İnternet odağından uzaklaşmadan, sektördeki gelişmeler, kullanmaktan keyif aldığım servisler ve edindiğim deneyimler çerçevesinde yazdığım kişisel blogumu keyifle okursunuz umarım...

RSS Linkedin Xing Facebook Hakkimda Twitter

Deneyim’ kategorisi arşivi

Perakende ve pazarlama iletişimi sektörüne odaklı çalışan lider uluslararası şirketler grubu ALTAVIADekatlon Buzz’ın çoğunluk hisselerini satın alarak dijital iletişim ve yaratıcı pazarlama hizmetleri alanında Türkiye’deki gücünü arttırdı.

Dekatlon Buzz-Altavia signing

Dekatlon Buzz, Şubat 2010’da kuruldu ve şu anda 40 kişilik bir ekiple hizmetlerini sürdürüyor. Ajans pazarlama iletişimi, sosyal medya ve yaratıcı prodüksiyon alanında ülkemizde tanınan isimler olan Samet Ensar Sarı ve Vadi Efe ortaklığında işletiliyor.

Dekatlon Buzz dijital dünyanın çeşitli platform ve alanlarına dokunan yaratıcı pazarlama çözümleri sunuyor. Sosyal ağlar, cep telefonları, tabletler, akıllı TV’ler, bloglar, eposta pazarlaması, dijital prodüksiyon ve animasyon geliştirme gibi konu başlıklarında şirketin hizmet alanları yoğunlaşıyor. Sosyal medya temelli analiz ve araştırma çözümlerine ek olarak içerik pazarlaması, dijital PR ve mecra bağımsız & entegre yaratıcı proje geliştirme konuları ajansın bilgi birikimi ve uzmanlıkları olarak öne çıkıyor. Ajans şu ana kadar 35’ten fazla ülkede yaratıcı kampanyalar geliştirdi, ve Cannes Lions, European Excellence Awards, Mixx Awards Europe, Travel Marketing Awards gibi küresel organizasyonlardan birçok ödülü ülkemize getirdi.

Ofisi İstanbul’da bulunan şirketin ajans başkanlığını ve müşteri ilişkileri konusunda liderliğini Samet Ensar Sarı üstlenirken, ödüllü yaratıcı teknoloji ve prodüksiyon çözümleri kreatif direktör Vadi Efe öncülüğünde hayata geçiyor. Şirketin ortakları daha önce de ülkemizde ve yurt dışında başarılı girişimler ve projeler hayata geçirmişlerdi, teknoloji ve pazarlama alanında uzun zamandır aktif olarak yer alan isimler.

Dekatlon Buzz Türkiye’nin ve dünyanın alanında lider birçok markasına hizmet veriyor: Nestle, Türk Telekom, LC Waikiki, Türk Hava Yolları, Bayer, İpragaz, Eczacıbaşı Topluluğu, Garanti Bankası, Rixos Hotels, Cargill, Fibabanka, Tahincioğlu, Stanley Black & Decker ve Çırağan Palace Kempinski.

2001 senesinde Türkiye’deki kuruluşundan bu yana, Altavia Türkiye perakende sektörüne yönelik olarak sunduğu pazarlama iletişimi çözümleri ve baskı hizmetleri ile güçlü bir bilinirliğe ve konumlanmaya sahip. Altavia Türkiye, bu satınalma ile yaratacağı sinerji sayesinde pazarlama hizmetlerini bütünleşik bir bakış açısıyla sunmayı planlıyor.

Bu satınalma, Altavia’nın MOVE2020 (MOVE: Make Our Vision Effective) büyüme planları ve küresel vizyonu ile de örtüşüyor. Altavia 2016 senesinde Fransa, İngiltere, Belçika, İtalya ve Kanada gibi ülkelerde de dijital merkezli farklı şirket ortaklıklarını hayata geçirmişti. Aralık ayında İstanbul’da senenin son satın alma sözleşmelerine imza attılar.

Dekatlon Buzz yöneticileri Vadi Efe ve Samet Ensar Sarı’nın ortaklık ile ilgili görüşleri: ‘Yaratıcı endüstri düzenli bir devinim halinde ve biz dijital dünyaya doğmuş bir şirketiz. Bu ortaklık ile birlikte Altavia grubunun küresel ağı ve bilgi birikiminden faydalanma ve iş ortaklarımız için bütünleşik bakış açısıyla hizmet verme imkanımız olacak, grubun geleceği için katma değer yaratmayı ve iş ortaklarımıza inovatif bir bakış açısıyla hizmet vermeyi hedefliyoruz’

Altavia Türkiye yönetim kurulu başkanı Zeynep Necipoğlu: “Altavia Türkiye için heyecan verici bir dönem başlıyor ve Dekatlon Buzz ekibine aramıza hoşgeldiniz diyoruz. Dijital pazarlama alanını hizmet kalemlerimize dahil ediyoruz ve bu ortaklık ile iş ortaklarımıza ve Türkiye pazarlama ekosistemine yenilik ve fırsatlar sunmayı hedefliyoruz”.

Altavia Europe CEO’su Didier DeJaeger: ‘Dekatlon, Altavia’nin Türkiye pazarında sunduğu hizmetler açısından önemli bir katma değer yaratacak. Birlikte fark yaratacak ve 360° hizmetler sunan bir ajans modeli oluşturuyoruz, bu yeni oluşum perakende sektörüne katma değer yaratacak ve DNA’sında dijital teknolojiler ve inovasyon bulunacak.”

Anlaşmaya göre Altavia, Dekatlon Buzz’ın hisselerinin çoğunluk oranına sahip oldu. Dekatlon Buzz yöneticileri mevcut rollerine ve operasyondaki aktifliklerine devam edecekler, ek olarak, Altavia Türkiye’nin yönetim kadrosuna dahil olacaklar ve Altavia’nin küresel yönetiminde dijital iş geliştirme yapılanmasının bir parçası olarak rol alacaklar.

Altavia Hakkında
Altavia perakende sektörüne odaklı hizmet veren lider bağımsız uluslararası iletişim şirketler grubudur. 1983 senesinde şirketin yönetim kurulu başkanı ve CEO’su Raphaël Palti tarafından kurulan grup, perakende sektörünün ihtiyaçlarına özel olarak geliştirilmiş hizmet ve aktivasyonlar üretir. Altavia 300’ün üzerinde öncü uluslararası markaya hizmet vermektedir ve yenilikçi, teknoloji odaklı, yüksek performanslı iletişim metodları geliştirir ve kullanır.
Altavia’nın şu anda dünyanın dört bir yanında 26 farklı ülkede 34 şehirde ofisleri bulunmaktadır, ve 1,500 kişilik bir çalışan kadrosu mevcuttur. Şirketler grubu 2015’te toplam 675 milyon Euro ciroya ulaşmıştır. www.altavia-group.com/fr

Altavia Türkiye Hakkında
Altavia Türkiye, 1997 senesinde Zeynep Necipoğlu tarafından kurulan Elan reklam ajansının 2001 senesinde Altavia tarafından satın alınması ile kurulmuştur. Altavia Türkiye ülkemizde pazarlama iletişimi ve baskı hizmetleri alanında entegre hizmet veren tek ajanstır.
Altavia Türkiye 360° entegre uzman bakış açısıyla birçok farklı alanda hizmet vermektedir: Reklam kampanyaları geliştirme, mağaza tasarımı, marka danışmanlığı, iç ve dış mekan aktivasyon geliştirme, katalog tasarımı ve baskı hizmetleri (offset ve dijital).
Sunulan tüm hizmetler yerel ve küresel iş ortaklarına özel olarak planlanmaktadır. İş ortakları arasında bulunan markalar: CarrefourSA, TeknoSA, Başak Groupama, Decathlon, Sephora, Renault, Indesit Company, Ebebek, Michelin ve Vodafone.

2012′ye başlarken “yeni yıl kararları”mdan bir tanesi blogumu konsept ve görsel olarak yenileyip tekrar yazmaya başlamaktı. Şu anda yeni yıl’ın 15. gününü doldurduk, ve hala ilk adımı atamadım. İlk adımı atmadan ikincisi gelmeyeceğine göre, erken uyandığım bu pazar gününde aklıma doluşan fikirlerle spontane olarak yazmaya başlamak, iyi bir fikir olabilir.

Bloguma yazmıyorken neler mi yapıyordum? Yeterince bahanem var aslında, kurucularından olduğum sosyal mecra üzerinde iş geliştirmeye odaklı şirketimiz Dekatlon bu süreçte 40 kişilik full time ekibi ve proje bazlı çalıştığımız ekip arkadaşlarımızla birlikte ayda ortalama 50 kişinin emek verdiği bir “sosyal medya fabrikası” haline dönüştü. Henüz 2. senesini doldurmayan genç bir şirket, arkasında herhangi bir yatırım desteği olmadan, son derece genç bir kurucu ekip ile, alanında liderler arasındayız. Ve şirketi ilk kurduğumuz gündeki gibi, vizyonumuz da çok büyük: Sadece Türkiye’de kurumsal şirketlere hizmet veren bir ajans olmak değil, Almanya, İngiltere, Silikon Vadisi, Orta Doğu, Doğu Avrupa; bütün bu pazarlara dokunan, uluslararası servis veren bir şirket olmak. Hizmet skalası yönünden de, sadece popüler sosyal mecra araçları üzerinden iletişim hizmeti veren, veya reklam satınalması üzerine matematiksel kurgular üretip bilgi asimetrisinden faydalanarak para kazanan bir ajans olmak değil de, inovatif ürünlere, hayatın her alanında & teknolojinin dokunup verimlileştirdiği her platformda iş ortaklarına katma değer sağlayacak, ses getirecek projeler ortaya koyan bir portföye sahip olmak. Attığım her adımın bütün bu yazdıklarımla paralel olması için kafa yoruyorum. IAB üyeliğimizden Londra, Berlin, Beyrut, Sofya seyahatlerine kadar hepsi bu “master plan”ın bir parçası aslında.

Türkiye’ye döndüğümden beri, son iki senem ülkemizdeki iş geliştirme dinamiklerini gözlemlemek ve farklı kurumların kültürlerini deneyimlemekle geçti. Anglo sakson kültürüyle yaşamadığımız gibi iş geliştirmediğimiz de çok açık, gelişmekte olan bir ülke ekonomisinde, stratejik karar vericilerin genelde ülke sınırları içerisinde bile olmadığı bir coğrafyada, kurumlar ve bireyler tarafından pek tanınmayan bir alanda emek yoğun bir iş yapıyoruz. Endüstri standartlarından bahsetmek mümkün mü bilmiyorum. Neyse, negatif enerjiye gerek yok: En büyük motivasyonum, kendi dünyamızı yaratabilmek. Kendi kurallarımızı koyabilmek. Attığımız adımların ardından gelen güzel geri dönüşler. Birçok insanın, hatta profesyonelin, sadece 2-3 senedir var olduğunu zannettiği bir alanda, 15 yıldır MS DOS ekranında program yazmaktan akademik araştırmaya kadar ufaklı büyüklü bir şeyler yapan birisi olarak, birikimimi somut çıktılara dönüştürebilmek. Eh, az zamanda da oldukça fazla çıktı sağladık. Tatlı bir yorgunluk…

Devamını getirmeyi planlıyorum. İlk adımı attım.

PS: Chubby Checker’ın efsane parçası için buraya, twist yapmayı öğrenmek için buraya

Bu yazım Marketing Türkiye dergisi Interaktif Pazarlama ekinde 15 Şubat 2011 tarihinde yayımlanmıştır.

Beyrut’ta, ‘La Tabhka’da, Omar Christidis ile buluşuyoruz. Genç, dinamik bir adam. Yerinde duramıyor, enerji fazlası var. Varlıklı bir Arap ailesinin veliahtı, Yale Üniversitesi’nde ekonomi ve işletme okumuş. Bir sure finans üzerine çalıştıktan sonra, bir buçuk sene once Beyrut’a dönerek ‘Orta Doğu dijital sektörünü bir araya getirme’ misyonu ile kolları sıvamış. Lübnan’da, Ürdün’de ve çevre ülkelerde internet kullanımı hızla artarken son birkaç sene içerisinde dijital pazarlama ve sosyal medya iletişimi hiç olmadığı kadar gündemde.

Geçtiğimiz sene ‘Arabnet’i tesadüfen keşfetmiştim: Netlog’un Orta Doğu iş geliştirme sorumlusu Timothy Bataille Beyrut’ta geçtiğimiz sene ilk defa organize edilmiş olan bu dijital medya etkinliğine konuşmacı olarak katılmış, fotoğraflarını facebook’tan paylaşmıştı. Sonrasında yüz yüze görüştüğümüzde ona izlenimlerini sorduğumda, oldukça enteresan bilgiler vermişti. Sık sık Dubai’ye gidip gelen ve orada iş geliştiren bir Avrupalı olarak, Arap ülkelerinde dijital sektörde iş geliştirmenin ne kadar uzun sürdüğünden, fakat pazarın son derece kazançlı olduğundan, ve kalifiye iş çıkartan insan gücü ve hatta ajans-ürün eksikliğinden bahsetmişti. İnternet kullanım oranlarının yükselmesi ve mecra-ajans satın almalarının başlaması, bize coğrafi olarak yakın olan bu pazarı keşfetmek ve takip etmek için enteresan bir dürtü oluşturdu. Lübnan, Beyrut’a Dekatlon Buzz’dan ortaklarım ile birlikte seyahat ederek Arabnet hakkında ayrıntılı bilgi edinme, birkaç dijital ajansı ziyaret etme ve farklı konseptlerde iş geliştiren kişilerle bir araya gelme ve hikayelerini birinci ağızdan dinleme fırsatı yakaladık.

Orta Doğu ülkelerinin ortak özellikleri Arapça konuşmaları ve bu coğrafyada iş geliştirenler kendi ülkeleriyle sınırlı kalmıyorlar, projelerini veya hizmetlerini çevre ülkelere mutlaka ulaştırıyorlar. 22 ülkede yaklaşık 300 milyon kişi Arapça konuşuyor. Dubai’nin yanı sıra kozmopolit ortamı ve hareketli reklam sektörü ile Lübnan, ve merkezi konumuna ek olarak Orta Doğu’nun ilk büyük dijital satınalmalarına ev sahipliği yapan Mısır (bu aralar sıklıkla sansür ve kapatmalar ile anılıyorlar) ve Ürdün, bölgede dijital liderler olarak göze çarpıyorlar. 2008 ortasında Vodafone Mısır’ın network ajans Sarmady’yi satın alması gözleri bölge üzerine doğrulturken bir sene sonra, 2009 ortasında Yahoo!’nun Ürdün kökenli Maktoob.com u 85 milyon dolara satın alması bölgede dijital yayıncılığa olan ilgiyi kat kat arttırmış ve bölge ufak bir startup üssü haline gelmiş. Bir sene içerisinde online reklam harcaması yüzde 35 artış göstermiş.

Beyrut’a bizi davet eden kişi, Londra’da tanışmış olduğum Wixel Studios’un sahibi Ziad Feghali oldu. Ziad’ın öyküsü çok enteresan: Lübnan’ın nadir motion graphic/3d stüdyolarından Wixel’i kurduktan sonra, ilk bir iki sene satabildikleri işler sadece siyaset ve savaş odaklı oluyor. Lübnan’ın karışık siyasi hayatı ve bölgede yaşanmış olan iç savaş sonrası siyasi partiler interneti ve oyunları propagandalarında kullanıyorlar, Wixel de ilk bütçelerini bu yolla kazanıyor. ‘Douma’ oyunu Lübnan’lı siyasi liderleri birbirleriyle savaştırırken, ‘Gaza Shield’ oyuncuyu düşman bombalarından koruyor. Son birkaç senede siyasi atmosferin normalleşmesi ile birlikte Wixel de ‘savaş bitti’ diyor ve farklı markalar için advergame’ler üretmeye başlıyor: Popüler bira markası Almaza flash oyunlar ile futbolu sahipleniyor. Önümüzdeki dönemde de Dubai’de Nestle Kit Kat müzesi için touch screen’ler üzerinden çalışan ve çocuklara dengeli beslenmeyi öğreten oyunlar üretiyorlar. Facebook üzerinden çalışacak ilk sosyal oyunlarını şu anda geliştiriyorlar ve 20’den fazla ülkede aynı anda launch etmeyi planlıyorlar.

Feghali bize öncelikle ülkesini tanıtıp şehrini gezdirdikten sonra bizi Arabnet’in organizatörü Omar Christidis ile tanıştırıyor. Christidis, Orta Doğu’da sosyal medya üzerinde iş geliştiren birçok şahıs ve firma olduğunun farkına varmış ve onları bir araya getirecek bir networker platformun eksikliğini görmüş. Bu boşluğu doldurmak için bir buçuk sene önce Amerika’dan kesin dönüş yaparak Beyrut’a yerleşmiş.

Bizimle buluştuğunda ayağının tozuyla iki haftalık bir “roadshow”u tamamlamıştı. İlk olarak geçtiğimiz sene Arabnet’in birinci ayağını organize eden Christidis, beklediğinin çok çok üzerinde bir ilgi ile karşılaşmış. Bunun üzerine farklı Arap ülkelerinde girişimcilerle yatırımcıları bir araya getiren turlar ve workshop’lar düzenlemeye karar vermiş. Güçlü bölgesel bankaların ve Google’ın desteğiyle 1500’den fazla kişiyi uluslararası workshop’larda bir araya getirmiş. Damascus, Amman, Jeddah, Kahire gibi şehirleri birer birer ziyaret etmişler ve roadshow’un finalini Dubai Internet City’de 300’den fazla katılımcı ile geniş kapsamlı bir konferansta yapmışlar.

Arabnet organizasyonunun ikincisi bu sene 22-25 Mart tarihleri arasında yine Lübnan, Beyrut’ta düzenlenecek. Geçtiğimiz sene sadece 1 günlük olarak düzenlenen etkinlikler bu sene 4 güne çıkartılmış.  Organizasyonun arkasında 18 tane bölgesel firmanın sponsorluğu bulunuyor.

Bütün bu gelişmeler çok heyecan verici, peki bölgede dijital sektör ile ilgili olan bitenleri evimizden nasıl takip ederiz diye sorduğumuzda karşımıza iki önemli blog çıkıyor: StartupArabai ve ArabCrunch. Bu blogların ikincisi ismiyle yüzümüze hafif bir gülümseme yerleştirse de güncel ve zengin içeriği ile göz dolduruyor.

Peki ya dijital reklamcılık sokaklara yansıyor mu diye sorduğumuzda ufak tefek hareketlenmeler görüyoruz. Şehrin doğusundan batısına doğru ilerliyoruz, etraf dev reklam panoları ile dolu. Bunların bazılarında tanıdık bir logo göze çarpıyor: Facebook’un f’si. Özellikle gelişmekte olan inşaat sektörü dijital medyayı outdoor ile birlikte yoğun olarak kullanıyor. Gayrimenkul yatırım ortaklıkları yüksek segmentteki kitleyi sosyal medya üzerinden yakalamaya çalışıyor. Buna ek olarak, yabancı markaların kampanyaları da göze çarpıyor. Huggies, dev binaların üzerinde facebook kampanyasını duyuruyor. Uforyouth platformu ise alışveriş merkezlerinin camlarına spreyle boyanmış bir şekilde gençleri portallarına davet ediyor.

Son zamanlarda Orta Doğu ülkelerinden Türkiye’ye iş geliştirmek için gelen ve Türkiye’deki firmalar ile ortaklıklar yapan şirketler de göze çarpıyor. Çevre ülkelerle vizeler bir bir kalkarken ve karşılıklı ticaret hacmi yükselirken bu gelişmelerin paralel bir şekilde dijital iş geliştirmeye yansımaması şaşırtıcı olurdu. Olan bitenleri göz altında tutmakta fayda var.

Bu yazım Marketing Türkiye dergisi Interaktif Pazarlama ekinde 15 Kasım 2010 tarihinde yayımlanmıştır.

-İngiltere, İskoçya ve İrlanda, Avrupa’da dijital sektörün konumlanmış olduğu lider ülkeler. British Council bu sene ikinci defa gelişmekte olan ülkelerde dijital sektörde iş geliştiren genç girişimciler için IYIE yarışmasını düzenledi. Yarışmanın Türkiye ayağını kazanan Vadi Efe, 10 gün boyunca 12 dünya finalisti ile birlikte Britanya’nın önemli dijital şirketleri ile görüştüğü bir sektör turuna katıldı ve izlenimlerini aktardı.-

British Council, İngiltere’nin kültürel ve ekonomik ilişkilerini geliştirmek için görev yapan bir kurum. Bir süredir birçok farklı ülkeden girişimcileri bir araya getiren etkinlikler düzenliyorlar, bu sene de Sinema-TV ve interaktif medya alanında iki yarışma düzenlediler. Bu yarışmalarda kazananlar ve etkinliklere katılacak kişiler belirlenirken aday kişinin 35 yaşından genç olması, kendi ülkesinde ekonomik ve kültürel anlamda fark yaratan sektörel bir projeye imza atıp en azından 3 sene boyunca başarılı bir şekilde bu işi sürdürmüş olmasını istiyorlar. Finalistlerin kendi ülkelerinde sektör liderleri arasına girecek potansiyeli taşımasını, uluslararası iş geliştirmek için yeterli alt yapıya ve isteğe sahip olmasını bekliyorlar.

Rusya, Çin, Hindistan, Arjantin gibi gelişmekte olan ülkeleri hedefleyen bu yarışmaların Türkiye interaktif medya ayağına 360 derece dijital gençlik iletişimi markamız olan “ortakantin” ile başvurumu yaptım ve finale kalıp sunum yapmak için çağırıldım. Ortakantin’i henüz öğrenciyken bir sosyal ağ projesi olarak başlatıp sonrasında başarılı bir şirkete ve alanında lider bir markaya nasıl dönüştürdüğümüzden bahsettim. Dot com projesi olarak başlayıp mobil uygulamalara, içerik ve katma değerli servis ortaklıklarına geçişimizden, ülkemizin en büyük gençlere odaklı reklam ajansı Youth Republic’in yatırımından, ve bu ortaklık sonrası sosyal medyayı outdoor pazarlama projeleri ile birleştirip uluslararası alanda bir best practice yaratmak için yaptığımız çalışmalardan bahsettim. Bu şekilde IYIE Türkiye ayağını kazanıp 10 gün boyunca İngiltere ve İskoçya’da birçok farklı interaktif ajans, startup ve girişimci ile bir araya geldiğimiz sektör turuna katılmaya hak kazandım.

İngiltere, İskoçya; kısa kısa…

12 farklı ülkeden finalistler Londra’da bir araya geldi. Kalınacak otellerden birlikte kahve içilecek girişimcilere, ziyaret edilecek firmalara ve katılınacak sektörel etkinliklere kadar her ayrıntı belirlenmişti. Tur boyunca Londra’da bir hafta geçirdik bunun dışında interaktif oyun firmalarının merkezi İskoçya’da Dundee ve Edinburgh’da birer gün kalıp bir gün de dijital inovasyon şehri Middlesbrough’da geçirdik. Kısacası çok yoğun ve kapsamlı bir program uygulandı.

Ziyaret ettiğimiz yerler arasında lider global ajanslar R/GA ve Isobar’ın merkezleri, WIRED dergisi, Londra minibar etkinliği, bunlara ek olarak birçok irili ufaklı startup, dijital inovasyon merkezleri ve hatta iki tane de üniversite yer alıyordu. Birçok farklı ülkede şubeleri bulunan firmalar genelde uluslararası iş geliştirme kararlarını nasıl aldıklarından bahsederken startup’lar sıfırdan kurulup hangi modelleri izleyerek büyüdüklerinin üzerinde durdular. Katıldığımız dışarıya açık etkinliklerde de bol bol temsil ettiğimiz ülke ve sektör hakkında bilgi paylaşımında bulunma ve projelerimizi sunma imkanı bulduk. Bu süreçte en fazla Türkiye’nin mevcut potansiyelinden, genç nüfusundan ve yoğun internet kullanımından, gün geçtikçe daha fazla kurumsal firmanın sosyal medya üzerinde iş geliştirdiğinden bahsettim. Türkiye’de başarılı olmuş dijital iş modellerini ve startup’ları anlattım.

Peki ya Rusya, Lübnan, Hindistan, Meksika?

10 günlük organizasyon boyunca sık sık birlikte vakit geçirdiğim diğer katılımcılar dünyanın dört bir yanından farklı interaktif pazarlar hakkında fikir edinmemi sağladılar. Dikkatimi çeken en önemli konu, gelişmekte olan pazarlarda genç yaşında başarı elde etmiş bütün katılımcıların en çok yakındıkları konunun, birlikte çalışabilecekleri veya ekiplerine katabilecekleri kalifiye insane kaynağının az olmasıydı.

Birkaç örnek verelim: Meksika’da şu anda Orta ve Güney Amerika’nın en büyük dijital ajansı olan GrupoW’yi kuran ve 10 senedir işleten Ulises Valencia, ekibine katacak eleman bulamayınca farklı ülkelerden çalışanları Meksika’ya davet etmiş, bu şekilde uzun vadeli istikrar sağlayamayınca sonunda kendi yetenek havuzunu oluşturmak için Digital Invaders eğitim programını başlatmıştı. Benzer bir şekilde Beyrut’un tek dijital oyun firması Wixel Studios’u kuran Ziad Feghali de ekibini birçok komşu ülkeden davet ettiği insane kaynağı ile sürdürebiliyordu.

12 farklı ülkeden gelmiş olan katılımcıların ortak bir sıkıntısı da kendi ülkelerinde dijital pazara aktarılan bütçelerin kısıtlı olması ve ekonomilerin stabil olmamasıydı. Küçük ülkelerde pazar sıkıntısı yaşanırken Hindistan, Rusya ve Çin’de en azından geniş bir hedef kitleye ulaşabiliyordunuz.

Türkiye’yi en çok Rusya ve Endonezya pazarları ile paralel olarak konumladım. İki ülke de genç nüfusları ve yüksek sosyal ağ kullanım oranları ile büyük bir potansiyel teşkil ediyor. Ajanslar yerel markalar ile başarılı çalışmalara imza atabiliyorlar. Rus interaktif ajans 2Nova’nın kurucusu Danis Suleymanov Efes Pilsen için hazırlamış oldukları kampanyalardan bahsederken gözleri parlıyordu. Benzer şekilde Endonezya’da batik sanatını dijital ortamda geliştirmek ve yaygınlaştırmak için çalışmalar yapan Luki, ülkesine harika bir sosyal sorumluluk projesi armağan etmişti.

Fırsatlar ve dikkatimi çekenler…

En çok karşıma çıkan ve fırsatlar içerdiğini gördüğüm konu başlığı bağımsız platformlar üzerinden oynanan sosyal oyunlar oldu. Eskiden kutulu olarak yayıncılar üzerinden satılan ve bilgisayarlara kurulan oyunlar artık konsollar üzerinden, facebook platformunda, hatta mobil cihazlar üzerinden etkileşimli bir şekilde oynanıyor ve mikro ödeme yoluyla üreticisine güzel maddi geri dönüşler bırakıyor. Popüler oyunları farklı platformlara uyarlayan teknoloji firmaları hem İskoçya hem de İngiltere’de oldukça başarılı ve tatmin olmuş görünüyordu.

Medyanın interaktiviteye ve online ortama kayışı da çok konuşulan konulardan bir tanesi oldu. Doğru içeriği stabil kanallar üzerinden tüketiciye ulaştıran firmalar başarı öyküleri yazmışlardı hep. Dijital ürünlerin yerelleştirilmesi ve farklı pazarlara sunulması, gelir paylaşım modelleri ve 360 derece dijital pazarlama yaklaşımları da 10 gün boyunca en fazla konuşulan, harika fırsatlar içerdiğine inandığım konu başlıkları oldular.

Aslında bu yazıya ‘sosyal medya hizmet sektörü ve bilgi asimetrisi‘ gibi bir başlık atacaktım, fakat seçtiğim başlık daha net ve ilgi çekici oldu sanırım.

“İnternet projeleri geliştirmek” ve “web sayfaları üretmek” senelerdir kabul gören, spesifik işler. Fakat bu işleri yapan kişiler geçtiğimiz bir iki seneye kadar asla adamakıllı bir “sektör”e ait olmamışlardı. Ta ki havalı “sosyal medya” tabiri bulunana, ve internet mecraları üzerinden iletişim ve pazarlama hizmetleri sunmanın adı “sosyal medya hizmet sektörü” şeklinde tanımlanana kadar.

Sosyal medya konusunda hizmet veren birçok kişi ve kurumun bulunduğu günümüzde, bu kişi ve kurumlardan hangilerinin bu konuda ‘uzman’ olduğu sorusu sıkça soruluyor. Ben de bu soruya yanıt arayıp önemli olduğunu düşündüğüm bazı noktaları listeleyeceğim.

Bana sorarsanız, “sosyal medya” bir ekip işidir, ve bir ekibin sosyal medya konusunda danışmanlık ve hizmet verebilmesi için birçok farklı konuda uzmanlığa sahip olması gerekmektedir.

Bu konu başlıklarını bir liste haline getiriyorum. Listeyi her daim güncelleyebiliriz, önerilerinizi beklerim.

  • İnternetin doğuşuna, kitlelere yayılışına, internetsiz bir dünyanın ‘internetli’ bir dünyaya dönüşümüne şahit olmak. Bu sayede sosyal medya araçlarının insan hayatına kattıklarını deneyimlemek ve gözlemlemek. Ülkemizde ve dünyada başarılı olmuş internet projelerini yakından tanımak, neden başarılı olduklarını bilmek. (Ülkemizde 1996 senesinden beri internet kullanılıyor ve o yıllarda en az 12-13 yaşında olup internet kullanmaya başlamış olan kitlenin bu konuda önemli bir bilgi birikimi olduğuna inanıyorum. Uzun zamandır internet kullanıyor olmak, internette sık vakit geçirmek, sosyal medya iletişiminde başarılı olmak için önemli)
  • İnternet projeleri, özellikle ‘sosyal ağ’, ‘forum’, ‘haber sitesi’ formatında kullanıcıların etkileşime geçtiği türden sosyal medya araçları üretmiş ve başarı ile işletmiş olmak. (İnternet kullanıcılarının kullanım deneyimlerini, mecralar üzerinde ürettikleri diyalogların nereden kaynaklandığı, nasıl kontrol edilebildiğini bilmek, kısacası ‘community management‘ konusunda deneyimli olmak, çok önemli.)
  • Teknoloji üretebilmek ve online ürün yönetebilmek. (Teknolojiyi ‘hands-on’ yani alaylı olarak tanımak ve teknolojik ürünleri stabil bir şekilde üretip yönetebilmek, sosyal medya sektörünün ihtiyaç duyduğu uzmanlık alanları arasında önemli bir tanesi. Bu uzmanlığa sahip olanlar inovasyon yaratabilirler, sosyal medya üzerinde sunulan hizmetleri başarılı bir şekilde analiz edip ölçümleyebilirler, kendi ürünlerini veya iş ortakları için gerekli olan ürünleri kısa sürede üretebilir ve özelleştirebilirler.)
  • Reklamcılık, iletişim, pazarlama, pazar araştırma, müşteri hizmetleri yönetimi konusunda ve daha birçok konuda bilgi birikimi. (Sosyal medya o kadar kapsamlı ki, her geçen gün daha fazla insan internet kullandıkça yapılabilecek işler ve alınabilecek geri dönüşler de o derece artıyor. Sosyal medya üzerinde hizmet vermek için bu saydığım konular dışında kimbilir daha kaç konuda bilgi sahibi olmanız gerekiyor. Bütün bu konu başlıklarında uzman olan binlerce şirket ve insan, bu disiplinleri internet üzerine nasıl etkili olarak taşırız, bunu düşünüyorlar.)
  • Akademik disiplin, eğitim ve altyapı. (Sosyal medya sektörü, firmaların aldığı geri dönüşler geliştikçe, yapılan yatırımlar büyüdükçe gelişiyor. Rekabet her geçen gün artıyor. Herhangi bir konuda uzmanlığı bulunmayanların sesinin çok çıktığı bir yerden “uzmanlık”ın geçerli olacağı bir sektör olmaya doğru gidiyor. Akademik disiplin ve altyapı, her konuda olduğu gibi sosyal medya üzerinde hizmet verme konusunda da önemli bir rol oynuyor. İyi bir liseden, üniversiteden mezun bir işletmeci, endüstri mühendisi, ekonomist vb. nasıl en iyi inşaat şirketlerinde oluyorsa, sosyal medya konusunda hizmet veren firmalar da sektör geliştikçe en iyiler ile çalışacaklar. Bilgisayar mühendisliği, programcılık, enformatik gibi bölümler teknoloji ve ürün yönetimi konusunda birikim oluştururken gazetecilik, iletişim, reklamcılık, sosyoloji gibi bölümler de iletişim tarafına hizmet veriyor. Yavaş yavaş üniversiteler yeni medya konusuna da el atıyorlar, fark etmişsinizdir.)
  • Kültürel birikim, çok yönlülük. (Geleneksel medya yani TV-gazete-dergi gibi mecralar üzerinde nasıl çok yönlü, fark yaratabilen, kültürlü kişiler rağbet görüyorsa sosyal medya da bunu talep ediyor. Kültürlü, birikimli, çok yönlü kişiler sosyal medya üzerinde de fark yaratıyor,  yaratıcılığını gösteriyor.)
  • Kurumsal tecrübe, internet ve sosyal medya dışarısında iş geliştirme tecrübesi, realist bakış açısı. Kısacası ‘business know-how’ (İnternet üzerinde bir start-upınız, bir e-ticaret siteniz, bir blogunuz, ya da bir ajansınız olabilir. Değişmeyecek olan tek şey, sunduğunuz hizmetin senelerdir değişmeyen arz-talep ilişkilerine, ‘business’ bakış açılarına, insanların internet yokken de talep ettiklerine, internetin oluşmasından sonra talep edeceklerine uyumlu olmasıdır. Yoktan business var etmek değil, dünyanın gidişine ve büyük resme bakmak, ihtiyaçları tespit etmek ve gerçekçi bir şekilde iş geliştirebilmek önemli.)
  • Küresel bakış açısı, yabancı dillere hakimiyet, yabancı pazarları takip etmek, analiz etmek ve gözlemlemek. (Sadece sosyal medya için değil belki de herhangi bir işte, sektörde, hatta hayatta önemli olan bir konu varsa o da Türkiye dışında işlerin nasıl yürüdüğünü gözlemleyebilmek. Hem gelişmiş pazarlardaki öncü oyuncuların neler yaptığını, nasıl adımlar attığını görmek, hem de gelişmekte olan pazarlardaki eğilimleri incelemek, doldurulan boşlukları fark etmek çok önemli. Bütün bunları yapabilmek için iyi yabancı dil bilgisi, bol bol okumak, seyahat etmek, insanlarla ve firmalarla tanışmak gerekiyor.)

Şimdilik benden bu kadar, aklıma gelen farklı yaklaşımlar, veya farklı paylaşımlar olduğu sürece listeyi güncellemeye devam edeceğim.

International Young Interactive Media Entrepreneur UK Tour dahilinde bir haftadır İngiltere ve İskoçya’da birçok büyük firma, startup ve girişimci ile yüz yüze görüşme imkanı bulduk. Bunlar arasından ilgimi çeken bir oturumu paylaşmak istiyorum.

70′li yıllarda dünyanın ilk interaktif oyun uygulamalarını başlatan (FRP – RPG oyunları AD & D ve Warhammer, kendi maceranızı kendiniz yönlendirebildiğiniz Fighting Fantasy kitapları) sonrasında dünyanın en büyük dijital oyun firmalarından EIDOS’un kurucu ekibi arasında yer alıp uzun süre başkanlığını yapan, Tomb Raider ve benzeri birçok başarılı oyunun altında imzası bulunan bir isim olan Ian Livingstone (bkz. wikipedia) ile bir ‘masterclass’ a katıldık.

Ian’ın eğlenceli sunumu, kitaplardan masaüstü oyunlara, sonrasında bilgisayar ve konsol oyunlarına, ve şu anda da sosyal oyunlara yönelmesi ve her alanda inanılmaz başarılı işler çıkartması “interaktif oyun” alanında nerelerden gelip nasıl bir geleceğe doğru ilerlediğimiz konusunda harika bir vizyon kattı bize. Bazı notlarımı paylaşmak istiyorum:

  • Ian’ın hayattaki mottosu “life is a game”miş ve sunumunu bu şekilde başlattı.
  • Hayatta her zaman sevdiği şeyleri yapmak istemiş. Eğer işinizi bir hobi gibi severek yapıyorsanız, o zaman mutlaka başarılı olursunuz. Oyun oynamaya bayıldığı için de oyunları nasıl iş olarak geliştiririm diye hep kafa yormuş ve çok başarılı olmuş. Ben de küçüklüğümden beri böyle düşünürüm ve internet üzerinde projeler geliştirmeye hobi olarak başlamıştım, sonrasında meslek olarak benimsedim :) Değerli bir paylaşım oldu benim için.
  • Herkesin yaptığını yapmayın, orjinal olun, boşlukları görün, yeni bir şeyler üretin diyor.
  • Küçük işi büyütmek için yatırım gerekli mi? gibi sorulara “işinizi severek yapıyorsanız bu tür ayrıntılara takılmıyorsunuz” şeklinde cevap verdi.
  • Games Workshop adlı RPG ve türevlerinin oynandığı dükkanlardan ilkini kendileri gibilerle oyun oynamak için açmışlar, sonrasında dükkan önünde inanılmaz kuyruklar oluşunca işi büyütmüşler. 70′li yıllarda ellerinde kutu oyunları bulunan şu anda ‘geek’ tabiriyle anılan insanların oyun oynadığı birçok fotoğraf paylaştı bizimle.
  • Dungeons & Dragons serisi exclusive özelliğini kaybettikten sonra Warhammer’ı başlatmış. Hasbro her zaman mass market’i hedefledi fakat biz Warhammer’ı gerçekten oyun oynamaya emek harcayan kitleye özel tuttuk ve asla boyanmış olarak satılan figürler piyasaya sürmedik diye anlattı.
  • Komplike değil basit projeler yapın diye altını çizdi.
  • Türkiye’de “Macera Tüneli” adı altında satılan ve benim de küçükken severek okuduğum interaktif kitap serisinin ilk reklamlarını gösterdi. Sloganlar şu şekildeydi: “Deathtrap Dungeon – a fighting fantasy gamebook where YOU are the hero” Adı üstünde, insanlar interaktiviteye yani dahil olduğu ürüne katılımda bulunmaya bayılıyor.
  • Oyunlarla ilgili en önemli üç şey: Gameplay, gameplay, gameplay – yani oynanabilirlik.
  • İnsanlar neden oyun oynar? Çünkü duygusal tepkimeler yaşarlar: Üzüntü, mutluluk, korku, başarı…
  • Farmville neden başarılı? Öncelikle çok basit, sadece ürün harvest edip satıyorsun. Hem de sosyal: Arkadaşlarınla paylaşıyorsun. Kendisine şöyle bir soru sordum: Zamanında SimFarm diye benzer konseptte bir oyun vardı ama hiç tutmadı, neden? Çok komplike bir oyun olduğunu söyledi. Farmville’de birçok şey otomatik, kolay. Paylaşım üst seviyede. Farmville Pong oyunu gibiymiş.
  • Gourmet Ranch diye bir sosyal oyunları varmış şu anda. Yüzbinlerce kişi oynuyormuş.
  • Sosyal oyunlara kullanıcıların her gün giriş yapması lazım, yoksa başarılı olmaz. Onlara her gün giriş yapmak için nedenler verin.
  • Facebook ve iPhone gibi mecralarda öncelikli olarak piyasaya girip kitlelere ulaşanlar çok şanslıydı. Şimdi bir ürünü yaymak için çok reklam yapman gerekebiliyor. Kendiliğinden yayılma oranı düştü.
  • Oyun oynamak her zamankinden daha popülermiş ve oyun piyasası dünyada 90 milyar dolarmış.
  • Smartphone’lar ve facebook gibi uygulamalar günümüzün platformları ve 10 milyonlara 100 milyonlara kolayca ulaşabiliyorsunuz.
  • Tomb Raider serisi aslında ilk olarak Rick Dangerous diye tasarlanmış. Adam Indiana Jones’a çok benziyor diye karakteri değiştirmek isteyip kadın bir karakter Lara Croft’u tasarlamışlar. 100 bin satış beklerken tam 7 milyon tane satmış. Toplam seri 30 milyon adet satmış. 1 milyar dolar ciroya ulaşmış.
  • Sadece iyi yaptığınız işe odaklanın. Lara Croft’a rap müzik yaptırmışlar, rezil olmuşlar.
  • Angelina Jolie ile muhabbetiniz nasıldı? diye bir soru sordum: “Still recovering from that” dedi :)
  • Lara Croft o kadar ünlü olmuş ki Pepsi, Jeep, Seat gibi firmaların reklamlarında oynamış, bir sürü yan ürünü oyuncakları vb. üretilmiş.
  • Oyun oynamak artık çocuklara ait bir şey değil, herkes oyun oynuyor.
  • WOMM ile yayılıyoruz diye paylaştı. Pazarlama ve PR bütçeleri az tutulurmuş. 30 milyon prodüksiyon bütçesi olan bir oyuna 10-20 milyon tanıtım bütçesi koyarız en fazla dedi.
  • En son şu sözler ile bağladı oturumu: Be out there first, be the best, own the name, have the brand awareness-> build & own. users have no attention span – be simple and communicable.

PS: Başlıkta “interaktif oyunların efendisi” tabirini kullanırken “Yüzüklerin Efendisi”ne gönderme yapmak istemiştim. Ian masaüstü RPG oyunlarını ve Warhammer’ı başlatan kişi olduğu için :)

London calling!

2010 boyunca çok yoğun bir gündemim olmasına rağmen uzun zamandır blogumu güncellemek için vakit bulamıyordum. Şu anda Londra’nın merkezinde bir otelin lobisinde “International Young Interactive Media Entrepreneur” ödülleri dünya finalistleri ile birlikte otururken bir şeyler yazmam gerektiğini fark ettim. Bundan 10-11 sene önce internet üzerinde ilk projelerimi geliştirmeye başladığımda aklımdan geçenleri adamakıllı gerçekleştirmiş ve uluslararası alanda ülkemi geliştirdiğim interaktif projeler ile temsil edecek duruma gelmiştim, bunu paylaşma zamanıydı.

İngiliz hükümetinin düzenlediği “Uluslararası Genç İnteraktif Medya Girişimcisi” yarışması 35 yaşını aşmamış ve kendi işini yapan, en azından 3 senedir bu işi başarılı bir şekilde sürdüren kişileri hedefliyor. Kurduğu iş modeli ile kendi ülkesinde fark yaratan ve interaktif iş geliştirme alanında ülkesinde lider konumda bulunan genç iş insanlarını uluslararası arenaya çıkartmak özellikle de İngiliz firmaları ile bir araya getirmek amacını taşıyorlar. Şu ana kadar kısıtlı süre içerisinde Çin, Meksika, Rusya, Slovenya, Letonya gibi birçok ülkeden e-ticaret ve interaktif iş geliştirme üzerine çalışan kişilerle tanışma olanağı buldum.

Bu kapsamda 2005’te bir dot com projesi olarak hayata geçen, 2007’de şirketleştirdiğim ve 2009’da Youth Republic yatırımı ile birlikte gençleri internet, mobil teknolojiler, outdoor gibi her alanda yakalayan 360 derece bir dijital gençlik iletişimi markasına dönüştürdüğüm ortakantin projesi ile Türkiye yarışmasını kazandım ve aynı proje ile 10 gün sürecek dünya finaline katılmaya hak kazandım. Bu final organizasyonu kapsamında İngiltere’de ve İskoçya’da içinde Eidos, Wired gibi dünya markalarının bulunduğu birçok dijital firmayı ziyaret edip kurucuları ile tanışma ve ilerde birlikte iş geliştirme imkanına kavuştuk. Dün akşamki tanışma organizasyonu ile başlayan etkinlikler bugün British Council’in ağırlaması ve yarın da final sunumları ile birlikte devam edecek.

Bu 10 günlük yoğun uluslararası networking sürecinin tamamlanmasının ardından ayrıntılı bir gözlem ve analiz yazısını Marketing Türkiye’de paylaşacağım. Twitter’dan da ufak tefek paylaşımlarda bulunacağım.

Finalde Türkiye adına ödülü kazanabilir miyim merak ediyorum. Diğer finalistlerin ne kadar tecrübeli olduklarını bilmediğim için bu konuda bir öngörüde bulunamıyorum. Tek bildiğim teknoloji alanında dünya çapında ödüller almaya ve katılımlarda bulunmaya başlamak işini doğru yaptığının kanıtıdır. Türkiye’de kısıtlı bir bilgi birikimi ve rekabet içeren henüz adamakıllı gelişmemiş bir sektör içerisinde bir şeyler başarmak güzel, fakat rekabetüstü bir alanda bunu başarmak asıl hedeflememiz gereken olmalı. Almanya’da yaşar ve çalışırken de bunları düşünüyordum, şimdi Türkiye’de yaşar ve çalışırken kendi ülkemde geliştirdiğim projeler ile uluslarası arenaya bir köprü vazifesi görebilirsem ne mutlu bana.

Bu akşam Taksim’de Ghetto’da mor ve ötesi‘nin yeni albümü ‘MASUMİYETİN ZİYAN OLMAZ‘ın lansman partisine katılacağız. Grup albümün çıkışını internetin viral etkisini kullanan güzel bir sosyal medya kampanyası ile duyurdu. www.masumiyetinziyanolmaz.com adresindeki mikrositeye giren kişiler grubun yeni albümünden parçaları dinleme şansını yakaladılar. Can alıcı olan kısım albümün çıktığını facebook ve Twitter’dan paylaşanlara ödül dağıtan sosyal medya kampanyasıydı. Bu kampanya için hiç reklam bütçesi harcamamış olmamıza rağmen albümün çıktığını 15 gün içerisinde yaklaşık 10 bin kişi facebook’tan, yüzlerce kişi de Twitter’dan paylaştı. Kampanyayı sosyal medya iletişim ajansımız Dekatlon Buzz organize etti.

Bu yapılan paylaşımlar albümün çıkışını dinleyicileri arasında yaydı. Arkadaşının yaptığı paylaşımı gören kişiler siteye girip şarkıları dinlediler ve kampanyaya katılmak için onlar da kendi arkadaşlarıyla albümün çıkışını paylaştılar. Bu şekilde kısa sürede yaklaşık 50.000 kişiyi mikrositeye çektik.

Albüm dün piyasaya sürüldü ve ben de şarkıların tamamını bu akşam konserde dinleme fırsatı bulacağım:) Herkesi Ghetto’ya bekleriz.