiniz yönlendirebildiğiniz Fighting Fantasy kitapları) sonrasında dünyanın en büyük dijital oyun firmalarından EIDOS’un kurucu ekibi arasında yer alıp uzun süre başkanlığını yapan, Tomb Raider ve benzeri birçok başarılı oyunun altında imzası bulunan bir isim olan Ian Livingstone (bkz. wikipedia) ile bir ‘masterclass’ a katıldık.
Ian’ın eğlenceli sunumu, kitaplardan masaüstü oyunlara, sonrasında bilgisayar ve konsol oyunlarına, ve şu anda da sosyal oyunlara yönelmesi ve her alanda inanılmaz başarılı işler çıkartması “interaktif oyun” alanında nerelerden gelip nasıl bir geleceğe doğru ilerlediğimiz konusunda harika bir vizyon kattı bize. Bazı notlarımı paylaşmak istiyorum:
PS: Başlıkta “interaktif oyunların efendisi” tabirini kullanırken “Yüzüklerin Efendisi”ne gönderme yapmak istemiştim. Ian masaüstü RPG oyunlarını ve Warhammer’ı başlatan kişi olduğu için

2
010 boyunca çok yoğun bir gündemim olmasına rağmen uzun zamandır blogumu güncellemek için vakit bulamıyordum. Şu anda Londra’nın merkezinde bir otelin lobisinde “International Young Interactive Media Entrepreneur” ödülleri dünya finalistleri ile birlikte otururken bir şeyler yazmam gerektiğini fark ettim. Bundan 10-11 sene önce internet üzerinde ilk projelerimi geliştirmeye başladığımda aklımdan geçenleri adamakıllı gerçekleştirmiş ve uluslararası alanda ülkemi geliştirdiğim interaktif projeler ile temsil edecek duruma gelmiştim, bunu paylaşma zamanıydı.
İngiliz hükümetinin düzenlediği “Uluslararası Genç İnteraktif Medya Girişimcisi” yarışması 35 yaşını aşmamış ve kendi işini yapan, en azından 3 senedir bu işi başarılı bir şekilde sürdüren kişileri hedefliyor. Kurduğu iş modeli ile kendi ülkesinde fark yaratan ve interaktif iş geliştirme alanında ülkesinde lider konumda bulunan genç iş insanlarını uluslararası arenaya çıkartmak özellikle de İngiliz firmaları ile bir araya getirmek amacını taşıyorlar. Şu ana kadar kısıtlı süre içerisinde Çin, Meksika, Rusya, Slovenya, Letonya gibi birçok ülkeden e-ticaret ve interaktif iş geliştirme üzerine çalışan kişilerle tanışma olanağı buldum.
Bu kapsamda 2005’te bir dot com projesi olarak hayata geçen, 2007’de şirketleştirdiğim ve 2009’da Youth Republic yatırımı ile birlikte gençleri internet, mobil teknolojiler, outdoor gibi her alanda yakalayan 360 derece bir dijital gençlik iletişimi markasına dönüştürdüğüm ortakantin projesi ile Türkiye yarışmasını kazandım ve aynı proje ile 10 gün sürecek dünya finaline katılmaya hak kazandım. Bu final organizasyonu kapsamında İngiltere’de ve İskoçya’da içinde Eidos, Wired gibi dünya markalarının bulunduğu birçok dijital firmayı ziyaret edip kurucuları ile tanışma ve ilerde birlikte iş geliştirme imkanına kavuştuk. Dün akşamki tanışma organizasyonu ile başlayan etkinlikler bugün British Council’in ağırlaması ve yarın da final sunumları ile birlikte devam edecek.
Bu 10 günlük yoğun uluslararası networking sürecinin tamamlanmasının ardından ayrıntılı bir gözlem ve analiz yazısını Marketing Türkiye’de paylaşacağım. Twitter’dan da ufak tefek paylaşımlarda bulunacağım.
Finalde Türkiye adına ödülü kazanabilir miyim merak ediyorum. Diğer finalistlerin ne kadar tecrübeli olduklarını bilmediğim için bu konuda bir öngörüde bulunamıyorum. Tek bildiğim teknoloji alanında dünya çapında ödüller almaya ve katılımlarda bulunmaya başlamak işini doğru yaptığının kanıtıdır. Türkiye’de kısıtlı bir bilgi birikimi ve rekabet içeren henüz adamakıllı gelişmemiş bir sektör içerisinde bir şeyler başarmak güzel, fakat rekabetüstü bir alanda bunu başarmak asıl hedeflememiz gereken olmalı. Almanya’da yaşar ve çalışırken de bunları düşünüyordum, şimdi Türkiye’de yaşar ve çalışırken kendi ülkemde geliştirdiğim projeler ile uluslarası arenaya bir köprü vazifesi görebilirsem ne mutlu bana.

Bu akşam Taksim’de Ghetto’da mor ve ötesi‘nin yeni albümü ‘MASUMİYETİN ZİYAN OLMAZ‘ın lansman partisine katılacağız. Grup albümün çıkışını internetin viral etkisini kullanan güzel bir sosyal medya kampanyası ile duyurdu. www.masumiyetinziyanolmaz.com adresindeki mikrositeye giren kişiler grubun yeni albümünden parçaları dinleme şansını yakaladılar. Can alıcı olan kısım albümün çıktığını facebook ve Twitter’dan paylaşanlara ödül dağıtan sosyal medya kampanyasıydı. Bu kampanya için hiç reklam bütçesi harcamamış olmamıza rağmen albümün çıktığını 15 gün içerisinde yaklaşık 10 bin kişi facebook’tan, yüzlerce kişi de Twitter’dan paylaştı. Kampanyayı sosyal medya iletişim ajansımız Dekatlon Buzz organize etti.
Bu yapılan paylaşımlar albümün çıkışını dinleyicileri arasında yaydı. Arkadaşının yaptığı paylaşımı gören kişiler siteye girip şarkıları dinlediler ve kampanyaya katılmak için onlar da kendi arkadaşlarıyla albümün çıkışını paylaştılar. Bu şekilde kısa sürede yaklaşık 50.000 kişiyi mikrositeye çektik.
Albüm dün piyasaya sürüldü ve ben de şarkıların tamamını bu akşam konserde dinleme fırsatı bulacağım:) Herkesi Ghetto’ya bekleriz.

Sosyal medya iletişim ajansımız Dekatlon Buzz ile geçtiğimiz hafta içerisinde Türkiye’de bir ilke imza attık. ‘Tasarım değeri olan eğlenceli her şey’ sloganı ile yol alan ve Türkiye’nin butik tasarım mağaza zincirleri arasında lider konumda yer alan BUN Design ile birlikte gerçekleştirdiğimiz BUNSQUARE kampanyası hakkında yazmak için öncelikle kampanyanın tamamlanmasını bekledim. Kampanyaya katılım süresi dün akşam sona erdi ve BUNSQUARE sözcüğünü ilk kullanmaya başlayıp kampanyayı duyurduğumuz bir hafta içerisinde oldukça fazla ses getirdik. Şu anda Google’a ‘bunsquare’ yazdığınızda tam 1200 sonuç karşınıza çıkıyor.
Bunsquare kampanyası ile neyi amaçladık? Nasıl bir anlam yarattık?
BUN Design tüm online iletişim stratejisini Dekatlon Buzz ekibi ile birlikte çiziyor. BUN Design Türkiye’de ilk olan bir konsepti hayata geçirmiş ve çok başarılı olmuş bir firma, ve arkasında girişimci bir Türk ekibi var. Online dünyadaki fırsatları biliyorlar ve bu tarafta ilerlemekten çekinmiyorlar. BUN Design’ın online dünyada artık daha aktif olduğunu Türkiye’de bir ilk olacak ve ses getirecek bir kampanya kurgusu ile duyurmak istedik. Birlikte çalıştığımız markanın arkasında ilkleri gerçekleştiren girişimci bir ekip olması bize bu cesaretli kararı aldırdı ve dünyada bile çok az kullanılmış olan bir mecrada bir kampanya kurgulayıp BUN Design’ın yenilikçi ve yaratıcı yönünün altını çizdik.
Kampanya medyadan ve sektörden çok fazla ilgi gördü. Bunu nasıl başardık?
BUNSQUARE kampanyamızdan sadece bir hafta içerisinde Milliyet Gazetesi, Sabah Gazetesi, Akşam Gazetesi gibi önemli yayın organlarında bahsedildi, Marketing Türkiye ve Digital Age dergilerinin yayınlanacak sayılarında ayın kampanyası olarak seçildik, kampanya kurgumuz Turkcell ve Turk Telekom teknoloji ekipleri arasında mail zinciri olarak dolaştı, ve Mindshare Interaction bize blogunda yer verdi. Tabii bütün bu önemli olayların yanında sayısız blog ve haber sitesi kampanyayı online olarak paylaştı. Örn. (1) (2) (3) (4) (5) Kampanyanın ses getirmesinden ve yayılmasından sonra bazı önemli marka temsilcileri bizimle iletişime geçip onlara benzer kurgular hakkında ayrıntılı bilgi vermemizi istediler, bu da önemli bir gelişmeydi.
Kampanya kurgusunun yarattığı fark neydi? Ne kadar katılım oldu?
Burada sözü ‘Marketoloji‘ blogu yazarı Berna Akın’a bırakmak istiyorum. Kendisi BUNSQUARE kampanyası ile ilgili yazdığı yazıda şu yorumları yapmış:
“Bunsquare ilk karşıma çıktığında, “Sosyal medya kampanyası işte böyle olur!” diye düşündüm. Sosyal medyayı fiziksel mağaza ortamları ile birleştirmeleri, kullanıcıların marka ile fiziksel temas kurmalarını sağlayacak. Mağazalardaki formları doldurmaları sayesinde de, CRM’de (Müşteri İlişkileri Yönetimi) kullanılmak üzere harika bir veritabanı oluşturulacak. Buradan anlayabiliriz ki, ileride bizi çok daha kişiselleştirilmiş kampanyalar bekliyor.
“Markalarınızı ve kampanyalarınızı sosyal medyada var ediyoruz.” sloganı ile yola çıkan sosyal medya iletişim ajansı Dekatlon Buzz, Bun Design’ın bu kampanyada birlikte çalışmak istediği ajans olmuş. Kendilerini de ayrıca tebrik etmek istiyorum.
Bir tarafta, sadece Facebook ve Twitter’da birer hayran sayfası açıp, arada sırada (ki arada sırada olması iyi, çok sık olursa spam’e dönüşüyor) marka ile ilgili reklam yapan ya da haberler yayınlayan markalar; diğer tarafta çok daha interaktif ve tüketicilerin marka ile aralarında bağ kuracağı kampanyalar gerçekleştiren markalar… Bir tarafta sosyal ağlarda spam yapmak, diğer tarafta kullanıcıların marka ile duygusal bağ kurmalarını sağlamak ve marka sadakati (brand loyalty) yaratmak…”
Berna Hanım gerçekleştirmek istediğimiz etkiyi çok iyi kavramış ve bunu blogunda paylaşmış. Kendisine güzel yorumları için de buradan teşekkür ederim.
BUNSQUARE kampanya kurgusu son kullanıcı için zorlu bir süreçti. Çok yüksek katılım beklemiyorduk, öncelikli amacımız sektöre ‘insanları mağazaların içine çekecek sosyal kampanyalar yapılabilir’ mesajını vermekti. Hem foursquare hem de Twitter’dan paylaşım kurgusunu doğru biçimde tamamlayan toplam 13 kişi kampanyadan ödül almaya hak kazandı. Bunun dışında foursquare veya Twitter paylaşımını doğru biçimde yapmayan, hashtag koymayı unutan, yanlış mağazaya giden katılımcılar da oldu. Bu katılımın yanında ise BUN Design’ın yenilikçi imajı ve online dünyaya girişi yüz binlerce kişi tarafından duyuldu, ve bir PR kampanyası olarak Bunsquare çok başarılı oldu.
Foursquare kullanımı Türkiye’de şu anda çok düşük, ve insanları bilgisayarlarının başından kaldırıp mağazaya çekmek de şu an için zorlu bir süreç. iPhone kullanan ve foursquare yüklemiş olan creme-de-la-creme kitleyi mağazalara çekmek çok daha zor. Mobil internet ve mobil sosyal medya kullanımı yaygınlaştıkça BUNSQUARE benzeri kampanyalar hayatımızın içerisinde daha fazla yer almaya başlayacak. O zaman BUNSQUARE’i hatırlayıp ‘Bu tarz kampanyaları biz başlatmıştık’ diyeceğiz, ne mutlu bize. Bu fırsatı bize veren BUN Design ekibine çok teşekkür ederim.
