twitterBugün iki arkadaşım ile bir yerde oturmuş bir şeyler içerken sohbet nereden döndü dolaştı tam hatırlamıyorum ama insanların internet üzerinden kendilerini sergilemesi konusuna geldi. Aklıma gelen iki örnek; yeni doğan bebeğine Twitter hesabı açan ve bebeğinin ağzından “twitleyen” kullanıcılar, bir diğeri de bebeğinin doğumu ile birlikte blog tutmaya başlayan ebeveynler idi. Bu iki hareket oldukça sempatik ve çocuğunuz büyüyünce ona sunacağınız bu kayıtlar onu çok sevindirebilir, fakat o çocuklar büyüdüğünde de acaba bu kayıtlar bugünkü kadar anlam ifade ediyor olacaklar mı? Biz bebekken çekilmiş olan çok az video kaydımız var -benim dayımın düğünündeki bir kaydım dışında hiç yok sanırım- peki ya bunun eksikliğini çekiyor muyuz? İlerde bu durum nasıl olacak?

Kısaca şöyle dedik: İnsanlar internet üzerinden kendilerini o kadar çok gösteriyorlar ki, bunun hayatımızdaki anlamı gittikçe azalmaya başladı. (Bu arada konunun nereden buraya geldiğini hatırladım: Lisedeyken bir müzik grubumuz vardı, ve verdiğimiz konserlerin bir tanesini video kasete kaydedip kasetten CD’ye çektirmiştik. O kayıtları bulabilsem ne kadar çok sevineceğimi ve henüz üzerinden 8-9 sene geçmiş olmasına rağmen o zamanlar dijital kamera almanın-kullanmanın ve video kayıt yapmanın ne kadar zor olduğunu anlatıyordum. Şimdi bunları yapmak ne kadar da kolay, her şeyi kolayca kayıt edebiliyoruz, arkadaşlarımızla, hatta tanımadığımız insanlarla rahatça paylaşabiliyoruz. )

Peki ya her geçen gün kendini ifade imkanının kolaylaşması/yaygınlaşması dışında, özel yaşamı kayıt altına almak, yaptıklarımızı internet üzerinden duyurmak tehlikeli mi? Bunun sınırları neler? Bir de bunu düşünelim.

facebook-privacySon günlerde gündemi meşgul eden haberlerden birisi Facebook’un kullanıcı bilgileri ile ilgili yaptığı değişiklikler ve attığı geri adımdı. (siberkültür‘den okuyun: 1 2) Birkaç sene öncesini bir düşünelim: Kullanıcı profilleri içeren web siteleri, sosyal ağlar ilk yaygınlaşmaya başladığında kendimizi özgürce ifade ediyor, uykusuz geceler boyunca yakın çevremizdeki insanların profillerini okuyorduk, öyle değil mi? Peki ya sonra ne oldu? Kişisel bilgilerin kötüye kullanımıyla ilgili olaylar başladı -ki insanın içinde olan şeylerin dışa vurumu bunlar sadece- ve gizliliğin önemi ortaya çıktı. Ve sosyal ağlara kapsamlı gizlilik ayarları eklenmeye başladı. “Gizlilik” facebook’u da başarıya taşıyan en önemli faktörlerden birisidir. Kendini internetten ifade eden kişiler artık ne kadar erişilebilir olduklarını, verdikleri bilgilerin kimler tarafından görüntülenebileceğini tam anlamıyla kontrol altına almak istiyorlardı.

İnternet belki ilk kullanıldığında bir oyuncak gibi algılanıyor, fakat öyle değil. Yaşamımızın bir parçası, hayatımızı yansıtan, etrafımızdaki insanlarla iletişim kurmamızı kolaylaştıran bir ağ. İnternet üzerindeki neredeyse her aktivitemiz bir iz bırakıyor. Devletimiz de internetin ilk yıllarında hiç müdahalede bulunmayıp -muhtemelen internetin sunduğu olanakların ayırdında değillerdi- sonrasında -hiç samimi bulmadığım, tersine birçok açıdan zararları yadsınamaz- “temiz internet” kampanyalarına girişmedi mi? Belli ki internetteki özgür/kaotik ortam bir tehdit olarak algılandı. Bir de bu durumu kişisel bilgilerimiz konusunda düşünelim; fotoğraflarımızın, yazdıklarımızın başkaları tarafından rahatça paylaşılabildiğinin, kayıt altına alındığının yeterince farkında mıyız?

İnsanlar yavaş yavaş bunların farkına varıyorlar. Yeni jenerasyonlar internet ile doğuyorlar ve ilk üye olacakları sosyal ağlarda gizlilik ayarlarını kullanmayı öğrenecekler. Belki de üniversiteden yeni mezun çocuğunu bir anne şöyle uyaracak: “İş arıyorsun madem, partilerde sabaha kadar eğlenirken çektiğin fotoğraflarını facebook’tan kaldır derim.” Biliyoruz ki yakın arkadaşlarımız, arkadaşlarımızın arkadaşları ve iş çevresinden tanıdıklarımız; herkes bizim hakkımızda doğru ya da yanlış izlenimler ediniyor; nasıl bir edinime sahip olacaklarını da biz kontrol ediyoruz.

İnternet üzerinden iletişim kurmak şimdilik bir sanat, her kullanıcı aynı tecrübeye sahip değil, hikayeler henüz kulaktan kulağa fazla yayılmadı. Fakat internet her geçen gün yaşamımızın daha da içerisinde yer alacak ve dijital göçmenler yerlerini dijital yerlilere bıraktıkça internet üzerinden kendimizi ifade ederken daha fazla düşüneceğiz, bu durum yaşamımızdaki sözlü -ve hatta yazılı- kurallarımız arasında yerini alacak. Hem gizlilik, hem de teknolojiye daha kolay erişim şu anda kendini internet üzerinden ifade etmeye son derece meraklı olan insanların heveslerini törpüleyecek, bizi dengeleyecek.



Toplam : 2 Yorum var

    MS Şubat 23rd, 2009 at 4:24 pm

    Bana tam ters yone gidiyor gibi geliyor, gizlilik kaygısı gittikce azalacak, insanlar gittikce daha “acik” olacak. Facebook’ta mini feed ilk ciktiginda buna karsi gruplarin kurulmasi, kampanyaların duzenlenmesi daha sonradan bu gruplarin gunumuz dunyasinda buna karsitliklarinin anlamsizlastigini aciklayarak buna son vermesi gibi.. Simdi artik mini feed hayatimzda normallesti, kiminle ne paylasacagimizi da nispeten seciyoruz. Su anda twitteri veya bloglari olan bebeklerin de bir zaman sonra donup twitter veya bloglarini okuyacaklarini da pek sanmiyorum, simdiden degeri artan dakikalar o zamana kadar baya bir degerlenmis olur, zamanlari olmaz heralde. Olsa da olasi alternatifler karsisinda kucuk sirin donemleriyle pek ilgilenmezler sanki. Hatta o zamana kadar bu tur anilarin anlamsiz hale gelmesi merak uyandirmamasi da mumkundur. Hersey kotu olacak seklinde degil de, degerler degisecek bence. Degisiyor da zaten.

    Vadi Efe Şubat 25th, 2009 at 6:45 am

    @MS;
    Mini feed konusunda haklısınız, o özelliğin sunduğu işlev çok güçlü olduğu için -yakın çevremizi çok kısa süreli gecikmelerle takip etmemizi sağlıyor ve sosyal ağ içinde olan bitenleri rahatça erişebilir hale getiriyor- vazgeçilemez bir konum edindi kendisine.
    Değerlerde olan değişim, hızlı küreselleşme ve doğru/yanlış bilgiye ulaşımın bu kadar kolay olması hem oldukça heyecan verici hem de çok korkutucu.

Yorumunuz:


  • February 23, 2009 at 9:58 pm Vadi Efe
    bugün arkadaşlarımla kısa bir muhabbet sonrası aklıma gelenler ve "bunu bloguma mutlaka yazmalıyım" sendromu sonrası dökülen paragraflar, kendimce yorumlar...
  • February 23, 2009 at 10:38 pm Metin Kahraman
    Acaba o patronlar ne yapacak facebook'taki resimlerini :))
  • February 23, 2009 at 10:56 pm Vadi Efe
    :) naçizane bir örnek oldu. şu eklemeyi yaptım: Azar işitmek uç bir örnek tabii, fakat biliyoruz ki yakın arkadaşlarımız, arkadaşlarımızın arkadaşları ve iş çevresinden tanıdıklarımız; herkes bizim hakkımızda doğru ya da yanlış izlenimler ediniyor; nasıl bir edinime sahip olacaklarını da biz kontrol ediyoruz.

Add a comment on FriendFeed